İletişim Adresi

   
  ARTVİNLİ ORHAN
  TURKiYEDE TEROR ve TERORUN GELiSiMi : 2
 


TÜRKiYEDE TERÖR ve TERÖRÜN GELiŞiMi - Sayfa : 2

Bu arada, yasadışı örgütlerin güdümünde hareket eden işçi, memur, gençlik kuruluşları ile yine bu örgütler tarafından yasal platformda çıkarılan dergi ve gazeteler etrafında toplanan gruplar da kamu düzenini bozmaya yönelik faaliyetlere aktif olarak katılmaktaydılar. Bu kuruluşlar aşağıda belirtilmiştir.
Siyasal Partiler;
*Türkiye İşçi Partisi (TİP),
*Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP),
*Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP)
*Türkiye Emekçi Partisi (TEP),
*Vatan Partisi (VP),
*Sosyalist Devrim Partisi (SDP),
*Sosyalist Vatan Partisi (SVP),
İşçi Kuruluşları;
*Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK),
*Milliyetçi İşçi Sendikaları (MİSK),
*Akıncı İşçiler Derneği (AK-İŞ)
Memur Kuruluşları;
*Türkiye Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER),
* Ülkücü Öğretim Üyeleri ve Öğretmenler Derneği (ÜLKÜ-BİR),
*Tüm Memurlar Dayanışma Derneği (TÜM-DER),
*Akıncı Memurlar Derneği (AK-MEM),
* Ülkücü Memurlar Derneği (ÜLKÜM),
*Polis Derneği (POL-DER),
*Polis Birliği Derneği (POL-BİR)
Gençlik Kuruluşları; *Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (DEV-GENÇ),
*İlerici Gençler Derneği (İGD),
*İlerici Kadınlar Derneği (İKD)
*Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği (YDGD),
*Yurtsever Devrimci Gençlik (YDGF),
*Genç Emekçiler Birliği (GEB),
*Sosyalist Gençlik Birliği (SGB),
*Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD),
*Akıncı Gençlik Derneği (AK-DER)
*Doğu Devrimci Kültür Ocakları (DDKO)
*Devrimci Halk Kültür Derneği (DHKD),
*Devrimci Demokratik Kültür Derneği (DDKD), Anti Sömürgeci Demokratik Kültür Derneği (ASK-DER) vb.
Bu kadar çok sayıdaki yasal ve yasadışı örgütten kimi sosyalizm, kimi proleterya (işçi) diktatörlüğü, kimi ülke topraklarının bir kısmını ayırarak Marksist Leninist ilkelere dayalı Kürt devleti kurmak, kimi de şeriat esaslarına dayalı bir devlet oluşturmak istiyordu. Yasal olanlar destek ve propaganda, yasadışı olanlar faaliyetin terör boyutunu oluşturuyordu. Bu durum toplumsal kargaşalara, hesaplaşmalara ve çatışmalara sebep oluyor, toplum düzeni bozuluyordu.
Her grup kendi düşüncesinin doğru olduğuna inanıyor, başka gruplara ve düşüncelere hayat hakkı tanımıyor, karşı görüşlere değer vermiyor, o görüşleri öğrenme zahmetine katlanmıyordu. İşçiler, öğrenciler, memurlar, öğretmenler, polisler, kısaca bütün toplum kesimleri kamplara ayrılmıştı. Her kesim karşı kesimi yok etmek için düşmanca fikir ve eylemlere girişmekteydi. Okullarda öğrenciler ve öğretmenler, fabrikada işçiler ve iş verenler, devlet dairelerinde memurlar, kahvede insanlar gruplara ayrılmışlardı.
Öğrenciler, taş ve sopalarla devamlı saldırdığı polislerin kontrolünde üniversitelere gidiyordu. Hem de iki grup, okulun ayrı kapılarından girip, boykot ve çatışma olmazsa okumaya çalışıyorlardı. Fabrikada işçiler kamplara ayrılmış, üretim durmuş, sigarayı, elektriği yurt dışında alır duruma gelmiştik. Çalışmak üretmek isteyenler de çalıştırılmıyorlardı. Çalışanlar ya öldürülüyor, ya da çalışamayacak şekilde hunharca dövülüyordu. İnsanların birbirlerine ve devlete, devlet kurumlarına güveni kalmamış, anarşi ve kargaşa ortamı inanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Bombalar, silahlar patlıyor, her gün onlarca insan terörist saldırılarda can veriyor, yaralanıyor, sakat kalıyordu. Büyük bir kaos ortamı yaşanmaktaydı.
Özellikle 1978-79-80 yıllarında örgütlerin gerek kendi aralarında, gerekse sağ-sol grupların birbirleriyle çatışmaları yoğunlaşmış, terör günde 25-30 kişinin hayatını kaybettiği boyutlara ulaşmıştı. Bu terör döneminde sağ ve sol grupların saldırılarında beş bin civarında insanımız hayatını kaybetmiş, bir o kadarı da sakat kalmıştır. Bu dönem, insanların işe gitmek için sokağa çıkmaya korktukları, sabah evinden çıkarken de akşam evine geri dönüp dönemeyeceğinden emin olamadığı, eşi ve çocuklarıyla helalleştikleri günler olarak hatıralarımızda tazeliğini korumaktadır.
Polis açısından da yasadışı örgütlerin sayısal olarak çoğalmaları, kadrolarının ve militan sayılarının artması terörle mücadelede cepheyi büyütmüştür. Ortam, yasadışı örgütlerin tek hedef olarak gördüğü resmi veya sivil her polise, her yerde saldırdığı seviyeye gelmiş, kahvede dinlenirken, göreve gitmek için evden çıkarken, evine gitmek üzere sokakta yürürken eşi ve çocuğuyla alışverişteyken bir çok polis/meslektaşımız teröristlerce şehit edilmiştir.
5/3. 1981-1990 Yılları Arası
1980-84 yılları arasındaki 4 yılda, terörle mücadele eden poliste ihtisaslaşmaya gidilerek yasadışı örgütlerin yapısal durumu, illegal faaliyetleri, amaç ve stratejileri, eylem planları ve taktikleri hakkında daha gerçekçi ve doğru tespitler yapılmış, yapılan mücadelede önemli yol alınmıştır. Bütün örgütlerin yapıları, yapı içindeki militan kadroları, eylemleri belirlenmiş, faaliyetleri durdurulmuş, ülkenin her yanı artık terörist eylemler bakımından huzur ortamına kavuşmuştu.
Bu arada seçimler yapılmış, sivil bir hükümet birleştirici umut ve propagandalarıyla iş başına gelmişti. Bu hükümet toplumun kamplara bölünmesine yol açan siyasi görüş ayrılıklarını kapsayan dört taban üzerine oturmuştu. Aslında önemli bir fonksiyonu da yerine getirmişti. Sağ sol birbirine yakınlaşmış, saflar kaynaşmıştı. Rahmetli Turgut ÖZAL’;;ın Orta direk sloganı tutmuş, halkta büyük çoğunluk hükümete güven duymaya başlamıştı. Artık Türkiye sıçrama noktasında, çağ atlamaya çalışan bir umudu yaşıyordu. Toplumda önemli tabular yıkılmış, hatta katma değer vergisi bile halkın hoş görüsüyle karşılanmıştı. Vergi iadesi uygulaması vergi toplamanın en önemli unsuru olmuştu. Çağ atlamak sloganı herkesin dilinde, TV konuşmalarında başbakan sayın Turgut ÖZAL’;;ın kalemi elindeydi. Kalem işe yarıyordu. Zira planlarını ve düşüncelerini yansıtan hükümet icraatlarını ve hedeflerini anlatırken sanki ÖZAL ondan güç alıyordu.
Dış dünyaya da önemli mesajlar veriyordu Başbakan. Türkiye artık hatırı sayılır, borçlarını ödeyebilen, yatırımlarını yapan, ihracatta güçlü devletler arasına girmiş, gittiği yerden önemli yatırımlar için kredi bulabilen, merkez bankası kasasında dövizi olan, hatta bazı devletleri de ürküten bir tablo çiziyordu.
Jeopolitik, konumundan kaynaklanan durumu, başka bir deyimle jeopolitik değeri/kaderi Türkiye için bir tehlike, tehdit ve umutsuzluk olmuştu. İngiltere Başbakanı Vinston Churchill’;;in "Türkiye’;;nin ağırlığı 35 kilogramda tutulmalı, Türkiye’;;nin ağırlığı eğer bu kilonun üzerine çıkarsa, başına gaileler açarak yeniden 35 kilograma indirilmeli" dediği gibi, güç merkezleri boş durmayıp, bölgesinde gelişen, güçlenen bu ülkeyi durdurmak için mutlaka bir şeyler yapmalıydı. Açılan ufku karartılmalı, yoluna engeller konulmalıydı. Nasıl, hasta adam durumuna düşürülen imparatorluk egemen güçlerce etki altına alınmış, eli kolu bağlanmış, iradesine ipotek koyulmuş, hareket edemez hale getirilmişse, aynı gerekçe, yöntem ve yolla Sevr dayatması sonucu Anadolu toprakları parsel, parsel paylaşılmıştı. İstanbul ve havalisi İngilizler, İzmir ve Ege bölgesi Yunanlılar, Antalya ve Akdeniz Bölgesi İtalyanlar, Gaziantep, Kahramanmaraş ve çevresi Fransızlar tarafından işgal edilmiş, halka eşi görülmemiş zulüm ve işkenceler yapılmıştı. Kundaktaki bebeler, yaşlılar ve kadınlar hunharca katledilmişler, evleri, ahırları yıkılıp, yakılmış, hayvanları telef edilmişti. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde Kürt ve Ermeni Devletlerinin kurulması şart olarak ileri sürülmüştü.
Bu durum karşısında milli bir ruh ve heyecanla, Atatürk ve arkadaşlarının önderliğinde, birlik ve beraberlik duygularıyla harekete geçen Türk Milleti, dünyada eşi görülmemiş bir mücadele ile işgalcileri vatanından söküp atmış, Sevr Anlaşmasının hükümlerini geçersiz sayacak güce ulaşmış ve Lozan’;;da zaferini perçinlemişti.
Ancak, emperyalistler durmuyor, Türkiye Cumhuriyet’;;ini içlerine sindiremiyorlardı. Bazen din elden gidiyor diye irticadan, bazen Marksizm-Leninizm ideolojisinden, bazen mezhep kavgalarından, bazen alevi- sünni ayrımından, bazen Ermeni komitacılarından ve Ermenilerden, bazen etnik ve milliyetçilik akımlarından medet umarak, o kesimleri kışkırtıp, tahrik ederek, hep Türkiye’;;nin başına bir işler açıp, dağıtmaya, bölmeye gayret gösteriyorlar, gelişip, kalkınmamızı engelliyorlardı. Her zaman bir şeylerle meşgul ediliyor, büyüyüp, gelişmemize bir türlü fırsat verilmiyordu. Yani su uyuyor düşman uyumuyordu. Hiçbir zaman da uyumadı. Ne zaman biz millet olarak uykuya dalmış, gaflete düşmüş, birlik ve beraberlikten uzaklaşmışsak, bizi bir birimize düşürerek birlik ve beraberliğimize, vatanımıza, milli ve manevi değerlerimize sahip çıkamayacak duruma düşürmeye çalışıyorlardı. Ülkemizin ayakları üstünde durmaya, sosyal ve ekonomik dengelerini kurmaya başladığı bu dönemde, bazı güçlerce ortaya konulan şu strateji uygulamaya konuyordu.
"Dünya hakimiyetine aday olan güçler ve kendi ulusal çıkarlarını bu güçlerin paralelinde bulan ortakları dünyanın bu kesiminde kendine yeterli ve güçlü bir ülkenin teşekkülünü istememektedirler. Aynı güçler dünyanın bu kesiminde tamamen zayıf ve her an karşıt gücün himayesine girebilecek kadar güçsüz bir Türkiye’;;de istememektedirler. O halde bu topraklarda yaşayan millet, her yönüyle kuvvetlendikçe budanan, zayıfladıkça sulanan bir ağaç misali kendilerince kabul edilen asgari ve azami limitler içerisinde kalmalıdır."
Zira Türkiye olması gereken yerden başka bir konuma gidiyor, belirlenen rotanın dışına çıkıyordu. Ve olan oluyordu. Ecdadımızın 1071 Malazgirt meydan savaşıyla Anadolu’;;ya girişleri ve Anadolu’;;yu yurt edinmelerinden sonra, batılı devletlerin ve özellikle bunlarla birlikte hareket eden bölgemizdeki komşu ülkelerin "Anadolu’;;da yaşayanları topraklarını koruyamayacak güçsüzlüğe düşürmek ve Anadolu’;;dan söküp atmak" gibi ütopik hedefleri apaçık ortadayken ve her an tehdit etmekteyken ülkemizin yıkıcı ve bölücü faaliyetlerden uzak yaşaması mümkün olabilir miydi, olabildi mi.?
Değişik zamanlarda değişik ad ve şekillerle ortaya çıkan ve önemli boyutlara ulaşan etnik ve dini kökene, mezhep ayrımcılığına ve çatışmalarına, ideolojik ve benzeri sebeplere dayanan tehdit, yıkıcı ve bölücü faaliyetlerle sürekli ve uzun yıllar mücadele eden ülkemiz, bir türlü kalkınmasıyla, gelişmesiyle ilgili kendi meseleleriyle ilgilenme imkanı bulamamıştır. Ermeni terörü de bunun bir parçasıdır.
Ermeni saldırıları Osmanlı Devletinin bütünlüğüne yönelik olarak başlamış ve devam etmiş, Cumhuriyet döneminde de süregelmiştir. 27 Ocak 1973 tarihinde ABD’;;de Los Angeles başkonsolosumuz Mehmet BAYDAR ile yardımcısı Bahadır DEMİR’;;in çağırıldıkları bir yemekte Mıgırdıç YANIKYAN isimli bir Ermeni Komitacısı tarafından şehit edilmeleriyle bu defa dış temsilciliklerimize ve temsilcilerimize yönelik Ermeni saldırıları başlamıştır. 11 Yılda, Viyana Büyükelçimiz Danış TUNALIGİL, Paris Büyükelçimiz İsmail EREZ, Vatikan Büyükelçimiz Taha CARIM, Madrid Büyükelçimiz Zeki KUNERALP, Sidney Başkonsolosumuz Şarık ARIYAK’;;ın da aralarında bulunduğu çoğunluğu yurt dışı temsilciliklerimiz mensupları olan 48 görevlimiz/vatandaşımız şehit edilmiş, 217 görevlimiz ve vatandaşımız yaralanmıştır. 1973 yılında dış temsilcilerimize ve temsilciliklerimize silahlı, bombalı saldırılar ve suikastlar şeklinde tekrar başlayan Ermeni saldırılarının sona ermesini takiben 1984 yılından itibaren bu defa Ermeni meselesiyle amaç ve hedef benzerliği bulunan PKK terörü, genellikle faaliyetlerini kırsal kesimde, güvenlik güçlerinin denetiminden uzak yerlerde sürdürerek ortaya çıkmış ve uzun yıllar devam etmiştir.
a. PKK Yeniden Teröre Başlıyor. 1978 Kasım ayında Diyarbakır’;;ın Lice ilçesinin Fis (Ziyaret) köyünde kurularak Doğu ve Güneydoğu bölgemizde eylem ve faaliyetlerde bulunan PKK Terör örgütünün 12 Eylül Harekatı ile sürdürülen operasyonlarda yakalanamayan mensupları yurt dışına kaçarak Suriye’;;de yerleşmişlerdi.
Suriye-Lübnan sınırında bulunan Bekaa vadisindeki kamplarda, uzun süren eğitim ve hazırlık dönemi sonunda, illegal yollarla hududumuzu geçen bir grup PKK militanının 15 Ağustos 1984 günü Eruh ve Şemdinli ilçelerine silahlı baskın düzenlemeleri, PKK’;;nın yeniden ortaya çıktığının işaretiydi. Cami minaresinden bile propaganda yapacak rahatlıkla eylemlerini gerçekleştirdiklerinde "Bir avuç çapulcu" nitelemesi yapılan PKK militanları giderek bölgede etkili olmuş, yiyecek ihtiyaçlarını karşılayıp, ilişki geliştirme gayretlerini sürdürerek, kendilerine yemek vermeyenlere, devletten yana olanlara ve güvenlik güçlerine yönelik silahlı eylem ve faaliyetlerini yoğunlaştırmışlardı.
Bu süreçte, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde çocuk, kadın, yaşlılardan oluşan silahsız, savunmasız siviller, bölge insanına hizmet götürmek üzere orada bulunan sağlıkçılar, eğitimciler, yatırımcılar, tüccarlar, sanayiciler, kamu düzenini, halkın huzur ve güvenini sağlayan geçici köy korucuları, askerler ve polisler olmak üzere binlerce insanımız hayatını kaybetmiş, yaralanmış ve sakat kalmıştır.
Kamu kurum ve kuruluşları ile bunlara ait tesisler, okullar, hastaneler ve sağlık merkezleri, turistik tesisler, trenler, yolcu otobüsleri, iş makineleri, elektrik trafoları, PTT radyoling hatları ve telefon direkleri, petrol dolum tesisleri ve taşıma boruları, karakollar ve ekonomik değeri bulunan benzeri araç ve tesisler tahrip edilmiş, ormanlar yakılmış ve ekonomimiz önemli ölçüde kayba uğratılmış, bizzat terörle mücadeleye yapılan harcamalar ile terörün faturası oldukça ağır olmuştur. 15 Ağustos 1984 den 1990 yılına kadar PKK’;;nın Doğu ve Güney Doğu bölgelerimizde gerçekleştirdiği eylem sayısı 2152’;;dir. Bunun 932’;;si silahlı saldırı, 803’;;ü saldırı ve saldırı sonu çatışma, 296’;;sı patlayıcı madde atma ve patlayıcı madde ile tuzak kurma eylemleridir.
1991 yılında PKK güdümündeki HEP (Halkın Emek Partisi)’;;nin örgüt desteğinde, TBMM’;;ne girmesiyle PKK’;;nın tabanı genişlemiş, başta nevruz olmak üzere hassas günlerde çeşitli protestolar, kepenk ve kontak kapattırma, güvenlik güçlerine taş ve sopalarla mukavemet gibi eylemleriyle birlikte ayaklanma girişimleri görülmüştür. PKK başta olmak üzere Kürt gruplarınca istismar edilen "Türklerin Ergenokon’;;dan çıkışını ve baharın gelişini işaret eden, Türk kültüründen ve tarihinden kaynaklanan, her yönüyle Türk gelenek ve görenekleriyle zenginleşmiş ananevi ve temeli Beş Bin yıllık Türk tarihine dayalı milli bir Türk bayramı" olan Nevruz her yıl kabus gibi halkın üzerine çöken bir korku haline gelmiştir.
Diğer taraftan Avrupa’;;da yaşayan PKK’;;ya müzahir lobilerce yapılan girişimler ve etkiler sonucu, ülkemize muhtelif yönlerden baskılar yapılmaya başlanmıştır. Bunun sonucu olarak bazı ülkeler ülkemize yardımların kesilmesi gibi tehditlerde bulunmuşlardır. Bazı zamanlar "Nato silahlarını PKK ile mücadelede kullanamazsınız" diyerek terörle mücadeleye sekte vurmaya çalışılmış, bazen devlet adamı, gazeteci kisvesiyle ve insan hakları savunucusu görünümünde Güneydoğuya gelen yabancı şahsiyetlerin PKK’;;ya önemli ölçüde moral/motivasyon desteği olmuştur.
1991-92 yıllarından itibaren PKK terör örgütü, turizm gelirlerinin bütçemize önemli katkısını hesaplayarak, bu gelirlerin önlenmesi yönünde kararlar almasını takiben, Türk turizmine, turistlere ve turistik tesislere yönelik eylemleri başlamıştır. Doğrudan doğruya Türk ekonomisini hedef alan turizme yönelik eylemlerin nedeni 4. konferansında alınan "bütün bölgelerde başta turizm olmak üzere Türkiye'nin her türlü ekonomik ve benzer hedeflerine yoğun şekilde eylemlerin gerçekleştirilmesi," şeklindeki kararıyla tescil edilmiştir.
Bu kararlar doğrultusunda, bazı Avrupa ülkelerinin maksada matuf hoş görüsünden ve mevcut yasalarının boşluğundan cesaretlenen PKK terör örgütü mensuplarınca Türkiye’;;ye döviz getiren turistlerin engellenmesi yönünde yurt dışında bildirilerle, afişlerle yoğun propagandalar yapıldığı görülmüş, Türkiye’;;ye gelecek turistler ile ülkeleri tehdit edilmiştir.
Türk turizmini sabote etmek amacıyla, PKK’;;nın silahlı yan kuruluşlarından ARGK’;;nın bir alt silahlı kuruluşu olarak oluşturulan ARGK/ Metropol İntikam Timlerine (A-MİT) mensup militanlarca Antalya’;;da 1993 yılı yazında turistik otel ve benzeri yerlere patlayıcı madde atılarak sabotajlar gerçekleştirilmiştir.
Yakalanan PKK’;;lıların ifadelerinde belirttikleri gibi, turistik tesislere yönelik eylemleri gerçekleştiren PKK militanların çoğunluğu Avrupa ülkelerinden Yunanistan’;;a gidiyorlar. Buradaki kamplarda patlayıcı madde eğitimi gördükten sonraülkemize geliyorlar ve Yunanistan’;;daki sorumlularından telefonla aldıkları talimatlara göre ülkemizin turistik bölgelerinde bombalı saldırılarını gerçekleştiriyorlardı. İzmir Emniyet Müdürlüğü ekiplerince yakalanan bir PKK terör örgütü mensubu, yurt dışındaki faaliyetleri, Yunanistan’;;da gördüğü patlayıcı madde eğitimi ve sorumlularının bu konudaki eylem talimatlarına ilişkin ifadesinde;
"..1989 yılından itibaren işçi olarak bulunduğu Almanya'nın Hanover şehrine çalıştığını ve 1992 yılında oturma izni alabilmek için para karşılığında Alman vatandaşı bir bayanla evlendiğini, 1994 yılında Hannover'deki Kürt-Alman Derneğinde PKK'lılarla tanışarak örgüt faaliyetlerine başladığını, 1994 yılı Ekim ayında Mazlum kod adlı örgüt mensubunun talimatıyla 25 kişilik bir grupla 2 aya yakın bir süre Hollanda yakınlarında bulunan bir yerleşim merkezinde siyasi eğitim gördükten sonra örgütün Avrupa sorumlusu Mustafa KARASU'nun kendilerini ziyaret ettiğini ve daha sonra da askeri eğitim görmek amacıyla Yunanistan'a gönderildiğini,
31 Aralık 1994'de Yunanistan'a giriş yaparak dağlık ve ormanlık bir kamp yerinde 30 kişilik bir grup halinde, Faik kod adlı kamp sorumlusu tarafından kendilerine bomba ve patlayıcı maddeler, Silah ve Spor olmak üzere 3 dalda eğitim verildiğini, eğitim sırasında, Saatli (Zaman ayarlı) bomba, Hareketli (Bilyalı düzenekli) bomba, uzaktan kumandalı bomba, basmalı (Mayın türü) bombalar, molotof kokteyl, fünye yapımı, orman sabotajları, tabanca ve otomatik silahların sökülüp takılması, atıcılık ve nişancılık eğitimi, el bombası kullanımı, TNT tahrip kalıbının yapımı, barut yapımı, fünye yapımı, gibi dersleri gördüklerini, kamptaki eğitimin bitiminde PKK’;;nın Avrupa sözcüsü Ali SAPAN'ın kampa gelerek kendilerine kamu kurum ve kuruluşlarıyla, Türk turizmine yönelik bombalı eylemler gerçekleştirilmesi konusunda talimatlar verdiğini ve Faik kod adlı kişi tarafından İzmir'e gönderildiğini,
İzmir'e geldikten sonra 1995 yılı Mayıs ayında aldığı talimat üzerine eylem için gerekli her biri 400 gr ağırlığında 9 adet TNT tahrip kalıbını ismini bilmediği, telefonla sorumlularının ayarladığı randevu ile bir şahıstan aldığını.." beyan etmiştir. Bu şahsın evinde yapılan aramada bomba, patlayıcı madde ve molotof kokteyli yapımında kullanılan malzemeler ele geçirilmiştir.
Bu ve benzeri bir çok ifadeden, PKK terör örgütü mensuplarının Avrupa ülkelerinde kamp ve eğitim gördükleri, bazı Avrupa ülkelerinde teorik örgüt eğitimi gördükten sonra örgüt talimatı doğrultusunda, patlayıcı madde eğitimi görmek üzere Yunanistan’;;a gönderildikleri ve Yunanistan’;;daki kamplarda gördükleri patlayıcı madde eğitimi sonunda Türkiye’;;ye girdikleri anlaşılmaktadır.
Önce Avrupa ülkelerinden Yunanistan’;;a gidip eğitim gören PKK’;;lılar daha sonraları, Romanya ve Bulgaristan üzerinden Yunanistan’;;a giderek patlayıcı madde eğitimi görmeye başladılar. Türkiye’;;den kandırılarak gidenler eğitim sonunda aynı güzergahtan otobüsle veya uçakla ve sahte kimliklerle Türkiye’;;ye gelip bombalı eylemlere katılmışlardır. Her yıl aralıksız devam eden PKK terörü, 1993 yılı sonuna kadar giderek artan bir trendle yükselmiş, 1993 yılının sonunda en yüksek seviyeye çıkmış ve 1 yıllık olay sayısı 4113’;;e ulaşmıştır. Bundan sonra terörle mücadelede geliştirilen tedbirler ve yapılan operasyonlardaki kayıpları karşısında örgüt içinde yöneticilerle yöneticiler arasında, astlarla yöneticiler arasında olmak üzere önemli huzursuzluklar ve iç kavga başlamış, örgüte katılımlar giderek azalmıştır.
Bu durum karşısında PKK olayları giderek düşmeye başlamış, bir önceki yıla göre olaylar 1994’;;te @, 1995’;;te , 1996’;;da % 11, 1997’;;de % 23 olmak üzere, daha örgüt üst düzey sorumlularından Şemdin SAKIK ve Abdullah ÖCALAN’;;ın yakalanmasından önce dört yıl üst üste düşüş göstermiştir.
İran’;;daki PKK kamplarının ve PKK adına çalıştırılan eroin imalathanesinin sorumlusu olan Osman ÖCALAN yargılanıp idam cezasına çarptırılmış, ağabeyi Abdullah ÖCALAN tarafından idamı af edilerek, silahsız görev yapması kararlaştırılmıştır. Örgütte sözde eyalet koordinatörlüğü gibi önemli bir konumda olan Şemdin SAKIK, Abdullah ÖCALAN’;;a mahsus taktiklerle önce Suriye’;;ye çağırılmış, yargılanmış ve cezalandırıldıktan sonra K.Irak’;;a KDP’;;lilere teslim edilmiştir. Cemil BAYIK ve Osman ÖCALAN ile Abdullah ÖCALAN arasındaki önemli boyuttaki görüş ayrılıkları ve zıtlaşmalar da buna örnektir. Böyle bir durum sonunda, eylemsizlikten örgüt mensuplarının motivasyonu bozulmuş ve örgütte tutulmaları zorlaşmış, örgütten kaçarak güvenlik güçlerine teslim olanların sayılarında önemli artışlar olmuştur.
1993 de 219 kişi, 1994 de 414 kişi, 1995 de 495 kişi, 1996 da 277 kişi, 1997 de 228 kişi olmak üzere 5 yılda 1833 kişi örgütten kaçarak güvenlik güçlerine teslim olmuştur. İşte bu durumdan kurtulmak isteyen PKK terör örgütü sorumluları aldıkları kararlarla, bir çıkış yolu olarak alışılmış faaliyet bölgelerinin dışına, güvenlik güçlerinin yeterince güçlü olmadığını ve tedbirlerinin zayıf olduğunu sandıkları bölgelere faaliyetlerini kaydırmaya başlamışlardır.
Bu doğrultuda, 1993 yılından itibaren bir grup PKK terör örgütü mensubu, Tunceli, Erzincan ve Sivas üzerinden Tokat, Ordu, Giresun ve Gümüşhane illerimizin sınırları içinde yer alan Kelkit vadisindeki dağlık ve gizlenmeye elverişli bölgeye açılım yaparak eylem ve faaliyetlere başlamıştır. Böylece, Karadeniz kırsalına açılım yapan PKK terör örgütü Sivas, Erzincan, Tokat, Ordu, Giresun’;;un Alucra ve Şebinkarahisar ilçeleri, Gümüşhane’;;nin Şiran ve Kelkit ilçeleri kırsalında görülmeye başlamış ve yol kesme eylemlerine başvurmuştur.
Diğer yandan, Türk ekonomisini hedef alan PKK terör örgütü militanları 1994 yılı başlarından itibaren ülkemizin doğal süsü ve akciğeri durumunda olan ormanlara zarar vermek amacıyla kasten yangın çıkarmaya başlamışlar ve bir çok orman yangını çıkarılmıştır.
Güvenlik güçlerince çeşitli illerde yapılan operasyonlarda, İstanbul'da on ayrı orman yangınının faili olarak 8, Manisa'da dört ayrı orman yangınının faili olarak 1, Sivas'ta bir orman yangınının faili olarak 3, Antalya'da bir orman yangınının, bir de orman yakma teşebbüsün faili olarak 15, Bursa'da yedi orman yangınının faili olarak 3 PKK terör örgütü mensubu yakalanmış ve adalete intikal ettirilmiştir.
Bundan sonraki yıllarda, PKK terör örgütünün Üniversite ve Yüksek okullardaki yasadışı gençlik örgütü olan YCK (Yekitiya Civanen Kürdistan-Kürdistan Gençler Birliği) kanalıyla, bazı üniversitelerden örgüte katılımları arttırmak amacıyla yurtdışına örgütsel eğitim amacıyla eleman aktarımı yapılmıştır. Sadece 1997 yılında ülkemizin değişik üniversitelerinden 44 öğrenci PKK terör örgütüne katılmak üzere okullarından ayrılmışlardır. Bunların bir kısmı Yunanistan’;;a gidip örgüt kampında eğitim görmüş, bir kısmı da gitmek üzereyken yakalanmışlardır.
Bu arada PKK terör örgütü 1996 yılında gittikçe büyüyen eylemsizliğin verdiği psikolojik çöküntüden kurulmak, örgüt militanlarına moral vermek amacıyla, riski az eylemlere, bununla da yetinmeyip intihar saldırılarına yönelmiştir. 1-15 Mayıs 1996 tarihinde yapılan ve PKK terör örgütünün üst düzey sorumlularının katıldığı 4. konferansında intihar saldırılarına baş vurulması yönünde şu kararı almıştır.
"Genel eylemlerden ayrı olarak özgün hedefler için intihar timlerinin örgütlenmesi ve bunlarla önemli bir baskı gücünün yaratılması, her bölgenin merkez karargahının onayı dahilinde intihar timlerini göndermesi için hazırlık ve altyapı çalışmalarının yapması," Alınan bu kararlar doğrultusunda 30 Haziran 1996 tarihinde, Gülistan kod adlı bayan terörist Zeynep Kınacı’;;nın Tunceli’;;de bayrak merasimine çıkan askerlerin arasına hamile kadın görüntüsünde sızarak, üzerindeki patlayıcıyı infilak ettirmesi suretiyle ilk intihar saldırısı meydana gelmiştir. Bundan sonra 1996 yılı içinde benzer taktik ve yöntemlerle PKK militanlarınca dört intihar saldırısı daha gerçekleştirilmiştir.
İntihar saldırılarında bulunulmasına ilişkin olarak alınan bu kararın uygulamaya konulması için PKK terör örgütünün Tunceli bölge sorumlusu İsa kod adlı Orhan İLBAY'ın Sivas bölge sorumlusuna gönderdiği el yazılı örgütsel dokümanda şu ifadeler yer almıştır. "Bermal arkadaşın intihar eylemini yapması konusunda önerisi var. Bu öneriyi alan içinde, uygun bir hedefi belirleyerek uygulayabilirsiniz. Bunun için Bermal arkadaşı yakın denetiminizde tutarak onu yoğunlaştırıp ve hazırlayabilirsiniz. Arkadaşın önerisini dikkate alıp uygulayabilirsiniz. Çünkü dönemin sürpriz eylemi olarak uygun ve anlamlı oluyor. Parti bu yönlü eylemlerin yapılmasına onay veriyor. Çok uygundur, iyi değerlendirilmesi gerekir."
Bu dokümandan anlaşıldığına göre, PKK terör örgütü mensubu Bermal kod adlı bayan terörist GÜLER OTAŞ intihar saldırısına hazırlanmaktadır. Nitekim bu şahıs, 29 Ekim 1996 tarihinde Sivas’;;ta yapılacak Cumhuriyet Bayramı törenleri sırasında intihar saldırısı eylemi gerçekleştirmek üzere, 58 M 0415 plakalı Karacaören köyü minibüsüyle, köylülerle birlikte Sivas’;;a giderken il girişinde Eğri Köprü’;;deki polis uygulama noktasında yakalandığında ekip otosunda intihar eylemini gerçekleştirmiş ve 3 polis şehit olmuştur. Bugüne kadar PKK terör örgütü mensuplarınca Tunceli, Adana [2], Sivas, Hakkari [2], Diyarbakır, Van [2], İstanbul, Bingöl ve Şırnak illerinde [12] ayrı intihar eylemi gerçekleştirilmiştir. Hakkari, Tunceli [2], Diyarbakır, Mardin, Muğla, Şırnak, Gaziantep, Batman [2], İstanbul ve Muş illerinde PKK terör örgütünce yapılması planlanan [12] intihar eylemi de teşebbüs halinde kalmıştır.
PKK terör örgütü Karadeniz bölgesindekine benzer şekilde, Güneyde de Akdeniz ve Toroslara açılma ve üslenme çalışmalarına başlamıştır. Bunun sonucu olarak 1997 yılı Haziran ayında Kahramanmaraş kırsalından hareket eden Dersim kod adlı İzzettin İNAN sorumluluğundaki 12 kişilik bir terörist grup Antalya kırsalına ulaşmıştır. Bu grup tarafından 15.08.1997 günü, safari turuna çıkan turistlere ait 12 araç Kemer’;;e sekiz kilometre mesafede dağlık bölgede yakılmış ve turistlerin eşyaları gasp edilmiştir. Terör örgütü mensupları, kışı bu bölgede geçirmişlerdir.
Kıştan çıkarken bu defa 23.02.1998 günü Antalya-Kemer karayolunda Bölge Trafik ekibine ateş açılmış, 12.03.1998 günü Antalya yolundaki Tünektepe döner gazino yolunda iki kişi öldürülerek araçla birlikte yakılmıştır. Hatay, Amanos dağları bölgesinden gelerek yeni katılanlar ve diğer yerlerden takviyelerle bölgedeki teröristlerin sayısı 45’;;e çıkmıştır.
Olaylar sonrasında bölgede yapılan araştırmalar sırasında bir terörist silahıyla birlikte yakalanmış ve Tünektepe eyleminin faili olduğu tespit edilmiştir. Bu teröristin verdiği bilgilerden yola çıkan güvenlik güçleri bölgede yoğun operasyonlar başlatmışlar ve 1’;;i kendi iç sorunlarından kaynaklanarak arkadaşlarınca infaz edilerek öldürülen olmak üzere 17 terörist ölü olarak, 13 örgüt mensubu da sağ olarak yakalanmıştır. Geriye kalan grup elemanlarından bir kısmı teslim olmuş, bazıları örgütten kaçarak bölgeden uzaklaşmış, bir kısmı da bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştır.
1998 Yılında örgüt içinde (sözde Dersim, Erzurum ve Serhat eyaletleri koordinatörü) iyi bir statüye sahip olan Şemdin Sakık’;;ın Abdullah Öcalan’;;ın isteğiyle yargılanıp cezalandırılarak KDP güçlerine teslim olmasını müteakip yakalanıp ülkemize getirilmesi örgütte bir tedirginlik meydana getirmiştir.
1999 yılı Şubat ayında da önce Suriye’;;den ayrılıp Moskova’;;ya, oradan da zikzaklı bir hareketlilikten sonra İtalya’;;ya gidip yargılanan Abdullah ÖCALAN’;;ın, daha sonra bazı Yunanistan Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin yardımıyla Kenya’;;nın başkenti Nairobi’;;ye götürülüp, Yunanistan Büyükelçiliğine sığındıktan sonra yakalanarak ülkemize getirilmesi örgütün hiç beklemediği bir olumsuzğu ortaya çıkarmıştır.
Bundan sonra 6. kongresini yapan PKK terör örgütü mücadeleye devam etme kararı almış, ÖCALAN’;;ın yargılanıp idama mahkum edilmesi sonunda da acilen yaptığı 7. kongresinde, bu defa silahlı eylemlerden vaz geçerek, siyasallaşma kararı almak suretiyle idamın engellenmesi ve terör örgütü imajından kurtulma gibi bir taktik sürece girmiştir.
Böyle devam ederken PKK, bu defa AB ülkelerince terör örgütleri listesine alınması gündeme gelince 4-10 Nisan 2002 tarihleri arasında 8. kongresini yaparak, KADEK (Kongrea
Azadiye Demokrasiya Kürdistan-Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi) adını almıştır. Bu kongre aynı zamanda KADEK’;;in birinci (kuruluş) kongresi olarak kabul edilmiştir. Ve PKK 02 Mayıs 2002 tarihinde AB konseyince DHKP/C ile birlikte terör örgütleri listesine dahil edilmiştir.
PKK’;;daki bu değişiklik sadece isimde kalmış, örgüt PKK’;;nın söylemlerini, flama ve işaretlerini aynen kullanmaya devam ettiği gibi, PKK’;;nın 9 kişiden oluşan sözde başkanlık konseyi üyelerinin tamamı (iki yeni üyeyle 11’;;e çıkarılarak) KADEK’;;in de sözde başkanlık konseyini oluşturmuştur. PKK ayrıca K.Irak’;;taki kamplarda bulunan 4500-5000 kadar silahlı mensubunu dağıtmayarak muhafaza etmiştir.
Bu dönemde, Dole Koge kampında eğitimden geçirilerek, yasadışı Serhildan Partisi adıyla, kitleleri yönlendirip provoke etmek, kitle eylemlerini düzenlemek, KADEK (PKK)’;;ya müzahir kuruluşlar dışındaki sivil toplum kuruluşlarına sızarak eylemlere sevk etmek gibi yasadışı faaliyetleri koordine etmek üzere bir çok terör örgütü mensubu Türkiye’;;ye gönderilmiş, bunlardan bir kısmı da yakalanmıştır.
Bu grubun temel görevi, siyasi ve sosyal durumuna bakılmadan ülkemizdeki gayri memnun ve küskün grupları ajite ederek devlete baş kaldırmalarını sağlamak, böylece PKK terör örgütü ile hiç ilgisi olmayan çeşitli kesimlerle güvenlik kuvvetlerini karşı karşıya getirerek "halk ayaklanmasına" zemin hazırlamaktır.
Silahlı eylemlerden vaz geçtiğini açıklayan örgüt, sözde "demokratik cumhuriyet ve barış projesi" kapsamında "yönetim siyasetini ya da yasaların değişmesini isteyen aleni, şiddetsiz, vicdani, fakat aynı zamanda da siyasi yasadışı bir eylem türü" olan "sivil itaatsizlik" adı altında bir eylem stratejisi ortaya koymuştur. Ancak eylemler, bu yönde olmamış, kamu kurumlarına, özel sektöre ait işyerlerine, araçlara molotof kokteyli ile, taşlı, sopalı saldırı/terör olayları şeklinde cereyan etmiş, önemli tahribatlar meydana getirerek milli serveti zarara uğratmıştır.
b. 1980 Sonrası Sol Terör
1980-84 yılları arasında yapılan operasyonlarda yönetici ve mensuplarının büyük bölümünün yakalanması ve yapılanmalarının dağıtılmasıyla yasadışı sol terör örgütlerinin eylem ve faaliyetleri durdurulmuştur. 1984 sonrasında durumlarını değerlendiren ve özeleştiri yaparak yeniden toparlanma sürecine giren örgütlerde, bu toparlanma süreci özeleştirilerin getirdiği sorunlar nedeniyle yeni hizipler ve bölünmelere neden olmuştur. Bu bölünmelerden sonra mevcut olan örgütlerden 1981 yılından sonra şu fraksiyonlar ortaya çıktığı görülmüştür.
Türkiye Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi (THKP/C‘;; kökeninden;
*1983’;;te Mayıs Çevresi,
*1983’;;de Kurtuluş’;;dan, Türkiye Kuzey Kürdistan Kurtuluş Örgütü (TKKKÖ),
*1984’;;de M/L-DHY’;;dan, Türkiye Komünist İşçi Hareketi (TKİH),
*1987’;;de Devrimci Birlik (DB),
*1088’;;de Partizan Yolundan, 16 Haziran Hareketi,
*1989’;;da 3. Yolculardan, Direniş Hareketi (DH),
*1990’;;da THKP/C Birliği,
*1990’;;da Devrimci Marksist Çevre,
*1990’;;da Dev-Yol’;;dan, Devrimci Yol Taraftarları,
*1991’;;de Kızılyıldız,
*1990 sonrası, Devrimci Sosyalist İşçi Hareketi (DSİH), *1994’;;de Dev-Sol’;;dan, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi (DHKP/C)
Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) kökeninden;
*1987’;;de TDKP’;;den, EKİM,
*1987’;;de TDKP’;;den, Sosyalist Birlik,
*1988’;;de TDKP’;;den, yeniden Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP),
*1989’;;da TDKP’;;den, Türkiye Devrikci Komünist İşçi Hareketi (TDKİH),
*1990’;;da TKEP’;;den, Türkiye Komünist Emek Partisi/Leninist (TKEP/L),
*1990 sonrası TKEP/L’;;den, Kürdistan Komünist Partisi (KKP)
*1990 sonrası, EKİM’;;den Türkiye Komünist İşçi Partisi (TKİP),
*1990 sonrası, Bolşevik-Troçkistler
Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) kökeninden;
*1981’;;de TKP/ML-Partizan’;;dan, Bolşevik Partizan (BP),
*1983’;;de Bolşevik Partizan’;;dan, Spartakus,
*1988’;;de Bolşevik Partizan’;;dan, Türkiye Kuzey Kürdistan Birleşik Komünist Partisi (TKKBKP),
*1994’;;de, TKİH, TKP/ML-H, TDKİH’;;den, Marksist-Leninist Komünist Parti (MLKP),
*1994’;;de, TKP/ML-TİKKO’;;dan,Konferans kanadı,
*1994’;;de, TKP/ML-TİKKO’;;dan, Doğu Anadolu Bölge Komitesi (DABK),
Türkiye Komünist Partisi (TKP) kökeninden;
*1986’;;da , TKP/B’;;den Yekitiya Komünista Kürdistan (YKK),
*1989’;;da TKP/B’;;den, Devrimci Komünist Partisi (DKP),
*1990 sonrası,TKP/B’;;den Türkiye Devrim Partisi (TDP),
*1990 sonrası, TİP ve TKP’;;den, Türkiye birleşik Komünist Partisi (TBKP),
Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP) kökeninden;
*1983’;;de, Partiye Peşeng Karkeren Kürdistan-Kürdistan Öncü İşçi Partisi (KÖİP),
*1986’;;da, Tevgere Sosyalista Kürdistan-Kürdistan Sosyalist Hareketi (TSK-KSH)
*1989’;;da, TKSP’;;den, Kürdistan Halk Partisi (KHP),
*1990’;;da, Alarızgari’;;den, Alarızgari Birlik Platformu,
*1991’;;de, PDK’;;dan, Kürdistan Demokrat partisi-Birlik (Hevgirtin),
*1991’;;de, PKK K.Irakta Partiya Azadiya Kürdistan-Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK-KÖP),
*1991’;;de, PKK Türkiye seksiyonu, Türkiye Devrimci Halk Partisi (TDHP),
*1991’;;de, Kürdistan Birleşik Halk Partisi (YEKBUN),
1980-84 yılları arasında yapılan operasyonlar sonucu etkinlikleri önemli ölçüde azaltılmış olan sol terör örgütlerinin 1988 yılından itibaren büyük şehirlerde önceleri öğrenci derneklerini ele geçirip üniversitelerdeki forum, yemekleri ve dersleri boykot etme gibi propaganda türü öğrenci eylemlerini organize ederek illegal alanda taban oluşturma ve eleman kazanma faaliyetleri görülmüştür. Yasadışı örgütler için organize edilen boykot, direniş, gösteri gibi propaganda eylemleri eleman kazanmak ve güç gösterisinde bulunmanın en önemli platformudur.
Bu etkinlikler sonunda elde edilen kazanımlarla yasadışı Türkiye Komünist Partisi/Birlik (TKP/B), Devrimci Sol (DEV-SOL), Devrimci Yol Taraftarları, Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP), Türkiye Komünist Emek Partisi/Leninist (TKEP/L), EKİM, Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist-Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TKP/ML-TİKKO) gibi örgütler yeniden toparlanma ve örgütlenme çalışmalarına ağırlık vermiş, eylem ve faaliyetlere başlamışlardır.
Aynı yıllarda DEV-SOL, TKP/ML-TİKKO ve TDKP’;;nin kırsal alanda faaliyetlere başladıkları görülmüştür. DEV-SOL, önceleri Malatya ve Elazığ kırsalında, daha sonraları ise Tokat, Ordu kırsalında eylem ve faaliyetlerde bulunmuştur. TDKP’;;nin Malatya ve Tunceli kırsalında üslenme girişimleri güvenlik güçlerinin operasyonları sonucu deşifre edilmiş ve kırsal alandaki faaliyetleri sona ermiştir.
TKP/ML-TİKKO’;;nun Tunceli ve Artvin kırsalında üslenme ve faaliyet gösterme girişimleri olmuş, Artvin kırsalında bir süre faaliyet gösterdikten sonra, yapılan operasyonlarda önemli ölçüde darbeler yemesi üzerine örgüt, bu bölgedeki faaliyetlerine son vermiştir. Bu gün öteden beri önemli bir tabana sahip olduğu Tunceli kırsalında hala üslenme ve faaliyetleri devam etmektedir. Buna paralel olarak 1992 yılından itibaren Tokat kırsalında, daha sonraları buraya bağlı olarak Giresun, Ordu, Amasya ve Çorum kırsalını da kapsayacak şekilde Karadeniz bölgesinde eylem ve faaliyetlere başlamıştır.
Yine DEV-SOL örgütü mensuplarınca, intikam almak için terörle mücadelede isim yapmış polis, asker, amir ve memurlarına, üst düzey bürokratlara, savcılara, güvenlik güçlerine, örgüt görüşlerine karşı çıkan sivillere, muhtar ve idare heyeti üyelerine, esnaflara, öğretmen ve memurlara yönelik silahlı, bombalı saldırılar ve suikast eylemlerinde bulunulmuştur.
1992 yılı sonrası iç huzursuzluk ve hesaplaşmalar yaşayan DEV-SOL iki gruba ayrılmıştır. Bunlardan biri, dayıcılar adı da verilen Dursun KARATAŞ’;;ın başını çektiği gurup, diğeri ise darbeciler adı verilen Bedri YAĞAN’;;ın başını çektiği guruptu. Böyle bir ortamda, 30 Mart 1994'de Şam'da yapılan DEV-SOL kongresinde Dursun KARATAŞ’;;ın grubu örgütteki etkinliğini artırmış ve DEV-SOL, DHKP/C adıyla yeni bir örgüt olarak ortaya çıkmıştır. Bedri YAĞAN’;;ın sorumlusu olduğu grup ise DEV-SOL olarak faaliyete devam etmeyi kararlaştırmış, ancak etkisinin giderek kaybetmiştir.
DHKP/C, 29.09.1994 günü eski Adalet Bakanlarından Mehmet TOPAÇ’;;ı Ankara Kızılay’;;daki yazıhanesinde silahlı saldırı sonucu öldürerek ismini duyurmuştur. 09.01. 1996 tarihinde Sabancı iş merkezinde Sabancı Holding yönetim kurulu üyelerinden Özdemir SABANCI, sekreteri Nilgün HASEFE ve Toyotasa genel müdürü Haluk GÖRGÜN, çaycı olarak işe alınan Fehriye ERDAL’;;ın içeriden yardımıyla iş merkezine sızan Mustafa DUYAR ve İsmail AKKOL adlı DHKP/C örgüt mensuplarınca öldürülmüşlerdir.
DHKP/C mensupları, cezaevlerinde direniş eylemlerinin başını çekmiş, tutuklu ve hükümlüleri idareye karşı örgütleyip, isyan ettirmiş, açlık grevleri ve ölüm oruçları gerçekleştirmiştir. Küçük Armutlu ve benzeri kurtarılmış bölgeler oluşturulmasına ön ayak olmuş ve buralarda güvenlik güçlerine direniş göstermiş, semt halkının güvenliğini tehdit edecek şekilde, barikatlar kurarak, güvenlik güçlerinin barikatları kaldırmak istemesi üzerine baskı ve tehditle bazı örgüt mensuplarının hayatını tehlikeye atacak şekilde kaldıkları evleri ateşe vermişlerdir. Yakılan evlerde bulunan örgüt sempatizanları itfaiyeciler ve güvenlik görevlileri tarafından kurtarılarak hastaneye kaldırılmışlardır. Ayrıca, cezaevlerinde örgütlenme faaliyetlerini aralıksız sürdürmüşler, tutuklu örgüt sorumlularının talimatlarıyla da dışarıda bir çok silahlı ve bombalı saldırı gerçekleştirilmiştir. Bu gün için, DHKP/C, şehirlerde ve Karadeniz bölgesinde kırsal alanda faaliyet göstermekte ve terör eylemlerine başvurmaktadır. DHKP/C terör örgütü mensuplarınca İstanbul, Taksim, Gümüşsuyu’;;nda bulunan Çevik Kuvvet bekleme noktasında ve Şişli İlçe Emniyet Müdürlüğü binasına yönelik 2 ayrı intihar eylemi gerçekleştirilmiştir. Yine TKP/ML-TİKKO’;;nun, konferans kanadı Karadeniz bölgesinde, DABK kanadı da Tunceli ve Tokat kırsal alanında eylem ve faaliyetlerine devam etmektedir. Amasya’;;nın Taşova ilçesinde güvenlik güçleriyle silahlı çatışmaya giren örgüt militanları, Çankırı Valisine bombalı suikast düzenlemişler. Ayrıca silahlı saldırı dahil bir çok terör eylemi gerçekleştirmişlerdir.
Diğer yandan, DHKP/C, TDP (Türkiye Devrim Partisi) ve TKP/ML-TİKKO’;;nun (Doğu Anadolu Bölge Komitesi) DABK kanadına mensup gruplar, "Birleşik Silahlı Devrimci Güçler" adıyla eylem birliği yaparak Tokat, Çorum, Amasya kırsalında terör eylem ve faaliyetlerini sürdürmektedir.
Bu eylem birliği içinde yer alan teröristlerce, Ankara-Çorum karayolunda, Sungurlu ilçesi sınırları içinde Jandarma Asayiş Bölge Komutanının konvoyuna silahlı saldırı ve aynı yol üzerindeki Karakaya Jandarma Karakoluna silahlı saldırı eylemleri gerçekleştirilmiştir.
Yasallaşarak (Özgürlük ve Değişim Partisi) adını alan DEV-YOL ve Emeğin Partisi (EP) adını alan TDKP ile illegal olarak faaliyetler devam eden DHKP/C, TKP/ML-TİKKO, MLKP ve diğer terör örgütlerinin sempatizanları ve organize edebildikleri kitleleri vasıtasıyla şehirlerde protesto nitelikli kitle eylemlerinde önemli ölçüde rol oynamaktadırlar. c. 1990 Sonrası Sağ Terör
1990’;;lı yıllardan itibaren Hizbullah, İHÖ, İBDA/C, AFİD/İCB, Tevhit Selam/Kudüs Ordusu gibi radikal dini terör örgütlerinin eylem ve faaliyetlerinin yoğunluğu görülmüştür.
1993 yılından itibaren özellikle Diyarbakır, Batman, Bingöl, Mardin gibi illerde PKK ile mücadele platformunda eylemlerine başlayan Hizbullah ile diğer irticai terör örgütlerinin bu dönemlerde faaliyetleri önemli ölçüde artış göstermiştir. Ortadoğu’;;daki bazı komşu ülkelerin ve grupların yoğun olarak desteklediği Hizbullah’;;a yönelik olarak İstanbul Beykoz’;;da yapılan operasyonda, örgüt lideri Hüseyin Velioğlu’;;nun ölü ele geçirilmesiyle önemli gelişmeler yaşanmış, örgüt hakkında bilinmeyen yeni bilgiler ortaya çıkmıştır.
Özellikle örgüt ideolojisine ters görüşte olanlar, örgüt aleyhinde beyanlarda bulunanların kaçırılarak emsali görülmemiş şekilde elleri ve ayakları bağlanıp gömüldükleri mezar evler ortaya çıkarılmıştır. Bununla birlikte Hizbullah’;;ın son dönemlerdeki en önemli eylemlerinden biri de Diyarbakır Emniyet Müdürü A.Gaffar OKKAN ve 5 polis memurunun Diyarbakır’;;da şehit edilmesidir.
1990-2000 yılları arasında İslami Hareket Örgütü (İHÖ), İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi (İBDA/C) gibi bazı radikal dini terör örgütlerinin de eylem faaliyetleri görülmüştür
Özellikle 1990-91-92 yıllarında işlenen ve faili meçhul olarak kayıtlara geçen araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu, Doç. Dr. Bahriye Üçok, Prof. Muammer Aksoy ve Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’;;nın öldürülmeleriyle birlikte bir çok bombalı ve silahlı saldırı eyleminin Tevhit Selam/Kudüs Ordusu adlı terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği belirlenmiş ve failleri yakalanmıştır. Bu gün için radikal dini terör örgütlerinin sayısında da artışlar olmuş, bölünmeler ve yeni oluşumlarla ortaya çıkan son durum şu şekildedir.
*1985’de İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi (İBDA/C),
* 1985’de Tevhit-Selam/Kudüs Ordusu
*1986’da İslami Hareket Örgütü (İHÖ),
*1990’da Hizbullah,
*1990’de İslami Cemaatler Birliği,
*1993’de İslami Cemaatler Birliğinden, Anadolu Federe İslam Devleti (AFİD),
*1994’de İslami Cemaatler Birliğinden, Hilafet Devleti, (İCB/HD)
*1996’da Vasat
*1998’de Kürdistan İslami Devrim Hareketi (KİDH),
6. Sonuç
Ülkemiz, jeopolitik yapısından kaynaklanan hassas durumu nedeniyle her dönem bir tehditle karşı karşıya kalmıştır. Bazen din ve mezhep kavgaları, bazen ideolojik kavgalar, bazen etnik nedenlere dayanan kavgalar şeklinde ortaya çıkan tehdit ve yıkıcı faaliyetlerle mücadele etmek zorunda kalmıştır.
Tehdit ve yıkıcı faaliyetler ile terörün meydana gelmesinde önemli rol oynayan gruplara ve örgütlere baktığımızda bunların sayılarının yüzlerle ifade edildiğini görürüz. Amip gibi devamlı çoğalan, çatallaşan, faaliyet kolları çeşitlenen bu yapı içinde mücadele, güçlükleri de beraberinde getirmektedir.
Güç merkezlerince çıkarlarına ve milli hedeflerine göre üretilen sözünü ettiğimiz tehdit, ülkemizin ekonomisini, sosyal yapısını, moral ve manevi değerlerini, tarih ve kültürünü, turizmini, kısacası top yekün milli gücünü hedef almakta, mücadele süreklilik arz etmektedir. Bu demektir ki, ülkemiz bundan sonraki dönemlerde de benzer faaliyetlerle hep karşılaşacak ve mücadele etmek zorunda kalacaktır.
1984 yılından itibaren PKK terörünün devam ettiği süreçte, terör saldırılarında Doğu ve Güneydoğuda çocuk, kadın, yaşlılardan oluşan silahsız, savunmasız siviller, bölge insanına hizmet götürmek üzere orada bulunan sağlıkçılar, eğitimciler, yatırımcılar, tüccarlar, sanayiciler, kamu düzenini, halkın huzur ve güvenini sağlayan geçici köy korucuları, askerler ve polisler olmak üzere 10110 insanımız hayatını kaybetmiş, 17550 insanımız yaralanmış ve sakat kalmıştır.
Kamu kurum ve kuruluşları ile bunlara ait tesisler, okullar, hastaneler ve sağlık merkezleri, turistik tesisler, tren, otobüs, iş makineleri, elektrik trafoları, PTT radyolink hatları ve telefon direkleri, petrol dolum tesisleri ve taşıma boruları, karakollar ve benzeri ekonomik değeri bulunan araç ve tesisler tahrip edilmiş, ormanlar yakılmış ve ekonomimiz önemli ölçüde kayba uğratılmış, bizzat terörle mücadeleye yapılan harcamalarla terörün faturası oldukça ağır olmuştur.
Ülkemiz, yıllardan beri tehdit ve yıkıcı faaliyetlerin bir sonucu olan terörün her türlüsüyle mücadele etmiş, bütün imkanlarını bu mücadeleye tahsis etmiştir. Bu meşgale içinde kalkınmasına, güçlenmesine zaman ayıramamış, milli servetinin büyük bir bölümünü de terörle mücadeleye ayırmıştır.

SAYFANIN BAŞINA DÖN

     ANA SAYFAYA DÖN   

KONUNUN BAŞINA DÖN

 
 
Z i Y A R E T C i - D E F T E R i
orhanyildiz.tr.gg
A N A - S A Y F A Y A - G i T
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=