İletişim Adresi

   
  ORHAN YILDIZ
  TURKiYEDE TEROR ve TERORUN GELiSiMi : 1
 


TÜRKiYEDE TERÖR ve TERÖRÜN GELiŞiMi - Sayfa : 1

Tehdit ve yıkıcı faaliyetler, değişik ad ve yöntemlerle atalarımızın Anadolu’;ya girişleri, Anadolu’;yu yurt edinmeleri ve sonrasında, Viyana kapılarına kadar uzandıkları
Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinden itibaren görülmeye başlanılmıştır.
Önceleri bazı kışkırtmalar sonucu devlete asker ve vergi vermeme gibi nedenlere dayanan aşiret isyanları ortaya çıkmıştır. Daha sonraki dönemlerde ideolojik nedenlerle oluşan yasal ve yasadışı kuruluşlar vasıtasıyla mevcut yönetime ve sisteme muhalif olarak başkaldırılar gözlenmiş ve uzun yıllardan beri muhtelif maskelere bürünerek rejimi tehdit eder olmuştur.
Devletlerin asli görevi, önce her türlü tehdide ve tehlikeye karşı kendi varlığını devam ettirmek, halkına huzur ve güven ortamı tesis etmektir. Ülkemiz de uzun zamandan beri değişik amaç, ad, şekil ve yöntemlerle güvenliğine yönelik olarak süre gelen terörizm ve yıkıcı faaliyetlerle mücadele etmektedir. Bu mücadele, ülkemizin çok önemli zamanını ve ekonomik kaynaklarını tüketmekte, sebep ve sonuçları hep tartışılmaktadır.
Peki, bu genel olarak tehdit dediğimiz yıkıcı ve bölücü faaliyetlerin nedenleri nelerdir? İçeriden ve dışarıdan kimler tarafından ne şekilde desteklenmekte ve yönlendirilmektedir? Ülke içindeki hangi işbirlikçi grup ve kesimlerce bilinçsizce, desteklenmektedir? Terörü ve tehdidi destekleyenlerin fikirleri, duygu ve düşünceleri nasıl ve kimler tarafından etkilenerek değiştirilmiştir veya değiştirilmektedir. Fikir ve düşüncelerin insanların ve kitlelerin hareket ve eylemlerindeki fonksiyonu nedir?
Fikir ve düşünce hareketlerin ve fiillerin lokomotifidir. Fikir olmadan hareket olmaz. Davranışların görünmez dünyası düşüncelerdir. Heinrich HEİNE, "Işık gök gürültüsünden, düşünce de eylemden önce gelir."demiştir. İnsanları arzulanan yönde harekete ve eyleme yöneltmek, sevk etmek, için önce düşünce dünyasında gerekli değişiklik yapılmaktadır. "Düşünce ek, eylem biç" sözü bu gayretin en tabi ifadesidir. Tehdit grupları, tehdidi yönlendirenler ve terör örgütleri amaçlarına ulaşabilmek için, mensuplarını eylem ve faaliyetlere yöneltmede önce tehdidin ve terörizmin ilke ve prensiplerini zihinlerinde oluşturmaktadırlar.
Her fiilde ve her harekette olduğu gibi, terörün alt yapısını da fikirler ve düşünceler oluşturur. Fikirler idealleri, idealler de ideolojileri meydana getirir. İdealler, insanların ulaşmak istedikleri amaçlarını gösterir. İnsanlar fikir ve düşüncelerini her zaman faydalı yerlerde kullanmayabilirler. Fikir ve düşünce iyi niyetle kullanılırsa faydalı, kötü niyet ve amaçla kullanıldığında ise zararlı hareketler olarak karşımıza çıkar.
Dünya hakimiyetine aday olan devletlerin veya devletler topluluğunun meydana getirdiği güç merkezleri, amaçları ve milli hedefleri doğrultusunda, hedef devletlerin bütünlüğüne, iç güvenliğine, egemenliğine kastedecek şekilde ideolojik ve etnik özelliklerine hitabeden tehditler üretmektedirler.
Ülkeler varlıklarını idame ettirmek istedikleri sürece, bu güç merkezleri de var oldukça, bu ve benzeri tehditlere hedef olurlar. Muhtelif gerekçelerle ortaya çıkan tehdit, ideolojisi ve rengi ne olursa olsun, ülkelerin jeopolitik konumuna ve jeostratejik durumuna göre şekillenmektedir.
Dolayısıyla, ülkemizin güvenliğine yönelen ve uzun zamandan beri süregelen yıkıcı, bölücü faaliyetlerin arkasındaki desteği sağlayan güç olarak görülen tehdidi, ülkemizin jeopolitik durumunu ortaya koyarak değerlendirmek gerekir. Zira terörün ve anarşinin baş sebep olan tehdidin özellikleri, nereden ve nasıl yönlendirildiği, genel, bölgesel ve sosyo-ekonomik yapıya etkileri iyi tahlil edilmelidir.
1. Türkiye'nin Jeopolitik /Jeostratejik Değeri
Ülkemizin jeopolitik, jeostratejik değerini kavrayabilmek için, genel, bölgesel ve sosyo-ekonomik durumları açısından ele alınmasında fayda görülmektedir.
Genel durumu açısından bakıldığında ülkemiz, üzerinde ve bulunduğu coğrafi bölgede dünya güç merkezleri arasındaki dengeyi etkileyecek şekilde, sürekli ve çok yönlü çıkar ve güç çatışmalarının yaşandığı, kritik bir coğrafi konuma sahiptir
Bu konumu ile Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesiştiği bir düğüm noktası, bir köprü durumundadır. Farklı özelliklere sahip Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarındaki ülkelerin fiziki, sosyal, ekonomik ve kültürel çıkarları ülkemiz üzerinde çakışmaktadır. Anadolu adı verilen yarım adanın kara, deniz ve hava sahası, Asya, Avrupa ve Afrika’;dan stratejik düzeyde kuvvet intikali için lüzumlu bir bölgedir.
Hassasiyet arz eden coğrafi konumundan kaynaklanan bütün bu avantajları ülkemize, dünya hakimiyetini amaçlayan güçlerin, mutlak kontrol altında tutmak ve elde etmek istedikleri bir hedef niteliği kazandırmaktadır.
Bölgesel durumu açısından bakıldığında ise ülkemiz, İstanbul Boğazı Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazını elinde bulundurması, Orta Doğu, Basra Körfezi ve Ege denizi dahil Doğu Akdeniz'i kontrol edebilecek coğrafi konuma sahip bulunması, bölgedeki bütün ülkelerin her türlü ulaşım faaliyetlerini ve güvenliklerini çok yakından ilgilendirmektedir. Bu özellik, ülkemiz açısından çevresindeki ülkelerin birbiri ile olan politik, ekonomik ve askeri ilişkilerine doğrudan etkisi sebebiyle, taraf ülkelerce her zaman hesaba katılması gereken önemli bir faktördür.
Sahip olduğumuz, İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı, Karadeniz'i Akdeniz'e ve diğer sıcak denizlere bağlayan 160 deniz mili uzunluğunda tek su yoludur. Dünya ticareti ve ulaşımında özel bir yeri vardır. Gerek batı Avrupa, Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin Rusya, Bulgaristan ve Romanya ile, gerekse eski Varşova Paktı ülkelerinin tüm dünya ülkeleriyle Sosyal, ekonomik ve ticari, bazen de askeri ilişkilerinde önemli rol oynamaktadır. Rusya'nın Ortadoğu ve Afrika ülkelerine yönelik askeri faaliyetleri ile deniz ticaretinin yaklaşık yarısı boğazlarımıza bağımlıdır. Ayrıca Rusya’;;;;;;;nın Akdeniz'deki askeri varlığının idamesi, Karadeniz'den, ancak ve ancak boğazlarımızı kullanarak yapılacak lojistik destekle mümkündür. Genel veya bölgesel savaşlarda, Rusların Akdeniz bölgesine yönelik harekâtının başarısı ve devamı da boğazlara bağlıdır.
Sosyo-Ekonomik durumu açısından bakıldığında ülkemiz, yetmiş milyona yakın genç ve dinamik nüfus potansiyeline, zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip, dünyada besin ihtiyaçlarını karşılayabilen ve ihtiyaç fazlası ürün sağlayan nadir ülkelerden biridir. Her geçen gün gelişmekte olan ekonomik ve teknolojik gücü, bağımsızlığını kazanmış Orta Asya’;daki Türk devletleriyle entegre olabilecek potansiyele sahip olmasının sağladığı avantaj ile bölgede mevcut politik, askeri ve ekonomik dengeyi bulunduğu tarafa kazandırabilecek milli güce ve coğrafi konuma sahip bir bölge devletidir.
Diğer taraftan dünya güç merkezleri arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri sağlayan ulaşım yolları üzerinde bulunması ve bu yolları kontrol eden konumu nedeniyle tüm dünya güç merkezlerinin ekonomik ilişkilerini etkileyebilecek durumdadır.
2. Sürekli Tehdit
Ülkemiz, aynen deprem kuşağı gibi bir tehdit kuşağı üzerinde bulunmaktadır. Tarihin her döneminde güç merkezleri, bir çok ulusu etkileyecek şekilde dönemlerinin genel yapı ve şartlarına uygun tehditler üretmişlerdir.
Bu tehditler, devamlı jeopolitiğin değişen unsurları arasında yer alan, ülkelerin etnik ve dini yapısını, sosyal ve ekonomik sorunlarını, bölgesel sorunlarını hedef almaktadır. Bu sorunların istismarı ile de tehdit ve yıkıcı faaliyetler organize edilmekte ülkelerin güvenliklerine ve rejimlerine yönelmektedir.
Şüphesiz insanlık var oldukça güç merkezleri yaşanan dönemin şartlarına uygun tehditler üretecekler ve bunları yayarak yeni bazı stratejiler geliştireceklerdir. Ülkemizin üzerinde bulunduğu topraklar tarihin her döneminde, o dönemin şartlarına uygun yayılmacı faaliyetlerin etkisi altında bulunmuş ve ideolojinin türü ne olursa olsun ülkemize yönelik tehdit bir devamlılık arz etmiştir. Kısacası, tehdit dün olduğu gibi, bu gün de vardır, yarın da mutlaka olacaktır. İşte ideolojinin türü ne olursa olsun ülkemizin maruz kalacağı bu tür tehdide "sürekli tehdit" denilmektedir.
Sonuç olarak ülkemiz jeopolitik ve jeostratejik durumu nedeniyle sürekli bir tehdide maruz bulunmaktadır. Bu sürekli tehdidi oluşturan veya oluşturacak olan güçler hedeflerine ulaşmak için bazı yol ve yöntemler denerler. Bunlar; sinsice yürütülen dostluktan, politik ve ekonomik baskıya, savaşa kadar uzanan bir tür uygulama zinciri halinde kendini göstermektedir.
Günümüzde sinsi dostluklar, politik ve ekonomik baskılar devam ederken, sıcak savaş yerini, soğuk savaş dediğimiz ülkeleri içeriden çökertmeyi hedefleyen anarşi ve terörü gizlice desteklemeye terk etmiştir."
3. Bölgesel Tehdit
Anadolu coğrafyası konumu itibariyle, her devirde sahip olmak isteyenlerin etkili ve önemli mücadelelerine sahne olmuştur. Anadolu coğrafyasına sahip olanlar stratejik avantajları sayesinde, gücünü ve bütünlüğünü koruduğu sürece Akdeniz, Ege ve Karadeniz havzalarının kontrolünü elinde bulundurmuş, Ortadoğu-Kafkaslar ve Balkanlar'da egemen olmuştur.
Bölgenin Türklerin medeniyeti altına girmesi tarihin önemli dönüm noktalarından birini teşkil etmiş, yeni ve yakın çağlar, Anadolu'nun Türklerden kurtarılması için yapılan savaşlar, ittifaklar, politik ve ekonomik entrikaların yoğun olduğu bir devir olarak tarihte yerini almıştır.
Boğazlar, Akdeniz ve Ortadoğu'nun tarih boyunca sahip olduğu Jeopolitik ve Jeostratejik önemi nedeniyle, İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya ve Çarlık Rusya'sı gibi Avrupa devletleri, Osmanlı İmparatorluğuna karşı politikaları ve çıkarları doğrultusunda, zaman zaman kendi güçlerini kullanarak, birbirlerini destekleyerek, Rum, Ermeni ve diğer azınlıkları kışkırtarak amaçlarına ulaşmak istemişlerdir.
Günümüzde, ülkemiz üzerinde milli menfaatlerine uygun emeller taşıyan büyük ülkeler, dünyada ve bölgede yaşanan sorunların çözümünde, sosyo-ekonomik gelişmelerde, siyasal, sosyal ve ekonomik koşulları hesaplayarak Türkiye'nin içinde bulunduğu politikalar izlemektedirler.
Bu politikalar gelişmelere göre, ya tek başlarına, ya da dahil oldukları ittifak çerçevesinde bazen Türkiye’;nin yanında, bazen de karşısında yer alma şeklinde ortaya çıkmaktadır. Komşumuz olan ülkelerin milli menfaatlerine dayanan açık ve gizli hedefleri de tarihi süreç içinde şekillenmektedir. Durum ve şartlara göre ülkelerin bu hedefleri, 12.04. 1985 tarihinde YÖK binasında verilen Konferans sunumlarını kapsayan Türkiye’;de Anarşi ve Terörün sebepleri ve hedefleri isimli kitapta aşağıdaki gibi izah edilmiştir. "Türkiye coğrafyasını oluşturan Anadolu'nun tamamına veya bir kısmına sahip olmak veya onun üzerinde yaşayanları bu topraklara sahip olamayacak güçsüzlüğe düşürmek, şeklinde ifade edilebilir."
"....Viyana kapılarından itibaren başlayan, gerilemede kaybedilen topraklar incelendiğinde kaybın harpten ziyade dışarıdan desteklenen bölgesel isyanlar neticesinde gerçekleştiği görülecektir. Yapılan harplerin çoğunda da bölge halkının din veya ırk ayrımı gerekçesiyle korunması zahiri sebep olarak gösterilmiştir.
1877-78 Osmanlı-Rus harbinde Yeşilköy'e kadar gelen bir güç Avrupa'nın diğer güçlerinin baskısıyla geri itilirken neden aynı güçler 1. Dünya savaşında karşımızda olmuşlardır?
Kurtuluş savaşı öncesi çeşitli ülkelerce işgal gerçekleştirilmişken neden bazı yörelerde harpsiz çekilmeler olmuş ve savaş Türk-Yunan harbi olarak noktalanmıştır? Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin İkinci Dünya savaşına kadar Dünya kamu oyunda saygın bir düzeye getirilmesi çabalarının altında yatan gerçek nedir? Neden Türkiye zaman zaman Uluslararası arenada yalnız bırakılmaktadır? Sınır komşumuz olmadığı halde neden bu ülkeler bazen yanımızda, bazen karşımızdadır?
Bütün bu soruların cevabı tek deyimde toplanırsa buna, Türkiye'nin jeopolitik değeri veya Türkiye'nin jeopolitik kaderi demek doğru olur. Bu jeopolitik değerin neticesi özetlenirse ortaya çıkan sonuç şudur.
‘;Dünya hakimiyetine aday olan güçler ve kendi ulusal çıkarlarını bu güçlerin paralelinde bulan ortakları, dünyanın bu kesiminde kendine yeterli ve güçlü bir ülkenin teşekkülünü istememektedir.
Aynı güçler Dünyanın bu kesiminde tamamen zayıf ve her an karşıt gücün himayesine girebilecek kadar güçsüz bir Türkiye de istememektedirler. O halde bu topraklarda yaşayan bu millet, her yönü ile, kuvvetlendikçe budanan, zayıfladıkça sulanan bir ağaç misali kendilerince kabul edilen askeri ve azami limitler içerisinde kalmalıdır"
4. Terör Nedir?
Terör, genellikle dış kaynaklardan beslenen, tehdit ve yıkıcı faaliyetlerin kuşanmış/silahlanmış halidir. 3713 sayılı terörle Mücadele Kanunundaki kıstaslara göre ise, "Ferden veya örgütlü olarak, her türlü silah ve aletlerle, baskı, cebir, şiddet, yıldırma, sindirme, korkutma yöntemlerinden birini kullanarak, belli bir düşünceyi, davranışı kabul ettirmek, anayasal, hukuki, sosyal, ekonomik ve siyasal sistemleri değiştirmek için başvurulan şiddet eylemleridir" denilebilir.
Yürürlükteki 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda da terör şu şekilde tanımlanmıştır.
"Baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ekonomik düzenini değiştirmek, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemdir."
Terörün üç ana unsuru vardır. Bunlar İdeoloji, örgüt ve şiddettir. Bir olaya terör diyebilmemiz için bu üç unsurun bir arada bulunması lazımdır.
İdeoloji, Türkiye gazetesinin yayınladığı, Rehber Ansiklopedisi’;nde, "Siyasi veya içtimai bir doktrin meydana getiren görüş ve düşünce sistemi" olarak, Milliyet Gazetesinin yayınladığı, Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisinde ise, "bireysel ya da kollektif bir davranışın temelini oluşturan bir felsefi ve siyasal öğretiyi oluşturan genel fikirler sistemi" olarak ifade edilmiştir.
Buradan hareketle ideolojiyi; fikirler, idealler, düşünceler topluluğu, düşünce bilimi, düşüncelerin ve fikirlerin bir buket gibi sistemleştirilmiş hali olarak tanımlayabiliriz.
Terör açısından bakarsak fertlerin veya grubun hareketlerini yönlendirmek ve belirli bir yönde hareketlerini sağlamak, bir bütün olarak hareket etmeleri için bir ideoloji ile donatılmış olunması gerekir. Fikir veya ideoloji, grupları ayakta tutmak için olmazsa olmaz cinsinden bir kavramdır.
Örgüt, bir amacı gerçekleştirmek üzere, belli fikirleri, düşünceleri benimsemiş olan kişilerin bir araya gelerek oluşturdukları kuruma denir. Terörle mücadele Kanununda "örgüt, iki veya daha fazla kimsenin aynı amaç etrafında birleşmesiyle meydana gelmiş sayılır. Örgüt terimi, Türk Ceza Kanunu ile ceza hükümlerini içeren özel kanunlarda geçen teşekkül, cemiyet, silahlı cemiyet, çete ve silahlı çeteyi de kapsar" şeklinde ifade edilmiştir. Örgütlenme, güç birliği açısından son derece önemlidir. "Bir elin nesi var, iki elin sesi var" atasözü örgütlenmenin gerekliliğini çok güzel ifade etmektedir. Birlikte hareket etme, dayanışma gibi kavramları içinde taşıyan örgütlenmenin ortaya çıkardığı yapıya örgüt denir.
Destek, bir gaye için oluşturulmuş bir kuruluşa, kuruluşa mensup kişilere veya bu kişiler vasıtasıyla o kuruluşa, doğrudan ve dolaylı olarak yapılan silah, para ve benzeri yardımlara denir. Desteği iki başlık altında ele almak gerekir. İç destek, dış destek. Kuruluşun/örgütün faaliyet gösterdiği ülke toprakları içinden, kişi ve kurumlardan hangi şekil ve şartla olursa olsun sağlanan yardımlar iç destektir. Ülke dışındaki kurum, kişi ve teşekküllerden hangi şekil ve şartla olursa olsun sağlanan yardıma da dış destek adı verilir. Destek, terörün hayatiyet taşıyan ve dördüncü unsuru olarak kabul edebileceğimiz bir ayağıdır.
Şiddet, Milliyet Gazetesinin yayınladığı, Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisinde; "Bir çarpmanın darbenin gücü", "beden gücünün kötüye kullanılması, silahlı etkinlikler ve aşırı bir saldırganlık özelliği taşıyan ilişkilerle belirginleşen edimlerin tümü/kaba kuvvet", Ortalığa korku ve yılgı salmak, çevredekileri sindirmek için yapılan her türlü silahlı eylem/tedhiş" olarak tarif edilmiştir.
Genel olarak şiddet, belirli bir ideoloji etrafında örgütlenip, gerekli desteği sağlayanlarca silahla, bombayla ve silahsız olarak baskı, cebir, şiddet, yıldırma, korkutma, sindirme yöntemlerinden birini kullanarak etkinlik sağlamak suretiyle belli bir düşünceyi, davranışı kabul ettirmek, anayasal; hukuki, sosyal, ekonomik ve siyasi sistemleri değiştirmek amacıyla baş vurulan her türlü eyleme denir.
Bu şekilde ideoloji, örgüt, destek ve şiddet hiyerarşisi içinde, tehdidi oluşturan yıkıcı ve bölücü faaliyetlerin organize edilmiş şekli olarak ortaya çıkan terörün asıl hedefi ve amacı, devletin veya devletlerin top yekün milli gücünü, yani ekonomisini, turizmini, sosyal hayatını, eğitimini ve kültürel yapısını zaafa uğratmaktır. Ülkeler sahip oldukları coğrafi yapısı ve jeopolitik konumları nedeniyle, var oldukları ve var olmak istedikleri sürece değişik şekil ve şartlarda gelişen tehditlere muhatap olurlar.
5. Türkiye’;de Terörün Tarihi Gelişimi
5/1- 1920-1960 Yılları Arası
Osmanlı devletinin son dönemlerini de içine alan yakın tarihimizde ülkemizde, cumhuriyetle birlikte devlet ve rejime yönelik faaliyetlerin lokomotifi durumundaki ilk yasadışı örgüt (Türkiye Komünist Partisi) TKP’;dir. TKP, Sovyetler birliğinin kontrolündeki 3. sosyalist (komünist) enternasyonal kararları gereğince, Sovyet Rusya’;da yaşayan ve Türk Komünistleri olarak bilinen Mustafa SUPHİ ve arkadaşlarınca 10 Eylül 1920 tarihinde Bakü’;de kurulmuştur.
Ülkemizde kurulup, faaliyet gösteren bir çok yasadışı örgüt gibi Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP) de, M. Suphi ve arkadaşlarının kurmuş olduğu TKP’;nin mirasına sahip çıkmaktadır. TDKP bunu şu şekilde açıklamaktadır. "M.Suphi önderliğindeki TKP, ülkemizde komünist partisinin inşası yolunda atılan ilk ciddi adımdı. Örgütümüz (TDKP) M.Suphi ve yoldaşlarının ve onların TKP’;sinin kararlı mirasçısıdır" (3) Mustafa SUPHİ’;nin TKP’;nin kuruluşu aşamasındaki faaliyetleri, yasadışı TDKP’;nin, 2-7 Şubat 1980 tarihleri arasında yapılan birinci/kuruluş kongresinde alınan kararları kapsayan ve "kongre belgeleri" isimli kitapta şu şekilde ifade edilmektedir. "1917 Ekim Devrimiyle birlikte Mustafa SUPHİ, Rusyalı Türkler, oradaki savaş esirleri arasında çalışmalar yaptı. Önce Moskova’;da, daha sonra Kırım ve Odesa’;;da Türkçe olarak ‘;Yeni Dünya’; gazetesini yayınladı. Buralardan Türkiye’;ye kaçak olarak, propaganda broşürleri, propagandacılar, komünist işçi ve askerler gönderdi. Moskova, kazan, Samara, Saratov, Rezan, Astrahan ve daha bir çok şehirde Türk Komünist örgütlerini kurdu.
.....Eylül 1920 de Bakü’; de toplanan ‘;Doğu Halkları Kurultayı’;na partili, partisiz 235 Türkiyeli delege katıldı. Bunun sonunda 10 Eylül 1920’;de ‘;Birinci Umumi Türk komünistleri Kongresi’; Bakü’;de toplandı. Bu kongrede ‘;Türkiye Komünist Partisi’; kuruldu. Başkanlığına Mustafa SUPHİ, genel sekreterliğine de Ethem NEJAT seçildi.
...TKP M. Suphi ve yoldaşlarının komünterne bağlı olarak faaliyet göstermelerinin doğrudan bir sonucu olarak komünternin(*) Türkiye kolu olarak kurulmuştur... (3)
(*)Milliyet Gazetesinin yayınladığı Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisinde Komüntern; "Komünist Enternasyonal (3. Enternasyonal’;in Rusça adı)" olarak tanımlanmıştır.
Mustafa SUPHİ ve arkadaşlarınca, Türkiye’;Deki rejim ve yönetim aleyhine faaliyet gösterilerek, ülkenin Sovyetler Birliğinin peyki haline getirilmesi ve Marksist-Leninist bir düzen tesis edilmesi, faaliyetlerin örgütlü bir şekilde sürdürülmesi amacıyla kurulmuş olan TKP, ülkemiz aleyhinde uzun yıllar faaliyet göstermiştir.
5/2- 1961-1980 Yılları Arası
a. KGB Faaliyetlerinin Etkisi Dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış durumdaki KGB (Sovyet Gizli Haber Alma Örgütü) ajanlarından, 1961 yılından itibaren Türkiye’;ye gelenlerin TKP bünyesinde ve desteğinde toplumsal ve siyasal olayları yönlendirmesi sonucu siyasal yelpaze giderek genişlemiş ve faaliyetleri artmıştır.
Sovyetler Birliğinin Gizli Haber Alma Örgütü (KGB) ve Askeri Haber Alma Örgütü (GRU) ajanları kanalıyla Ortadoğu’;da ve ülkemizde yürüttüğü faaliyetleri, Ortadoğu ülkelerine yönelik operasyon ve harekatları hakkında, John Barron’;un "KGB, Sovyet Gizli Ajanlarının Gizli Çalışmaları" isimli kitabında ülkemiz açısından önemli bazı bilgiler açıklanmaktadır.
Ortadoğu’;da Sovyetler Birliği adına KGB bünyesinde faaliyet gösteren ve Türkiye’;;ye karşı operasyonlarda bir eksper olan Labanov, yeterince Arapça bilmediği için Vladimir Nikolayeviç Saharov adlı KGB ajanını servisinde tercüman olarak görevlendirmiştir. Saharov’;un sahip olduğu bilgilere dayanan faaliyetler kitapta şu şekilde izah edilmektedir.
"... Ajan raporları, merkezden gelen ve merkeze giden yazılar şimdi Saharov’;a açıktı ve çok şeyler öğretiyorlardı. Hem KGB hem de GRU temsilcilerinin mahremiyetine alınan Saharov böylece ajanların kimliklerini, tasarlanan sızmaları ve dört büyük Sovyet operasyonunun esaslarını tanıdı.
Bu operasyonlardan biri, bölgede petrol sahalarında sabotajlarla birlikte Suudi Arabistan’;da yıkıcı faaliyetler yapmaktı. Bu ülkede KGB ‘;Suudi Arabistan Kurtuluş Cephesi’; adlı terörcü bir gerilla örgütü kurmuş ve bunu desteklemekteydi. Terörcüler arasına yerleştirilmiş KGB ajanları gizli mürekkeple yazıp, Kuveyt’;teki (ajanlara özel mektup bırakma yerlerine konulmuş) bir sürü raporunu tercüme etti. Hepsi de hükümete karşı hareketin zorluğunda birleşiyor. Bir tanesi ise yakalanan terörcülerin derhal idam edilmelerinden yakınıyordu.
KGB ayrıca, Basra Körfezi’;ndeki petrol Şeyhliklerinde de terörcü hücreler kurmuştu. Bu küçük ülkelerden de Batı Avrupa ve Japonya’;ya sevk edilen petrolün kontrolünü ele almak hedeflenmişti. Gelecek için daha çok terörcü edinmek amacıyla KGB, şeyhliklerden gençlere Rusya’;da tahsil için burs dağıtıyordu. Bunlar orada gözlenecek, avlanacak ve eğitime tabi tutulacaklardı. Saharov’;un gördüğüne göre yalnız katar şeyhliğinden 80 genç, gizlice Kahire’;den Rusya’;ya sevk edilmişti.
Sovyetler Birliği’;nin KGB ve GRU ajanları bazı Ortadoğu ülkelerinin güvenliğini tehdit ederek tehlikeye sokacak yıkıcı faaliyetleri örgütleyip desteklemişler, bu faaliyetlere katılanlardan bazılarını Rusya’;da eğittikten sonra ülkelerine göndermişler ve bunların kurmuş oldukları terör örgütleriyle ülkelerinin rejimlerine yönelik faaliyetleri organize etmişlerdir.
Aslında dünyaya terör, 1917 Ekim devriminden sonra yayılmacı emeller peşinde koşan ve geri kalmış veya gelişmekte olan ülkeleri hedef alan Marksizm-Leninizm ideolojisiyle yayılmıştır. Latin Amerika’;da başlayıp dünyaya yayılan üniversite ve işçi eylemlerinden oluşan yıkıcı faaliyetler ve gerilla faaliyetlerinin altında daima KGB, GRU ve benzeri uzantılarıyla Sovyetler Birliği olmuştur. 1960’;lardan sonra dünyayı kasıp kavuran Filistin örgütlerinin ardında da KGB’;yi veya Sovyetleri görmek mümkündür. Bir dönem Avrupa ülkelerinde terör estiren Kızıl Tugaylar, Baader Meinhof gibi terörist örgütlerin de ideolojik alt yapısı daima Marksizm ideolojisi olmuştur. Türkiye’;de de 1968’;lerden sonra hızla yayılan gençlik hareketleri ve ardından gelen terör örgütlerinin alt yapısını KGB’;nin hazırladığından, Türkiye’;de şehir ve kır gerillacılığını benimseyen yasadışı terör örgütlerini açıkça desteklediğinden kuşku yoktur. Sovyetler Birliğinin KGB ve GRU ajanlarıyla Türkiye’;de şehir terörcülüğü yapmak, adam kaçırmak gibi yasadışı faaliyetlerde önemli aşamalar kaydettiği, Türkiye’;den avlayabildiği ajanları Rusya’;da eğittikten sonra Türkiye’;de ülke aleyhine kullandığı ve KGB’;nin Türkiye’;ye yönelik bir operasyonu aynı kitapta açıklanmaktadır.
Burada operasyonlarda ifade edilen, siyasi ve sosyal konuların istismarına ve tahrikine dayanan, yıkıcı faaliyetlerin Sovyetler Birliğinin çıkarları doğrultusunda yönlendirilmesi, örgütlenmesi, fikirlerin örgütlenmesiyle oluşturulan örgütlü yapı içinde anarşi ve terör çıkarılarak toplumun devlete olan inanç ve güveninin sarsılması, terör eylemleri yaygınlaştırılarak kaos ortamı ve güvensizlik oluşturulması, idarede zafiyet meydana getirilmesi ve Marksist-Leninist felsefeye dayanan bir düzen tesis edilmesidir. John Barron’;un "KGB, Sovyet Gizli Ajanlarının gizli çalışmaları" isimli kitabında Ortadoğu’;da Sovyet ajanlarınca yürütülen ve Türkiye’;ye yönelik olan bir KGB operasyonu ile ilgili şu bilgilere yer verildiği görülmüştür.
"Üçüncü operasyon ise; Türkiye’;de şehir terörcülüğü yapmak olup adam kaçırma, öldürmelerle oldukça ilerlemiş ve başarılı olmuştu. Bu operasyon 1960’;ların başlarında yürürlüğe konmuş, Ankara’;daki Sovyet elçiliğinde çalışan KGB subayları tarafından birkaç ajan avlanmış ve bu ajanlar Rusya’;da eğitilmişlerdi. Türkiye’;ye döndüklerinde bu kadro aralarına radikal eğimli gençleri çekmiş, bazılarını Suriye’;de Rusların açtığı kamplara eğitim için göndermişlerdi. Sonucunda meydana gelen şiddet hareketleri ve buna karşı alınan sıkıyönetim, askeri mahkeme gibi tedbirler de gösteriyor ki, Sovyetler Birliğini riske sokmadan ve büyük masraflar yapmadan, bir toplumu krizler karşısında bırakmak için KGB, tekniğini son derecede ilerletmiş bulunmaktadır.
..Aleksander Komyakov, GRU şefiydi ve Beyrut Büyükelçiliği 1. Katibi ünvanını kullanıyordu, Ortadoğu gizli operasyonlarının bir emeklisiydi. Dokuz yıl Türkiye’;de bulunmuş ve Sovyet ajanlarının hapisten kaçarak kurtulmalarını planlamıştır." Güney Amerika’;dan yayılan, üniversitelerdeki gençlik harekelerine paralel olarak 1968’;lerde Sovyetler Birliği adına çalışan KGB mensuplarının Türkiye’;den avladıkları ajanların yardım ve organizesiyle, Marksist-Leninist ideolojiyi benimseyen gruplar oluşmuş, ülkemizdeki Üniversite ve Yüksek Okullarda, ABD aleyhtarı hüviyetle, devletimiz ve rejimimiz aleyhine hareketler başlamıştır. Üniversitelerdeki bu faaliyetlerin de Sovyet ajanlarınca yönlendirildiği, terör eylemlerinin desteklendiği aynı kitapta şu şekilde izah edilmektedir.
"Türkiye’;de öğrenci terör grupları organize edilmiştir; bunların görevleri boykotları düzenlemek, baskınlar yapmak ve insan kaçırmak ve onları öldürerek terör yaratmaktır. Duvarlara yalan haberler, komünizmin gayelerini gerçekleştirecek sözlerle, bazı partileri veya liderleri küçültücü cümleler yazıldı. İsrail Başkonsolosu ve üç İngiliz radar teknisyeni öldürüldü. Ayrıca Ankara’;nın sıkıyönetimi 11 ilde ilan etmek zorunda kalmasıyla Türk demokrasisinin gelişmesini geciktirdi. Terör hareketleri kısmen düşüncesiz -nihilist- ve başlıca motifleri anarşi olan bazı gençlerin eseriydi. Fakat polisin vardığı kanıya göre bunlardan bir kısmı Suriye’;de eğitim görmüş ve bu işi Şam’;daki Sovyet diplomatı Vadim A. Şatrov ile, şoför unvanı altında faaliyet gösteren
Nikolay Çernenkov adlı başka bir Sovyet tertiplemişlerdi."
Bu dönemde Sovyetler Birliği politikalarını benimseyen ve dünyanın çok ülkesinde faaliyet gösteren örgütler, Sovyetler Birliği amaçları doğrultusunda kendi ülkelerinde veya üçüncü ülkelerde rejim aleyhtarı faaliyetleri örgütleyerek yönlendirdiler. Ülkemizde de, 1960 sonrası, ilki Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Fikir Kulübü olmak üzere bir çok üniversitede fikir kulüpleri kurulmuştur. Sayıları gittikçe çoğalan Marksist-Leninist (sol) ideolojiye sahip fikir kulüpleri daha sonra bir çatı altında toplanarak, FKF (Fikir Kulüpleri Federasyonu) oluşturulmuştur.
FKF ve (Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu) DEV-GENÇ adlı gençlik kuruluşlarının mensup ve yöneticileri arasında meydana gelen ideolojik görüş ayrılıkları sonucu Türkiye Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi (THKP/C), Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) ve Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) gibi yasadışı örgütler ortaya çıkmıştır.
1970’;li yılların başında bu örgütlere mensup şahıslarca gerçekleştirilen sabotaj, silahlı soygun, gasp, adam kaçırma, fidye isteme ve siyasi cinayetler ülkemizde terörist eylemlerin başlangıcı olmuştur. John Barron’;un kitabında belirtilen "Türkiye’;de öğrenci terör grupları organize edilmiştir. Bunların görevleri boykotları düzenlemek, baskınlar yapmak ve insan kaçırmak ve onları öldürerek terör yaratmaktır." şeklinde ifade edilen KGB’;nin amaç ve gayesi gerçekleşmiştir.
Bu dönemde Marksist ideolojiyi benimseyenlerin Marksizm’;den başka gözleri bir şey görmüyordu. Barış, özgürlük, sömürü, eşitlik gibi hiç kimsenin reddedemeyeceği kavramları terennüm ediyorlar, savundukları rejimin aslında bunlarla uyuşmadığını, tamamen reddettiğini, Aleksander Soljenitsin’;in batıya kaçtıktan sonra anılarını yazdığı Gulak Takım Adaları adlı iki ciltlik kitabında açıkladığı yüzlerce, binlerce düşünür ve bilim adamının, işkenceye tabi tutulduğunu, babasının oğlundan, oğlunun anasından şüphelendiğini, hayatlarının zindan edildiğini, halis bir korku, şüphe ve endişe rejimi olduğunu görmezden geliyorlardı. Belki de bilmiyorlar, hayallerle gerçekleri karıştırıyorlardı. Sovyetler Birliğinin isteklerine uygun olmayan her sistem ve düşünce onlara göre faşizmdi. Çünkü Sovyet ajanlarının gerçekle ilgisi olmayan, Sovyetlerin amaçlarına ve hedeflerine uygun propagandaları gözlerini kamaştırıyordu.
Sovyetlerin bir çok ülkede olduğu gibi Meksika’;da da kandırılmış, avlanmış ajanları vardı ve bu ajanlara Sovyetler önemli paralar ve umutlar veriyorlardı. John Barron, Meksika’;daki KGB faaliyetleri ve kendi ülkesine karşı faaliyet göstermek üzere avlanan ajanlardan bahsediyor.
Sovyetler sadece Orta doğuda değil, dünyanın bir çok bölgesinde/ülkesinde yürüttüğü propagandalarıyla insanların duygu ve düşüncelerini değiştirmişlerdir. Böylece insanları kendi ülkeleri ne karşı örgütleyip, yönetimlerine karşı mücadeleye yöneltmek, yıkıcı faaliyetleri organize etmek, anarşi ve terör ile kaos ortamı meydana getirmek için ajan avladıkları/edindikleri bilinmektedir.
Bunlardan biri de eşinin ölümünden ülkesini ve yöneticilerini sorumlu tutan, komünizme ilgi duyan Meksikalı öğretmen Fabricio Gomez Souza idi. Durumu ve bu ülkedeki faaliyetler şu şekilde açıklanmıştır.
".. KGB, başarıya epeyce yaklaşmış, fakat sonunu getirememişti. Bu durum karşısında Neçiporenko’;nun beş yıl önce keşfettiği Gomez’;i ve Patrice Lumumba üniversitesinde okumuş Meksikalı gençleri sahneye çıkarmak zamanı gelmişti...."
".... Sovyet otoriteleri üniversitenin (Patrice Lumumbo) amacını daha açık anlamıyla şöyle belirtmişlerdi: ‘;Geri kalmış ülkelerin öğrencilerini eğiterek, yurtlarına geri göndermek ve orada, Sovyet taraftarı faaliyetlere çekirdek olmalarını sağlamak’;;;;;;; Üniversitenin başında bir Sovyet Generali vardı, gerek kendisi ve gerekse tüm kadrosu KGB subay ve ajanları idiler. Ajanlığa alınan öğrencilerin kayıtsız şartsız KGB amaçlarına hizmet etmeleri zorunluydu...."
"... Elverişle görülenlere gizlice yaklaşılıyor, Moskova’;daki Patrıce Lumumba Dostluk Üniversitesinde okumaları için burs veriliyordu...."
Fabricio Gomez SOUZA, böyle bir bursu duyunca hemen Sovyet elçiliğine başvurmuş ve Rusya’;da belirtilen üniversitede eğitilmiş, beğenilmiş ve Rusların vazgeçilmez elemanı, KGB’;nin verdiği talimatları uygulayan biri olmuştur.
"...Böyle bir burs işi olduğunu haber alan Fabrıcıo Comez SOUZA adlı 31 yaşında bir öğretmen, Sovyet Elçiliğine başvurdu. Komünizme karşı ilgi duyan bu adam 1963’;de evlenmiş, fakat kısa bir süre sonra karısı, teşhis edilemeyen bir hastalıktan ölmüştü. Bu yüzden geri kültürü dolayısıyla Meksika’;yı suçladı ve ülkeyi yeniden kurmak üzere her şeyin yıkılması gereğine inandı. Bu da ancak, Ruslarla işbirliği sayesinde mümkün olacaktı.
Gomez ile uzun bir görüşme yapan Neçiporenko, toy bir öğrenci yerine tam istedikleri tipte bir adamla karşılaştığını anladı. Lumumba Üniversitesine gönderilecek olanların işlemi, normal olarak aylarca sürerdi, fakat Gomez’;i Moskova’;ya o kadar kuvvetle tavsiye etti ki, Gomez üç hafta sonra yola çıktı. Rusya’;da önemli bir misafir gibi ağırlandı. Çünkü bu adam Sovyetlerin Meksika’;ya karşı girişecekleri operasyonda liderlik yapabilecek kalitedeydi....."
".... 1963 sonbaharında Lumumba üniversitesine gelen Gomez, Moskova’;ya kaçmış 30 kadar Meksikalı’;ya katıldı. Bir yıl Rusça dersi altından sonra, üstün nitelikte öğrencilere özel bir sınıfa alındı. Sınıftaki seçme öğrenciler arasında da, fanatik düşünceleri ve Rusya’;ya aşırı bağlılığını göstererek yükseldi. Dört yıllık eğitimden sonra Rusların en güvenilir adamı oldu...."
".... Bundan sonraki iki yıl içinde Neçiporenko, en azından bir düzine Meksikalıyı Moskova’;ya gönderdi. Ayrıca Meksika üniversiteleri içinde bir sürü ajan edindi...."
".... Fabricio Gomez SOUZA 1968 yılının Kasım başlarında Gomez, Kuzey Kore başkenti Pyongyang’;a uçtu. Kuzey Koreliler KGB’;den aldıkları talimata göre: "Davaya tam inanmış 50 öğrenciden fazlasına lüzum olmadığı cevabını verdiler. Bunlar, lider ve öğretmen olarak yetiştirilecek Meksika şehir ve köylerine dağıldıkları zaman kanser mikrobu gibi hızla üreyeceklerdi. Dikkatli bir seçim yapılmasını salık veren Koreliler, işin gizli tutulması için de, bu 50 öğrencinin üç ayrı grup halinde getirilmesini istediler. Moskova’;dan dönen Gomez, Korelilerden aldığı 25.000 doları dört arkadaşı ile bölüştü. Hepsi gizlice Meksiya’;ya dönecekler ve güvenilir öğrenciler seçeceklerdi. 1968 sonu ve 1969 başında ayrı ayrı Meksiko şehrine vardılar." b. Türkiye’;de Terörün Başlangıcı
Ülkemizde de, 1960’;lı yılların sonlarında KGB propagandalarının etkisinde kalan bazı kesimler ve gruplar oluşmuştur. Bu kesim ve grupların, marksist ideolojiyi benimseyen yasadışı örgütlerin fikirlerine sempati duydukları, silahlı eylemlerine dahi hoşgörüyle baktıkları, teröristlere barınma, saklanma, yiyecek ve giyecek gibi ihtiyaçlarını karşılamada yardımcı oldukları ve yataklık yaptıkları görülmüştür. Hatta bazı kesimlerce yasadışı örgütlerin eylemlerine kılıflar hazırlanmış, silahlı eylemler haklılık ve savunma zeminine oturtulmaya çalışılmıştır.
Ülkemiz, yukarıda da belirtildiği gibi 1920’;lerden itibaren TKP’;nin illegal faaliyetleriyle, 1960’;lı yılardan itibaren de Sovyet ajanlarının avlayıp yönlendirdikleri, kandırdıkları bazı gençlik liderlerinin yönlendirmesi ile Latin Amerika’;da başlayan öğrenci hareketlerine paralel olarak, öğrenci-gençlik hareketleriyle tanışmıştır.
Bu arada, 1961’;de kurulan TİP (Türkiye İşçi Partisi), 1965 yılında kurulan FKF (Fikir Kulüpleri Federasyonu) ve 1969 yılında FKF’;nin yerini alan DEV-GENÇ (Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu), Doğu Devrimci Kültür Ocakları (DDKO), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) gibi yasal kuruluşlarla ilişkili olan bazı kişilerle ile grupların önderliğinde ve sevk ve idaresinde üniversitelerde masum öğrenci, işçi, memur hak ve isteklerinin istismarı ile gençliğin tahriki, Marksist-Leninist, Maoist ideolojilerin hedeflerine paralel olarak yönetim aleyhtarı, sol öğrenci ve işçi hareketleri, toplantı ve gösteri yürüyüşleri, grevler, boykotlar, yoğun olarak sürüyordu.
Ayrıca, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz ile İran, Irak ve Suriye topraklarının bir kısmını kapsayan bölgede bir Kürt Devleti kurmak amacıyla Sait ELÇİ, Faik BUCAK, Ömer TARHAN ve arkadaşları tarafından 24 Ocak 1965 tarihinde yasadışı TKDP (Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi) kurulmuş ve Kürtçülük faaliyetleri giderek boyut kazanmıştır. Yine 1969 yılında Doğu ve Güneydoğulu kürtçülük ideolojisine sahip Musa ANTER, Tarık Ziya EKİNCİ, Naci KUTLAY, Sait ELÇİ, Canip YILDIRIM, Tahsin EKİNCİ, Hüseyin Musa SAĞNIÇ tarafından legal alanda Kürtçülük faaliyetlerini devam ettirmek üzere (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) DDKO kurulmuş ve Ankara, İstanbul ve Diyarbakır illeri ile, Silvan, Ergani, Batman, Kozluk, Beşiri ve Kulp ilçelerinde şubeleri açılmış, 1971 yılında ise zararlı faaliyetlerinden dolayı kapatılmıştır.
07.12.1965 Tarihinde kurulan FKF ile TİP 1966 yılında birleşmişler ve faaliyetlerini bir süre bu şekilde sürdürmüşlerdir. 8-10 Ekim 1969 tarihleri arasında yapılan olağanüstü kurultayında yapılan tüzük değişikliğiyle FKF’;nin adı Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (DEV-GENÇ) olarak değiştirilmiş ve genel başkanlığa Atilla SARP getirilmiştir. DEV-GENÇ’;in ilk Merkez komitesinde Atilla SARP, Yusuf KÜPELİ, Ertuğrul KÜRKÇÜ, Mahir ÇAYAN, ve M.Ramazan AKTOLGA yer almıştır.
1969-70-71 yıllarında yasalara uygun kurulmuş olan DEV-GENÇ bünyesinde, gençlik hareketleri bir süre etkili şekilde sürdürülmüştür. Daha sonra DEV-GENÇ yöneticileri arasında ortaya çıkan fikir ayrılıkları ve tartışmalar sonucu daha etkili bir yasadışı örgüt oluşturulması fikri ağır basmıştır.
Bundan sonra Dev-Genç içindeki gruplardan Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarınca Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO), Mahir ÇAYAN ve arkadaşlarınca Türkiye Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi (THKP/C) ve Proleter Devrimci Aydınlık (PDA) grubunun ileri gelenlerinden Doğu PERİNÇEK ve arkadaşlarınca Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) adlarında yasadışı örgütler kurulmuştur.
Çoğunluğu THKP/C mensupları tarafından olmak üzere bu illegal örgütlerce İstanbul’;da İsrail Başkonsolosu Efraim ELROM kaçırılıp öldürülmüş, 14 yaşındaki Sibel ERKAN isimli bir kız kaçırılmış ve İstanbul Maltepe’;de alıkonulduğu bir evde-güvenlik güçlerince kaçıranlar öldürülerek operasyonla kurtarılmış, bazı iş adamları kaçırılıp fidye istenmiş, gemiler sabotajla batırılarak milli servete zarar verilmiş, İstanbul kültür sarayı kundaklanarak yakılmış, bir çok banka silah zoruyla soyulmuş ve silahlı gasp eylemleri gerçekleştirilmiştir. Bu olaylar ülkemizdeki ilk terörist eylemler olarak arşivlerde yerini almıştır
Bu arada THKP/C’;den Ulaş Bardakçı ve Ziya YILMAZ, THKO’;dan Cihan ALPTEKİN ve Ömer AYNA, Kartal Maltepe Cezaevinden tünel kazmak suretiyle firar ederek Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarını kurtarmak amacıyla Ordu’;nun Ünye ilçesindeki radar üssünden, üç İngiliz radar teknisyenini kaçırıp, Tokat’;ın Niksar ilçesi Kızıldere köyüne getirmişlerdir. Orada bulunan arkadaşlarının yardım ve desteğiyle saklandıkları bir samanlıkta güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmada 9 örgüt mensubu ölü olarak, Ertuğrul KÜRKÇÜ sağ olarak ele geçirilmiştir.
Yine aynı dönemde bir grup THKO mensubu da, Nurhak dağlarına çıkarak kır gerilla faaliyeti başlatmışlardır. Üslenme hazırlıklarını tamamladıktan sonra Kürecik’;teki ABD üssünü basmaya giden bu grup yolda güvenlik güçleriyle karşılaşmış ve giriştikleri silahlı çatışmada üç örgüt mensubu ölü, bir çoğu yaralı ve sağ olarak ele geçirilmişlerdir.
12 Mart muhtırasıyla birlikte ülke genelinde ilan edilen sıkıyönetim döneminde, yurt çapında yapılan operasyonlarda THKO, THKP/C ve TİİKP adlı yasadışı örgütlerin yönetici ve mensuplarının önemli bir bölümü yakalanarak cezaevlerine konulmuşlardır. Bu örgütlerin sorumlularından tutuklu olanların cezaevlerinde, tahliye olanların ve yakalanamayanların dışarıda yaptıkları özeleştiriler ve değerlendirmeler sonucu, ortaya çıkan fikir ayrılıklarından bu örgütlerde önemli ölçüde bölünmeler yaşanmış ve bu bölünmeler sonunda şu örgütler kurulmuştur.
Türkiye Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi (THKP/C)’;den;
*1973’;te Acilciler,
*1975’;te Marksist-Leninist Silahlı Propaganda Birliği/Devrimci Kurtuluş (MLSPB/DK),
*1976’;da Eylem Birliği (EB),
*1976’;da Kurtuluş,
*1976’;da Devrim Savaşçıları (DS),
*1976’;;da M-L Devrimci Halkın Yolu (DHY),
*1977’;de Devrimci Yol (DEV-YOL),
*1978’;de Devrimci Sol (DEV-SOL),
*1978’;de Partizan Yolu (PY),
*1978’;de 3. yolcular,
*1978’;de Dev Savaş (DS),
*1979’;da Cephe Yolu (CY),
*1979’;da Halkın Devrimci Öncüleri (HDÖ),
*1979’;da THKP/C Savaşçıları,
*1979’;da Çayan Sempatizanları,
Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)’;dan;
* THKO/GMK (Halkın Kurtuluşu)
* 1975’;te Türkiye Devriminin Yolu (TDY),
* 1978’;de Emeğin Kurtuluşu Yolunda Işık (EKYI),
* 1979’;da Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği (TİKB)
* 1980’;de Türkiye Devrimci Komünist Partisi/Halkın Kurtuluşu (TDKP/HK)
* 1980’;de Türkiye Komünist Emek Partisi (TKEP),
*1980’;de Diriliş,
Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP)’;den;
*1972’;de Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist(TKP/ML),
* 1973’;de Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist-Partizan (TKP/ML-Partizan),
* 1979’;da, TKP/ML Devrimci Halkın Birliği (DHB),
* 1980’;de Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist-Hareketi (TKP/ML-H),
* 1981’;de Geçici Koordinasyon komitesi (GKK),
Türkiye Komünist Partisi (TKP)’;den;
*1978’;de, Türkiye Komünist Partisi/Birlik (TKP/B), *1980’;de, İşçinin Sesi-Londra Kanadı
Kürtçü/Bölücü-Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi/(TKDP) kökeninden;
*1965'te Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP),
* 1970 sonrası Tekoşin,
*1970’;de Denge Kawa,
*1972’;de Şıvancılar,
*1975'de Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi (TKSP)
*1976’;da Kürdistan Proleterya Birliği-Yekitiya Proleterya Kürdistan (KAWA-YPK),
*1976’;da, Rızgari-Partiya Rızgariye Kürdistan-Kürdistan Kurtuluş Partisi (PRK-KKP)
*1978'de Partiye Karkeren Kürdistan (PKK),
*1978’;de Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları (KUK)
*1978’;de Alarızgari,
Bu arada Ülkücüler, Akıncılar ve bu gruplar içinden Türkçü İntikam Tugayı (TİT), Esir Türkleri Kurtarma Ordusu (ETKO) ve Şeriatçı İntikam Tugayı (ŞİT) gibi yasadışı kuruluşlar da oluşmuştur.

SAYFANIN DEVAMI

     ANA SAYFAYA DÖN   

KONUNUN BAŞINA DÖN

 
 
Z i Y A R E T C i - D E F T E R i
orhanyildiz.tr.gg
A N A - S A Y F A Y A - G i T
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=