İletişim Adresi

   
  ORHAN YILDIZ
  Turklerin islamiyeti Kabulu
 


TÜRKLERİN  İSLAMİYETİ  KABÜLÜ

TÜRKLERİN İSLAMİYETİ KABÜLÜ
Uzak-doğudan Avrupaortalarına kadar bütün bozkırlar bölgesinde 1200 yıl hüküm sürmüş ve birçoksiyâsî, sosyal ve etnik izler bırakmış olan Türk toplulukları İslâmî devirde deve bu defa, hâkim zümreler sıfatıyla tarihî ağırlıklarını koydukları çeşitlimüslüman ülkelerde büyük İmparatorluklar (Kara-Hanlılar, Gazneliler, Selçuklular,Harzemşahlar, Hind-Türk İmparatorluğu) veya devletler (Irak, Suriye, Kirman, AnadoluSelçukluları, Tolunlular, Ihşidliler, Mısır Türk Devleti, Delhi Türk Sultanlığı,Timurlular, Kara-koyunlu, Akkoyunlular), Atabeylikler (Salgurlular, İl-Denizliler,Böriler, Zengîliler, Beğ-Teginliler) ve beylikler (Artuklu, Dânişmendli,Mengücüklü, Saltuklu, İnallı, Ahlat Şahları, İzmir, Efes) kurarak islâmdünyasının mukadderatına hâkim olmuşlar ve Osmanlılar'la birliktedeğerlendirildiği takdirde, Orta Asya, Yakın Doğu ve Doğu Avrupa'nın son binyıllık tarihine yön vermişlerdir.

Umumiyetle kabûl edildiğigibi, Türkler'in dünyâ tarihinin en mühim hâdiselerinden biri olmak üzere,İslâmiyete girişleri kendi arzuları ile vukû bulmuştur. Bu durum Arapça eserlerdede bazı yankılar bırakmıştır. Meselâ Halife Al-Me'mûn'un hususi kütüphânesindememur olan bir Türk şöyle demiştir. "İranlılar ve Rumlar ülkelerinibaşkalarına kaptırıp kendi yurtlarında esir olurlar, Türkler memleketlerini hiçkimseye vermiş değillerdir..."
Gerçekte İslâm dininineski Türk inanç ve telâkkilerine uygun cihetleri çoktu. Türkler uzun zamandan beritek Tanrı inancına âşina bulunuyorlardı. Ahiret'e ve ruh'un ölmezliğineinanıyorlar ve Tanrı'ya kurban sunuyorlardı. Ayrıca İslâmiyet'in telkin ettiğiahlâkî kaideler eski Türk "alplik" anlayışına uygun düşüyor veözellikle "cihâd" Türk'ün fütuhât görüşünü takviye ediyordu.Türkler'in kısa zamanda İslâmiyet'in bayraktarı olarak dünyâ karşısına çıkışsebepleri bunlar olmak gerek.

Türklerin Müslüman Araplarla İlk Temâsları 

Türklerin,Müslüman olmaları Türk ve İslâm tarihinde olduğu kadar Dünya tarihi açısındanda büyük bir olaydır. Türkler bu yeni dîni, İslâm devletini siyâsî hakimiyetindekalarak değil, uzun bir tanıma devresinden sonra kabûl etmişlerdir.

Türkler ileMüslümanlar arasındaki ilk temaslar hiç şüphesiz 642'de yapılan Nihavendsavaşından sonra İran'ın fethinin tamamlanması ile başlamıştır. Ancak bu tarihtenönce de birbirinden çok uzak ülkelerde yaşayan Türkler ile Araplar, Sâsânîİmparatorluğu'nun aracılığı ile birbirini az da olsa tanıma imkânınıbulmuşlardır. Câhilîye devri Arap şairlerinden bazılarının şiirlerinde Türklerinaskerî yönleri ve kahramanlıkları üzerinde durulması dikkati çekilmektedir.

Diğer taraftanHz. Muhammed'e atfedilen birçok Hadîs'de yine Türklerin askerî yönü üzerindedurulmaktadır. "Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayınız"."Benim doğuda Türk adını verdiğim askerlerim vardır". Misâllerini daha daçoğaltabileceğimiz bu meâldeki Hadîslerin doğruluk derecesi çok kuvvetlidir.Ayrıca Müslümanların Hendek savaşına hazırlanırken Hz. Muhammed'in Türkçadırında (Kubbet el-Türkiye) oturduğu rivâyet edilmektedir. Müslüm isePeygamber'in Türk çadırında ibadete çekildiğini belirtmektedir. Meşhur Arapmüellifi el-Câhiz, Fezâ'il el-Etrâk adlı eserinde Türklerin askerî kabiliyetleriniısrarla belirtmektedir. Bütün bunlara göre Arapların Türkleri tanımalarıbaşlangıçta askerî sahalarda olmuş ve bu Arap edebiyatında kendini göstermiştir.

Halife Ömerzamanında (634-644) yapılan fetihler neticesinde Müslümanlar, Horasan ve bilhassaMâverâünnehr ile Kafkaslar'da Türkler ile karşı karşıya gelmişlerdir. HalifeMu'âviye'nin Horasan vâlisi Ubeydullah b. Ziyâd 674 tarihinde İran ile Turan arasındahudut olan Ceyhun Nehrini geçerek muhtelif Türk beyliklerinin hüküm sürdüğüMâverâünnehr'in önemli şehirlerinden Buhârâ'yı kuşattı. Şehrin Türk asıllımelikesi Kabac Hâtun ile anlaşma yaptıktan sonra oradan aldığı iki bin Türk askeriile geri döndü.

GöktürkDevletinin zayıflaması üzerine ortaya çıkan bağımsız Türk beyliklerini hakimolduğu Mâverâünnehr'in fethi Kuteybe b. Müslim'in Horasan vâliliği sırasında(705-715) kısmen gerçekleşmişti. Fakat Kuteybe'den sonra Mâverâünnehr'deEmevîlerin nüfuzu zayıflamağa başladı. Bir taraftan Arap kabileleri arasındakirekâbetin yeniden başlaması ve vâlilerin kötü idâresi, diğer taraftanMâverâünnehr'deki Türk beyliklerinin müşterek düşmana karşı birleşmeleri veaynı zamanda bu sıralarda güçlü bir devlet olan Türgiş Kağanlığı tarafındandesteklenmeleri bu cephedeki başarısızlıklara zemin hazırlamıştır.

Kafkaslar'daHalife Ömer zamanında başlayan ve fâsılalarla devam eden kanlı mücadelelerde heriki taraf toprak kazanma bakımından başarılı olamamıştır. Bu cephedeMüslümanların kazandığı en önemli zafer 737 yılında Azerbaycan ve Ermeniyevâlisi Mervan b. Muhammed'in Hazar başkenti İtil'i kuşatması ve Hazar hakanınınmüslümanlığı kabûl etmek zorunda kalması ile neticelenen seferdir.

Talas Savaşı (751) 

Abbâsîhanedanının hilafete geçmesi ile hemen bütün cephelerde olduğu gibi Türklerleyapılan mücadeleler de hızını kaybetmiş veya tamamen durmuştur. Abbâsîleriniktidara geldikleri sıralarda Doğu'daki gelişmeler, bir asırdan beri devam edenTürk-Arap mücadelelerini yeni bir şekil almasına sebep olmuştur. Mâverâünnehr'deTürk-Arap mücadelelerinin devam ettiği sırada bazı Türk beyleri bu yeni düşmanakarşı Çin'den yardım istemişlerdir. 

Türkistan'dahakimiyet kurmak için bu daveti fırsat bilen Çin, 747 yılında büyük bir ordu ileBatı'ya doğru ilerlemeye başlamıştır. Ancak Çin'i sert tutumu ve bilhassa Taşkentbeyi Bagatur Tudun'un öldürülmesi bu seferde Türkleri Abbâsîlerin Horasan vâlisiEbû Müslim'den yardım istemeğe sevketti. Ebû Müslim yardım teklifini derhal kabûlederek Ziyâd b. Salih kumandasında bir orduyu Çin kuvvetlerine karşı gönderdi.Türk-Müslüman müttefik kuvvetleri 751 yılında Talas suyu kenarında bugünküAlma-ata yakınında Çin kuvvetleri ile karşılaştı. Temmuz 751'de beş gün devameden çetin savaşta Çinliler ağır kayıplar vererek savaş meydanını terkettiler.
 

Talas SavaşıTürk-Müslüman münasebetlerinde bir dönüm noktasıdır. Bu savaşla, yıllardan beridevam eden savaşlar yerini sulh devresine terketmiştir. Artık, Türkler ile Araplararasında çetin savaşlar olmuyor, bunun yerini ticarî münasebetler alıyor ve İslâmdini Türkler arasında yavaş yavaş tanınıp yayılmağa başlıyordu.
 

Abbâsîler İdâresinde Türkler 

Abbâsîler ile birlikte İslâm devletininiç ve dış politikasında önemli değişiklikler olmuştu. Her şeyden önce Emevîhânedanının takip etmekte olduğu politika terk edilmiş ve onun yerini Müslüman olanherkese eşit haklar tanınması almıştır. İhtilâlin yükünü omuzlarında taşıyanArap olmayan unsur, devletin yüksek makamlarını ele geçirmiştir.
 

Başta ilk defaAbbâsîler ile ortaya çıkan vezirlik makamı olmak üzere sivil ve askerî kadrolardaİranlılar söz sahibi olmuşlardı. Bunlar arasında az sayıda olsa bile Türklerin debulunduğu muhakkaktır. Nitekim İhtilâlin birlik kumandanlarından Muhammed b. Sûl,Merv’de Abbâsîler lehine propaganda yapan Tarhûn b. el-Zâi ve Ebû Müslim’ingüvenilir adamlarından Tarhûn el-Cemmâl, Abbâsî idâresinde temayüz eden ilkTürklerdir.

Türklerin, devletiçindeki sayı ve nüfûzları gittikçe artıyordu. Kaynaklar, Halife Ebû Ca’ferel-Mansûr’un Türkleri askerî birlikleri arasına alan ilk halife olduğunubelirtirler. Halife Hârun el-Reşid’in muhafız birliğinin tamamen Türklerden meydanageldiği bilinmektedir. Diğer taraftan Hârun el-Reşid zamanında yeniden tanzim vetahkim edilen Bizans hududuna yerleştirilen gönüllüler arasında Türklerin de bulunduğu,hattâ bazı şehirlerde tahkim vazifesinin Ebu Süleym Ferec el-Hâdim el-Türkî’yeverildiği görülmektedir. Hârun el-Reşid’in ölümünden (809) sonra oğullarıel-Emin ile el-Me’mun arasındaki hilâfet mücadelesi ve bu mücadeleyi takip eden yıllardakigelişmeler el-Me’mun’u devlet kadrolarında büyük bir değişiklik yapmaya mecburetti.

El Me'mun Dönemi 

Abbâsîerin iktidârı ile birlikteİranlı unsurlar devletin yüksek makamlarını ele geçirmişti. İhtilâlin başarıyaulaşmasında baş rolü oynayan Ebû Müslim ile daha sonraki yıllarda vezirlikmakamında uzun müddet kalan Bermekî ailesinin devlet idâresindeki nüfuzları âdetahalifeyi bile gölgede bırakıyordu. 

El-Emin ile el-Me’munarasındaki mücâdele bir bakıma İranlı-Arap unsurun iktidar mücâdelesi idi.İranlı unsurun desteği ile halife olan el-Me’mun kısa zaman sonra bilhassa veziriFazl b. Sehl’in tesiri ile takip ettiği politikanın hatalı olduğunu gördü, dolayısıylabu unsura karşı cephe almak zorunda kaldı. Bu durumda itimat edebileceği yeni birkuvvete ihtiyacı vardı. Halife el-Me’mun bunu bulmakta gecikmedi. 

Horasan vâliliğisırasında yakından tanıma imkânını bulduğu Türkler, askerî kabiliyetleri vedevlet idâresindeki tecrübeleri sayesinde İslâm Devleti’ndeki kuvvet boşluğunudoldurabilirdi. El-Me’mun, halifeliğinin son yıllarında düzenli bir şekilde Türkülkelerinden ücretli Türk askerleri getirtmeye başladı. Çok kısa zamanda Bağdad’dasayıları 18.000’i bulan Türk birlikleri teşkil edildi. 

Bunlar, el-Me’mun’unBizans’a yaptığı seferlerde açıkça görülebileceği gibi hilâfet ordusununçekirdeğini meydana getiriyorlardı. Ordunun kumanda heyeti el-Afşin, Aşnas el-Türkî,Boğa el-Kebîr, Hâkan Urtuc vs. gibi Türklerden meydana geliyordu. 

Samarra Devri 

Halife el-Me’mun’unkardeşi ve halefi el-Mu’tasım (833-847) zamanında Abbâsî ordusundaki Türklerindurumu daha da sağlamlaştı. Hattâ 836’da Samarra şehri kurularak halife, muhafızbirlikleri ile beraber hilâfet merkezini yeni şehre nakletti. Samarra’da Türkbirliklerine hususî yerler tahsis edildi. Halife el-Mu’tasım, sayıları 35.000civarında olan Türk birliklerine bazı imtiyazlar tanımıştı. Giydikleri elbiseler vealdıkları ücretler bakımından ordunun diğer kısımlarından farklı idiler. 

İslâm tarihinde “SâmarraDevri” adı verilen yarım asırlık devrede (836-892) Türkler yalnız askerîsahalarda değil, siyâsî ve idarî sahalarda da devlet içinde büyük nüfûz sahibioldular. Halifeler bile Türk kumandanlar tarafından seçiliyor ve onların istekleridışına çıkamıyorlardı. Bununla beraber halifelerle Türk kumandanlar arasındaamansız bir rekâbet de sürüp gidiyordu.

892 yılında hilafetmerkezinin tekrar Bağdat’a nakli, Türklerin devlet idaresindeki nüfuzunu bir dereceyekadar kırmıştır. Fakat bir müddet sonra 936 yılında Halife El-Radi, Ra’ikEl-Hazari’yi geniş selayetlerle “Emir-ü’l-ümera” tayin edince Türknüfuzu yeniden kuvvetlendi. Bu durum Beçkem ve Tûzun’un Emir-ü’l-ümeralıklarıda devam etmiştir.
 

Beçkem'in adıparalara basılıyordu. Türkler halifeliğe tahakküm ediyorlar, halifeleri iş başınagetiriyor veya uzaklaştırıyorlardı. Daha sonra Bağdat Şiî Büveyhîler tarafındanişgal edilince halifeler siyasi kuvvetlerini tamamen kaybettiler. (945). AbbasiHalifelerinin Büveyhilerin tahakkümünden Türk Hanedanı olan Selçuklular kurtarmıştır.

İslamın Türkler Arasında Yayılmaya Başlaması 

Müslümanlığın,Türkler arasında yayılmaya başlaması önceleri İslam Devletinin hakimiyeti altınagiren Türk Ülkelerinde olmuştur. Bunların başında Kuteybe b. Müslim tarafındankısmen fethedilmiş olan Maveraünnehr gelir. Kuteybe fethettiği bölgelerde birtaraftan askeri hakimiyetin tam manasıyla yerleşmesi için tedbir alırken, diğertaraftan da İslam dininin yayılması için gayretler sarfediyordu. 

Nitekim,Buharanın kesin olarak alınmasında ve içine bir müslüman garnizonununyerleştirilmesinden sonra 713 yılında bir de cami yapılmıştır. Diğer taraftanMaveraünnehrin ikinci büyük şehri Semerkant'ın teslim şartlarıkararlaştırılırken burada bir caminin yapılmasına karşı konulmaması hükmebağlanıyordu. Kuteybe caminin inşasına bizzat nezaret ediyor ve yerli halkın herhangibir taşkınlığına meydan vermemek için sıkı tedbirler alıyordu.
 
Bütün bugayretlere rağmen halk arasında İslamiyetin fazla kabul görmediği, Cuma günlerihalkı camiye çekebilmek için para ödülü verileceğinin vadedilmesindenanlaşılmaktadır. Kuteybe b. Müslim askeri başarılarını, fethettiği bölgelerdeİslam dinini yayma hususunda gösterememiştir. Bunda Kuteybe'nin tutumundan ziyade Emevihilafetinin takip ettiği Arap taraftarı politikasının tesiri olmuştur. Fethedilenbölgelerde İslamiyeti kabul etmiş olan fakat Arap olmayan unsurlar devletin gelirleriniartırmak gayesi ile her türlü vergiyi ödemekle mükellef idiler. Seferlere piyadeolarak katılıyorlar ve Arap süvarilerinden daha az maaş, aynı zamanda ganimetten dahaaz pay alıyorlardı. Bu tutum müslümanlığın yayılmasına engel oluyordu. 

Halife I.Velidinölümünden (715) sonra hilafete geçen Süleyman zamanında (715-717) Horasan ValisiYezit b.Mühelleb, Cürcan üzerine yürüyerek burasını zaptetmiş ve bölgeninhükümdarı Sûl-tegini esir almıştır. Sûl-tegin daha sonra müslüman olarakadamları ile birlikte Yezit'in hizmetine girmiştir. Ancak bu tek olay ile Cürcanbölgesinin tamamının müslümanlığı kabul etmiş olduğunu göstermez.

Ömer b. Abdülaziz Dönemi

Ömer b. Abdulaziz'in kısa sürenhalifeliği (717-720) sırasında Maveraünnehr'de müslümanlığın yayılmasında birhareket görünür. Ömer valilerine gönderdiği kesin emirlerde müslüman olanlardanasla vergi alınmamasını ısrarla istiyordu. Bu kesin emirlerine rağmen valiler eski alışkanlıklarınıdevam ettiriyorlardı.

Nitekim bir heyet halifeye valilerdenşikayet etmek için bizzat Dımaşk'a kadar gelmiştir. Ömer b.Abdulaziz'in ölümü ileberaber onun takip ettiği politika da terkedilerek tekrar eskiden olduğu gibi MüslümanTürklerden cizye alınmağa başlandı.

Türgiş Kağanlığı 

Gök-Türk Devleti'ninzayıflaması üzerine kuvvet kazanan Türgiş Kağanlığı Maveraünnehr'de Araplar ileçetin bir mücadeleye girmişti. Hatta bir müddet çin üstünlük Türklere geçti. BöyleceMaveraünnehr'de Arap hakimiyeti tehlikeye giriyordu. Hişam'ın halifeliğinde (724-743)Horasan Valisi Eşres b. Abdullah, Türkler arasında müslümanlığın yayılması içinEbu's Seyda b.Tarif ve Rebi b. İmran El-Temimi'yi vazifelendirmiş ve bu iki şahısSemerkand ve civarında Türkleri kazanmak hususunda büyük gayret sarfetmişlerdir.Nitekim 742 yılında Belh şehrinde bir cami yapıldığı görünmektedir.
 

Meşhur İslam coğrafyacısıYakub El-Hamavi, Halife Hişam'ın Türk hakanına islama davet için bir heyet gönderdiğini,hakanın elçi heyetine büyük bir merasimle birliklerini gösterdiğini ve "Buaskerler içinde ne bir hekim, ne bir kunduracı ve ne de bir terzi vardır: Hepsiaskerdirler, eğer bunlar müslümanlığı kabul eder ve İslamın şartlarını yerinegetirecek olurlarsa hayatlarını nasıl sürdürürler" dediğini kaydetmektedir.Verilen bu bilgiden elçi heyetinin ne zaman ve hangi Türk hakanına gönderildiğinitesbit etmek mümkün olmuyor. Muhtemelen bu sıralarda Türkistanın en kuvvetli devletiolan Türgişlerin kağanı Sulu'ya gönderilmiş olabilir.
 

El-Cahiz, Hişamın Horasan valisiCüneyt b.Abdurrahman El Murri'nin (729-733 yılları arasında valilik yapmıştır). Türkhakanı ile karşılaştığını, Hakanın kuvvetleri karşısında Cüneyt'in dehşete düştüğünü,bunu farkeden hakanın teminatı üzerine sakinleştiğini ve hakana İslam dini hakkındabilgi verdiğini belirtmektedir. Verilen bu bilgilerden hakanın Müslümanlığı kabulettiği hususunda herhangi bir kayıt mevcut değildir. Nitekim 730 yılında Cüneyt'inhezimeti ile biten bir savaşın olması hakanın müslümanlığı kabule yanaşmadığınıgöstermektedir. 

Emevilerin Son Dönemi

Emevilerin sonHorasan valisi Nasr b. Seyyar, Arap hakimiyetine karşı mukavemet eden Maveraünnehr'dekiTürk sakinlerine, Araplar ile aralarındaki farklılıkların ortadan kaldırarak teskinetmeye çalışmış ve bir dereceye kadar bunda başarılı olmuştur. Nasr'ın bu tutumuhalkın kendisine güvenmesine ve dolayısıyla yeni dinin az da olsa kabulüne yardımcıolmuştur. Nasr 740 yılında Uşrusana'ya yaptığı bir seferde buranın hakiminikendisine bağladı. Şaş bölgesine yaptığı seferde mukavemetle karşılaştı ise degalip gelerek burasını da itaat altına aldı.
 

Emevi hanedanının bir asrayaklaşan hakimiyeti zamanında bütün fethedilmiş bölgelerde olduğu gibi Türk ülkelerindede İslamiyetin yayımlası bu hanedanın takip ettiği yanlış politika sebebiyle süratliolmamıştır. Hele devamlı mücadelelerin cereyan ettiği Maveraünnehr ve Kafkaslar'dabu yayılma diğer bölgelere nisbetle daha az olmuştur. Ancak Buhara ve Semerkant gibi büyükşehirlerde müslüman Arapların da yerleştirilmesi ile birer köprü başı kazanılmışoluyordu. Diğer taraftan bölge halkı yeni dini yakından tanıma fırsatı bulduğundanadil bir idare gerçekleştiği taktirde bu dini kabul etmeye hazırdı.

Abbasi İktidarı 

Abbasilerin iktidara geçmesi ile İslam dininintakip etmekte olduğu umumi politikada büyük değişiklikler olmuştur. Abbasi ihtilaliArap olmayanların (mevali) nüfus bakımından çoğunlukta olduğu Horasan'da geliştive başarıya ulaştı. Bu sebeple doğu eyaletlerinin halkı özellikle Horasanlı'lardevletin idari ve askeri makamlarını paylaştılar Abbasi ailesi kendilerine iktidaryolunu açan mevaliye iyi davranıyor ve ilk halife Ebul-Abbas bir emir name çıkararak Müslümanolanlardan cizye alınmamasını emrediyordu. 751 yılında Talas savaşında Çinli'lerekarşı Türkler ile müslümanların birlikte olması eskiden beri devam eden düşmanlıklarıve çekingenliği bir dereceye kadar ortadan kaldırmıştır. Yeni hanedanın daha başlangıçtabu olumlu tutumu Türkleri müslümanlara ve İslam dinine daha çok yaklaştırmıştır.
 

İkinci Abbas halifesiEbu Cafer El Mansur ilk defa Türkleri devlet hizmetlerinde vazifelendirmiştir. Aynızamanda oğlu El Mehdi'ye mevaliye iyi davranmasını, onların isteklerine kulakvermesini ve onların haklarını korumasını vasiyet etmiştir. Halife El-Mehdi'nin elçilergöndererek itaate ve İslamı kabule davet ettiği hükümdarlar arasında diğer bazı Türkhükümdarları da bulunuyordu. 

Bütün bu gayretlererağmen Maveraünnehr ve çevresinde Türklerin Müslümanlığın tam manası ile kabuledilmediği El-Me'mun zamanında Soğd, Fergana ve Uşrusana üzerine yapılan akınlardananlaşılmaktadır. Fakat netice olarak Halife El-Me'mun Maveraünnehr'i tam manasıylaitaat altına alıyor ve sonra da bölge valilerine Türkistan üzerine seferler yapılmasınıemrediyordu. Valiler, müslümanlığı kabul edenlere maaş bağlanılacağını vaadederek bilhassa hükümdar ailelerini kazanmaya çalışıyorlardı. 

Müslümanlığınkabulu için el-Me'mun'a müracaat edenlere büyük bir ilgi gösteriliyordu. Ayrıcaonlara iyi bir makam veriliyordu. Mesela el-Me'mun zamanının önde gelen kumandanlardanİl-Afşin, Aşnaz, Boğa El-Kebir ve İnak gibi kumandanların hepsi geldikleri bölgelerinidareci sıfatına veya hükümdar ailesine mensup idiler. Aynı siyaset el-Mu'tasımzamanında da devam etmiştir. Onun zamanında halife orduları saflarına alınanbirliklerin çoğu Fergane, Uşrusana, Şaş, Soğd gibi Türkerin oturduğu bölgelerdentemin edilmiştir.
 

Bir taraftanhalifelerin iyi idaresi, diğer taraftan orduda çoğunluğu ele geçirmeleri üzerineel-Mu'tasım zamanında Maveraünnehr sakinleri büyük çoğunlukta Müslümanlığıkabul etmişlerdi. Kaynakların ifadelerine göre el-Me'mun ve el-Mu'tasım zamanlarındaMaveraünnehr sakinlerinin tamamı müslüman olmuştur. Bununla beraber Müslümanlığıkabul eden Türklerin, İslam Devleti hudutları dışındaki büyük Türk kitlesi yanındaçok az olduklarını belirtmek lazımdır. 

Abbasi Hudutları Dışında İslamiyetin Türkler Arasında Yayılışı 

Seyhunnehrinin doğusunda, yani büyük Türkistan ile Karadeniz ve Hazar Denizi'nin kuzeyindekibölgelerde yaşayan Türk boyları Abbâsi hilâfetinin siyasi hakimiyetine girmemiştir.Bunlara Müslümanlık, bazı askeri seferler karşılıklı ticari münasebetler ve dervişlersûfîlerin az da olsa faaliyetleri neticesinde girmiş ve yerleşmiştir.
 

Seyhun'un ötesindekiülkelere karşı askeri seferler Sâmânî emirleri tarafından düzenleniyor ve başarılıneticeler alınıyordu. Sâmânî Emîri Nuh b. Esed, 840 yılında İsficab'ı itaat altınaalarak halkın ekili arazisini ve bağlarını Türklerin akınlarından korumak maksadıile savunma tedbirleri aldırmış ve bazı surlar yaptırmıştır. Diğer taraftarTahiriler de Oğuzların ülkesine karşı seferler yapıyorlardı . Bu sebepler devamederken fethedilen ülkelerin iktisadi durumlarının düzeltilmesi için halifeler yardımdabulunuyorlardı. 

Meselâ el-Mu'tasım,Şâş vilâyetinin ziraatının geliştirilmesi için 2.000.000 dirhem yardım etmiştir.Yine Sâmânî emirlerinden İsmâil b. Ahmed 893 yılında Karlukların elinde bulunan bölgeyeakın yaparak başkent Talas'ı zaptetmiştir. Esirler arasında Karluk Yabgu'sunun karısıda bulunuyordu. Fetihden sonra şehrin büyük kilisesi câmiye çevrilmiş, aynı yıllardaNasr b. Ahmed, Batı Şavgar'a karşı bir sefer yapmıştır. Türkler de bu akınlar karşısındasessiz kalmıyorlardı. 904 yılında Mâverâünnehr'i kısa süreli işgal ettiklerigibi 942'de de Araplardan Balasagun'u geri aldılar.
 

Sâmânîlerin Türkülkelerine yaptıkları seferler bazan çetin mukavemetle karşılaşıyordu; bura rağmenakınlar devam ettiriliyordu. Nitekim 905 yılında İslâm hududu Balasagun'a kadar uzanmıştı;zirâ biraz öncede belirtildiği gibi 942'de Türkler burayı tekrar ellerine geçirmişlerdi.
 

Müslüman olan Türklerde, büyük bir şevk ve heyecanla Sâmânîler ile birlikte Müslümanlığı kabuletmemiş olan Türkler'e karşı çetin bir mücadeleye giriştiler. Öte yandan hudut şehirleriDâr'ül-Cihâd ilân edilmişti. Bu çetin askerî mücadeleler Türkler ile Müslümanlarınbir bakıma birbirlerini tanımalarına yardımcı oluyordu. Diğer bir ifade ile Türklerİslam dinini daha yakından tanıma fırsatı buluyorlardı. Bu tanıma Türklerin Müslümanlığıkabulu açısından son derece önemlidir.
 

Ticari Faaliyet 

Türkler ile Müslümanlar arasındakisavaşlara rağmen bu iki kitle arasındaki az da olsa ticâri faaliyetler cereyanediyordu. Savaşların duraklaması ticâri münasebetlerin gelişmesini hızlandırdı.Bilhassa sanâyî mamulleri Türklere çok cazip geliyordu.

Kaynakların verdiği ithâl ve ihraçmallarının listesi bu hususu teyid etmektedir. Müslümanlar daha çok mâdenî eşya,hububat vs. satıyorlar, bunlara karşılık bilumum hayvan ürünleri, kürkler, deriler,madenler, atlar, köleler vs. satın alıyorlardı. Bu ticâri münasebetlerde birinci sırayıMaveraünehr alıyordu.

Ancak Harezm'in bilhassa Hazarlar ve VolgaBulgarları ile yaptığı ticaret önemli idi. Harezmli tüccârlar nehir yolu ile kuzeyeçıkıyorlar ve mallarını sattıktan sonra aldıkları ham maddelerle geri dönüyorlardı.Harezmliler X.asrın başlarında Hazar ve Bulgar devletlerinin askeri ve idari kadrolarınıda ele geçirmeye başladılar. Hatta Hazar ordusunun temelini ücretli Harezm askerleriteşkil ediyordu.

Ancak, gerek kervanlarla ve gerekse tek başlarınaTürk ülkelerine giden din adamlarının ve bilhassa derviş ve sufilerin İslam dinininTürkler arasında tanınıp yayılmasında tesiri olmuştur.

     ANA SAYFAYA DÖN   

KONUNUN BAŞINA DÖN

 
 
Z i Y A R E T C i - D E F T E R i
orhanyildiz.tr.gg
A N A - S A Y F A Y A - G i T
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=