İletişim Adresi

   
  ORHAN YILDIZ
  Turkiye Sayfa 2
 


TÜRKİYE  Sayfa - 2

Demoğrafik Yapı

Genel görünümü ile Türk nüfusu gençlik vedinamizm ile tanımlanmaktadır. Bir 1997 nüfus sayımına göre Türkiye'de 62.6 milyonyerleşik kişi vardır. Her ne kadar şehirlere belirgin göç var ise de nüfusun halenG si kırsal bölgede yaşar. Türkçe resmi dil de olsa Türkiye'de İngilizce genişolarak konuşulur.

İngilizce eğitim veren birçok lise ve üniversitevardır. Almanca ve Fransızca diğer yaygın olarak konuşulan yabancı dillerdir. Üçimparatorluğun başkenti olmuş olan İstanbul takriben 9.51 milyon mukimi ile Türkiye'ninen büyük şehridir. Başkent olan Ankara'da 3.69 mukim vardır. Geri kalan en büyük şehirlerİzmir, Konya, Adana'dır.

İklim Özellikleri

Coğrafi mevkiinden dolayı Türkiye'nin iklimi oldukçayumuşak olduğu halde kıyılara paralel olan dağların varlığı bir bölgeden diğerbölgeye belirgin farklılıklar gösterir. Kıyı bölgeleri daha ılıman bir iklimesahip olabilirken İçanadolu platosu sıcak yazlar ve az yağmurlu soğuk kışlar yaşar.

Eğitim Sistemi

Türk Milli Eğitim Sistemi Türkiye'de eğitimdevletin denetimi ve gözetimi altında yapılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının42. maddesine göre, herkes eğitim görme hakkına sahiptir. Bireyler eğitimleri süresinceilgi ve yetenekleri ölçüsünde ve doğrultusunda çeşitli programlara, okullara yöneltilerekyetiştirilirler. Eğitim sisteminin her bakımdan bu yönelimi gerçekleştirmesi esastır.

1739 sayılı Milli Eğitim TemelYasası'na göre eğitimin amacı; bireyleri, Türk ulusunun değerlerini benimsemiş, ülkesinekarşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş, bilgiüreten, üretilen bilgi ve teknolojiyi kullanabilen, insan haklarına saygılıdemokratik yurttaşlar olarak yetiştirmektir. Ayrıca bireyleri geleceğe hazırlamak,kendilerinin ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamaktır.

Cumhuriyet'in ilk yıllarındangünümüze kadar okul, öğrenci ve öğretmen sayılarında büyük artışlar sağlanmış,nitelikli insan gücünün yetiştirilmesine yönelik çalışmalar yapılarak geniş birkitleye ulaşılmıştır. ülkede eğitim ekonomik, teknolojik ve sosyal gelişmenin enönemli unsuru olarak kabul edildiğinden, hükümet ve kalkınma planlarında da eğitimebüyük önem verilmektedir. Nitekim 1996-2000 yıllarını kapsayan 7. Beş Yıllık KalkınmaPlanı'nda eğitim birinci öncelikli sektör olarak yer almaktadır.

2000'li yıllara doğru Türkiye,eğitim sistemi ve programlarını, öğretmenlerini, altyapı ve eğitim malzemelerini, dünyakültürü ve teknolojisine katkıda bulunacak Türk insanını yetiştirmek üzere geliştirmeyedevam etmektedir. Nüfusun eğitim talebini karşılamak için sürekli kaynak artırımıyapılmakta ve eğitimdeki hedef ve beklentileri karşılayacak altyapının oluşturulmasıiçin çaba sarfedilmektedir. Bu amaçla 1996-2010 yıllarını kapsayan Eğitim Ana Planıhazırlıkları yapılarak; eğitimin bireysel, ulusal ve küresel istemlerine cevapverecek şekilde esnekleştirilmesi ve sisteme giriş çıkış rahatlıklarının artırılmasıyönündeki çalışmalar sürdürülmektedir.

1739 sayılı Milli EğitimTemel Yasası uyarınca Türk Milli Eğitim Sistemi; Örgün Eğitim ve Yaygın Eğitimolmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Örgün eğitim, okul sistemini ifadeetmekte ve okulöncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimden oluşmaktadır.Yaygın eğitim ise okulların dışında veya yanında düzenlenen faaliyetlerin tümünükapsamaktadır. 1998-1999 öğretim yılında 64.489 örgün ve yaygın eğitim kurumundatoplam 14.668.444 öğrenci eğitim-öğretim görmekte, bu kurumlarda 512.522 öğretmengörev yapmaktadır.

Bilim ve Araştırma

Osmanlı İmparatorluğu, 12. yüzyıldan başlayarakbilim alanındaki üstünlüğünü kaybetmiş, bilim ve teknolojide gerileme 18. yüzyıldanbaşlayarak askeri alandaki sürekli yenilgilerle kendini hissettirmeye başlamıştır.18. yüzyılın son çeyreğinde bilim ve teknoloji konularındaki eksiklik hissedilmiş,mühendislik, topçu ve askeri tıp okulları açılmıştır. Bu dönemde batıdanhocalar getirtilmiş ve batıya öğrenciler gönderilmiştir. 1863 yılında İngilizce eğitimveren Robert Kolej ve 1868 yılında Fransızca eğitim veren Galatasaray Lisesi kurulmuştur.1900 yılında ise ilk imparatorluk üniversitesi olan "Darülfünun-u Şahane"açılmıştır. İlahiyat, Fen Bilimleri, Matematik, Edebiyat, Hukuk ve Tıp bölümlerindenoluşan bu kuruluş, 1908'den sonra Alman eğitimcilerin yardımı ile yeniden yapılandırılmıştır.1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ne Osmanlı ımparatorluğu'ndan bir üniversiteve yedi eğitim kurumu miras kalmış, Cumhuriyet döneminde ise birçok yeni okul ve üniversiteaçılmıştır. Bilim ve teknolojide Osmanlı İmparatorluğu'nun bu geç kalmışlıkmirasını devralan Türkiye, hem bu açığını kapatmak için uğraşmakta, hem de yeniçağ değişimini yakalamak için yoğun çabalar sarfetmektedir.

Cumhuriyet'in onuncu yılında (1933),Nazi Almanyası'ndan kaçarak Türkiye'ye gelen Alman bilim adamlarının katkılarıylailk üniversite reformu gerçekleştirilmiştir. 2252 sayılı kanunla yürürlüğe girenbu reformun amacı; eğitim, öğretim, bilim ve araştırma çalışmalarının çağdaşbir düzeye ulaştırılmasıdır. Bu yasa Türkiye'de modern anlamda bilim eğitiminin vebilimsel çalışmaların başlangıcı olarak kabul edilir. Bu çerçevede Darülfünunkapatılarak ıstanbul üniversitesi'ne dönüştürülmüştür. Bunu diğer üniversitelerve büyük bir bölümü tarım ve ormancılık alanında faaliyet gösteren çok sayıdaAraştırma-Geliştirme (AR-GE) kurumu izlemiştir. 1928 yılında Refik Saydam HıfzıssıhhaMerkezi Başkanlığı, 1932 yılında Şeker Enstitüsü ve 1935 yılında Maden Tetkikve Arama Genel Müdürlüğü ile Elekik İşleri Etüd İdaresi kurulmuştur.

1960'lı yıllardaplanlı döneme geçilirken, bilim ve araştırma alanındaki en önemli gelişme 1963 yılındaTürkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu'nun (TÜBİTAK) kurulmasıdır. TürkiyeAtom Enerjisi Kurumu'na bağlı Ankara ve çekmece Nükleer Araştırma ve EğitimMerkezleri de yine 1960'lı yıllarda kurulan önemli AR-GE kurumlarıdır.
1980'li yıllarda bilim ve araştıma alanında yeni düzenlemeler yapılmıştır.Bunlardan birincisi, 1981 yılında üniversitelerin yeniden yapılanmasını öngören YÖKyasasının çıkarılmasıdır. 1983 yılında ise Başbakan'a bağlı Bilim ve TeknolojiYüksek Kurulu kurulmuş ve bu da ülkede AR-GE politikalarının saptanması, yönlendirilmesive koordinasyonu konusunda önemli bir adım teşkil etmiştir.

Bilim ve Teknoloji YüksekKurulu, Türk bilim ve teknoloji sistemi içinde en üst düzeyde politika belirleme organıdır.Başbakan'ın başkanlığında ilgili bakanlar ile ilgili kuruluşların temsilcilerindenoluşmaktadır. Uzun vadeli bilim ve teknoloji politikalarının saptanmasında hükümetlereyardımcı olmak, AR-GE hedeflerini saptamak, öncelikli AR-GE alanlarını belirlemek veAR-GE plan ve programları doğrultusunda kamu AR-GE kuruluşlarını görevlendirmek YüksekKurul'un başlıca görevleri arasındadır.

1990'lı yıllardaki önemli gelişmelerarasında 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'nin (TÜBA) ve Türk Patent Enstitüsü'nünkurulması bulunmaktadır. Başbakana bağlı, tüzel kişiliğe, bilimsel, idari ve maliözerkliğe sahip bir kurum olan TüBA, Türkiye'deki bilimsel araştırma standartlarınınuluslararası düzeye çıkarılmasına yardımcı olmak amacıyla kurulmuştur. Bilimselaraştırmaların gelişmesi konusunda büyük hizmetleri olan kurum ayrıca gençlerinbilim ve araştırma konularına yönelmesi için çalışmalar yapmakta, bu alanlarda emeğigeçenleri ödüllendirmektedir. 1995 yılında fikri mülkiyet haklarının korunmasıkonusunda önemli bazı yasal düzenlemeler yapılarak patent haklarının, endüsiyeltasarımların, coğrafi işaretlerin ve markaların korunması hakkında kanun hükmündekararnameler çıkarılmıştır.

Yine aynı yıl sanayi kuruluşlarıtarafından yürütülen AR-GE projelerine devlet yardımı yapılmasını öngören birkarar çıkarılmıştır. AR-GE faaliyetinde bulunan sanayi kuruluşlarına genişimkanlar getiren bu karar uyarınca, AR-GE giderlerinin P'ye yakın bölümü devletçekarşılıksız olarak ödenebilmekte ve geri kalan % 50 için sanayi kuruluşu finansmandesteği alabilmekte, bu parayı gerçek değeri üzerinden ve geliştirdiği ürünüticarileştirmeyi başarırsa geri ödemektedir.

Ekonomi

Türkiye, 1980 öncesi dönemde ithal ikamesinedayalı bir ekonomi politikası izlemiş ve iç talebin karşılanması için, öncelikleithal edilen malların ülke içinde üretilmesi amaçlanmıştır. Yeni kurulan sanayidalları, çok uzun sürelerle gümrük ve diğer eş etkili vergilerle korunmuştur.Ekonomide köklü dönüşümleri amaçlayan geniş kapsamlı bir İstikrar Programı ise1980'li yılların başında hazırlanmış ve 24 Ocak 1980 tarihinde yürürlüğekonmuştur. Böylece, ithal ikameci sanayileşme stratejisi terkedilmiş, ihracataağırlık ve öncelik veren bir sanayileşme modeli benimsenmiştir.

Gerçekleştirilen reformpolitikaları, merkezden yönetim yerine piyasa mekanizmalarına giderek daha fazlaağırlık verilmesi biçiminde bir felsefe değişikliğini de beraberinde getirmiştir.Sermaye piyasalarındaki yeniden yapılanma ve gelişmeler sonucunda 1981 yılındaSermaye Piyasası Kanunu yürürlüğe girmiştir. Kanun'un amacı; tasarrufların menkulkıymetlere yatırılarak, halkın iktisadi kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekildekatılmasını sağlamaktır. Ertesi yıl Türk sermaye piyasasında düzenleyici vedenetleyici görevlere sahip Sermaye Piyasası Kurulu oluşturulmuştur. 3 Ocak 1986tarihinde ise Türk ekonomisinin gelişiminde son derece önemli bir rol oynayan İstanbulMenkul Kıymetler Borsası (İMKB) faaliyete geçmiştir. Sağlanan vergikolaylıklarının etkisiyle yatırım fonlarının hızla büyümesi ve yabancıyatırımcıların sermaye piyasalarına girişlerinin serbestleştirilmesi, İMKB'ninhızlı bir şekilde büyümesindeki etkenler arasındadır. İMKB'nda halen üç piyasafaaliyet göstermektedir. Bunlar; Hisse Senetleri Piyasası, Tahvil ve Bono Piyasası ileUluslararası Pazar'dır.

İMKB Hisse SenetleriPiyasası'nda Ulusal Pazar, Bölgesel Pazar, Yeni Şirketler Pazarı, Gözaltı Pazarı veToptan satışlar Pazarı olmak üzere beş pazar bulunmaktadır. Hisse SenetleriPiyasası'nda Temmuz 1999 itibariyle toplam işlem hacmi 41.7 milyar dolara ulaşmış,günlük ortalama işlem hacmi ise 302 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Yabancıyatırımcılar, İMKB'nda işlem gören şirket sermayelerinin halka açık bölümününU'ini portföylerinde bulundurmaktadır.

İMKB'nda ayrıcayabancı borçlanma araçları ile yabancı yatırım fon ve ortaklıklarının menkulkıymetlerinin doğrudan, yabancı şirketlerin hisse senetlerinin ise depo sertifikasıolarak işlem gördüğü Uluslararası Pazar bulunmaktadır.Avrasya BorsalarFederasyonu'nun (FEAS) dönem başkanı ve "Güneydoğu Avrupa İşbirliğiGirişimi"nin (SECI) proje lideri olan İMKB, birçok uluslararası projenin yanısıra bölgede ihraç edilmiş olan menkul kıymetlerin işlem görebileceği bir ortakişlem platformunun oluşturulması çalışmalarına da öncülük etmektedir.

Ekonominin dışaaçılması ve ihracata dayalı sanayileşmenin sürdürülmesi amacıyla, özelliklekambiyo ve dış ticaret alanlarında da yeni düzenlemeler yapılmıştır. Türk Lirasıiçin gerçekçi bir döviz kuru politikası izlenmesi ve döviz kurlarının piyasagüçlerince belirlenmesi yönünde politikalar geliştirilmiştir. Mayıs 1981'denitibaren, iç ve dış fiyat düzeylerindeki değişmeler ile ödemeler dengesi veuluslararası döviz piyasalarındaki gelişmeler gözönünde tutularak, Merkez Bankasıtarafından günlük olarak ayarlanan döviz kurları, 1988 Ağustos ayından sonra dövizpiyasasında belirlenmeye başlanmıştır. Döviz piyasasının yanısıra, 1989 Nisanayında Merkez Bankası tarafından altın piyasası da açılmıştır.

İktisadi Gelişme

Türkiye'de 1963 yılından itibaren uygulanan beşeryıllık planlı dönemler boyunca, "yüksek büyüme hızları" ve"sanayileşme yönünde yapısal değişim" temel hedefler olarakalınmıştır. Benimsenen sanayileşme satejileri ve izlenen ekonomik politikalar, 1980öncesi ve sonrası dönemlerde büyük bir farklılık gösterir. 24 Ocak 1980 Ekonomikİstikrar Programı ve devamında izlenen politikalar, daha önce her 8-10 yılda biryürürlüğe konan istikrar programlarından farklı olarak ekonomi ve sanayileşmepolitikasında daha köklü bir değişikliği yansıtmaktadır. Nitekim para, maliye,dış ticaret ve döviz kuru politikalarında radikal değişiklikler yapılmış ve"ithal ikamesine dayalı-iç piyasaya yönelik" sanayileşme yerine"ihracata dayalı-dışa yönelik" sanayileşme yönünde bir dönüşümgerçekleştirilmeye başlanmıştır.

1980 sonrası dönemde, sanayi kesiminin desteklenmesi üretim aşamasındayoğunlaştırılmış ve yabancı sermaye teşvikleri artırılmıştır. Sanayikesimindeki bu yapısal değişim, imalat sanayii üretimi içinde ara ve yatırımmallarının artırılmasıyla sağlanmaya çalışılmıştır. Yatırım mallarıiçinde, karayolu taşıtları, elekiksiz makinalar ve madeni eşya üretimi ilksıralarda yer alırken, ara malları üretiminde ise peol ve demir-çelik ürünleri enfazla paya sahip olmuşlardır. Ayrıca ara ve yatırım malları ithalatı önemliölçüde kolaylaştırılmıştır. Böylece sanayinin ihtiyacı olan yeni teknolojilerve modern pazarlama yöntemlerinin ülke içindeki kullanımıyaygınlaştırılmıştır.

Özellikle 1980'liyılların ikinci yarısından itibaren, hükümetler sanayi sektöründe altyapıyatırımlarını hızlandırmak ve daha iyi şartlarla kaynak ihtiyacınıkarşılayabilmek için, "yap-işlet-devret" modelini devreye sokmuşlardır.Sermaye piyasasına yönelik olarak ise, öncelikle küçük tasarrufların sanayiyeyönlendirilmesini sağlamak amacıyla gerekli önşartlar hazırlanmış ve 1981yılındaki bir kanun ile Sermaye Piyasası Kurulu oluşturulmuştur. Bu önlemlereparalel olarak, bankacılık hizmetleri modernleştirilmiş ve uluslararası işlemlerindaha da hızlandırılabilmesi için, gerekli yasal düzenlemeler yapılmıştır.Sanayileşme politikasının vazgeçilmez önşartlarından olan ulaştırma vehaberleşme hizmetlerinin iyileştirilmesi konusuna ise özel bir önem verilmiştir.

Önemli bir bölümü1980 yılında başlatılan ve ihracata yönelik düzenlemelerle birlikte dövizkazandırıcı faaliyetleri teşvik eden önlemler, sanayinin rekabet gücü kazanması veihracatın artırılması yönünde büyük katkılar sağlamıştır. Türkiye'deaçılmış bulunan serbest bölgeler ve uluslararası fuarlar ise Türk sanayiiningelişmesi ve dünya pazarlarıyla bütünleşmesi yönünde oldukça etkiliolmuşlardır. Sanayi kesiminin gelişmesine yönelik olarak gösterilen bütün bugayretler sonucunda, Türkiye'nin toplam ihracatında sanayi ürünlerinin payı,1980-1998 yılları arasında 6'dan w.4 seviyesine yükselmiştir.

Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)

Dünya Bankası verilerine göre, Türkiye 1980-1991yılları arasında gösterdiği yıllık ortalama kişi başına %2.9'luk GSMH artışıyla127 ülke arasında 16. sırada yer almıştır. Yine aynı kuruluş tarafından yayımlanan"1997 Dünya Kalkınma Göstergeleri" isimli rapora göre Türkiye, dünyanın yükselendevleri olarak nitelendirilen Çin, Brezilya, Rusya, Hindistan, Meksika, Arjantin,Endonezya, Tayland ve Pakistan ile birlikte dünyanın gelişme potansiyeli en yüksek 10pazarı arasında yer almıştır. Son yıllarda Türk ekonomisi, 1980 ve 1994 yıllarıhariç, iyi bir gelişme trendi yakalamıştır. GSMH yıllık ortalama olarak 1980-1990 yıllarıarasında %5.3, 1990-1995 yılları arasında %3.2 ve 1995-1997 yılları arasında iseortalama %7.9 ile dünya ortalamasının üzerinde bir büyüme gerçekleştirmiştir.

1998 yılı başında enflasyonda kalıcıbir düşüş sağlamak, makro ekonomik dengelerde istikrarı oluşturmak amacıyla bütçe,borçlanma ve para programları üçer aylık dönemler itibariyle hazırlanarak yürürlüğekonmuştur. Yılın ilk yarısında programda öngörülen hedeflere ulaşılmış ve buolumlu gelişmenin ardından Haziran 1999 tarihinde Uluslararası Para Fonu (IMF) ile 18ay süreli "Yakın İzleme Anlaşması" yapılmıştır. Ancak 1997 ortalarındagüneydoğu Asya'da başlayan krizin 1998 yılında daha da derinleşmesi, tüm dünyadaolduğu gibi Türkiye'de de finansal politikaları olumsuz yönde etkilemiştir.

Nitekim enflasyonla mücadelepolitikalarının da etkisiyle 1998 yılında ekonomi ancak %3.8 büyümüştür. Bununlabirlikte program hedeflerine büyük ölçüde ulaşılmış, enflasyon azalma kaydetmişve büyüme hızı programda öngörülen %3 hedefinin üzerinde gerçekleşmiştir. Dolarbazında Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) %5 oranında artarak 204 milyar dolara, kişi başınadüşen milli gelir ise 1997 yılına göre %4.7'lik bir artışla 3224 dolara yükselmiştir.

Dış Ekonomik İlişkiler ve Ödemeler Dengesi

İkinci Dünya Savaşından sonra, uluslararasıticaret devamlı olarak dünya ekonomisindeki büyümenin üzerinde bir performans göstermiştir.1990-1995 yılları arasında dünya üretimi yıllık ortalama olarak % 2 artarken, dünyaticareti %6.2 oranında büyümüştür. Bu hızlı büyümenin en önemli nedeni ülkeleringiderek ticareti serbestleştirmeleri ve bu yöndeki müzakerelere ağırlıkvermeleridir. Bu gelişmelerin sonucunda, sanayileşmiş ülkelerin ithalata uyguladığıvergiler, 1950'li yıllarda % 40'lar civarında iken, bugün % 3-4'ler seviyesine gerilemiştir.Dünyanın diğer bölgelerinde de aynı yöndeki politikalar ağırlık kazanmıştır. Türkiyede ithalat vergilerini Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin uyguladığı seviyelere çekmeyeçalışmış ve 1995 yılında Gümrük Birliği Anlaşması imzalanmıştır.

1 Ocak 1996 tarihinden itibaren Türkiyeve AB ülkeleri arasında yürürlüğe giren Gümrük Birliği Anlaşması sonucunda, ABülkeleri ile yapılan sanayi malları ticaretinde tüm korumalar kaldırılmış, diğerülkeler ile olan ticarette de AB'nin Ortak Gümrük Tarifesi uygulanmaya başlanmıştır.Bu durum dış ticaret dengesinin 1996 yılında bir miktar bozulmasına neden olmaklabirlikte, 1997 yılında ihracat  oranında artarak 26.2 milyar dolara, ithalat ise.3 oranında artarak 48.6 milyar dolara ulaşmıştır. Aynı yıl dış ticaret hacmi74.8 milyar dolar, dış ticaret açığı da 22.3 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.Nitekim Dünya Ticaret Örgütü (WTO) tarafından 1997 yılında yayımlanan "DünyaTicaretindeki Gelişmeler" adlı rapora göre, Türkiye dış ticaret hacmi en hızlıartan ve böylece dış ticaret dinamizmi en yüksek olan dünyanın 21 ülkesi arasındayer almıştır.

1998 yılında dıştalepte bölgesel olarak yaşanan olumsuz gelişmeler nedeniyle, bir önceki yıl hızlıbir gelişme gösteren ihracat artış hızı yavaşlamış; % 2.7 oranında bir artışla26.9 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. ithalat ise gerek iç talepteki daralma veekonomide yaşanan durgunluk gerekse petrol fiyatlarındaki büyük oranlı gerilemenedeniyle % 5.4 oranında azalarak 45.9 milyon dolara düşmüştür. İthalat veihracatta görülen azalmalar neticesinde dış ticaret hacmi de %2.6'lık bir azalma göstererek72.9 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Dış ticaret açığı ise bir yandanithalatın gerilemesi diğer yandan da ihracattaki artış oranının nispeten düşükkalması sonucunda  oranında azalarak 18.9 milyon dolara inmiştir.

Türkiye'nin 1998 yılıdış ticaretini özellikle ihracatını değerlendirirken dünya ekonomisinde yaşananolumsuz gelişmelerin etkilerinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir. çünkü1998 yılında temel olarak maliyet gelişmeleri ve döviz kuru politikaları açısındanrekabet gücünü ciddi boyutta etkileyebilecek olumsuz bir gelişme görülmemekleberaber, dış talepteki daralma ihracattaki artışın % 2.7'de kalmasına yol açmıştır.

Türkiye'nin ihracatpazarlarında rakip ülkeleri olan Uzakdoğu ülkelerinin paralarının yüksek oranlardadeğer kaybetmesi de başta tekstil ve konfeksiyon olmak üzere bazı sektörlerin ihracatperformansını olumsuz yönde etkilemiştir. Yine özellikle demir çelik sektörününana pazarını oluşturan bu ülkelerin talebindeki daralma, adı geçen sektörünihracatını ciddi bir şekilde aşağıya çekmiştir.

Türkiye'de ihracat çeşitlişekillerde teşvik edilmektedir. Son yıllarda parasal teşvikler yerini üretim ve yatırımsafhasındaki teşviklere bırakmıştır. Bu çerçevede Türk Eximbank aracılığı ileihracatçıya kredi, garanti ve sigorta desteği sağlanmaktadır. Geniş anlamda birihracat teşvik aracı olarak, 1980 sonrasında ihracatta bürokratik formaliteler azaltılmışve basitleştirilmiştir.

İhracat ve İthalat

Ülkede ihracatın ithalatı karşılama oranı1990'lı yıllar boyunca P'liler civarında gerçekleşmiş, 1994 krizi sırasındaw.8'e yükselmiştir. 1995 yılında S.5 oranında artan ithalat, ithalatın ihracatıkarşılama oranını `.6'ya düşürmüştür. 1996 yılında da devam eden bu eğilimsonucunda, ihracatın ithalatı karşılama oranı S.2 olarak gerçekleşmiştir. 1997 yılındaT.1 olan bu oran, 1998'de ithalatın azalması ve ihracatın artması sonucunda X.7'yeyükselmiştir.

Dış Ticaret

Türkiye'nin ihracatında 1980'li yıllarda önemlibir yapı değişikliği ortaya çıkmıştır. Tarım ürünleri ihracatının toplamihracat içindeki payı, 1970'de u ve 1980'de W gibi çok yüksek düzeylerde iken,1998 yılında .7 olmuştur. Sanayi ürünleri ihracatının payı ise 1970'deki  ve1980'deki 6 düzeylerinden hızlı bir şekilde artarak 1998 yılında w.4'e yükselmiştir.Ayrıca 1980 sonrası dönemde imalat sanayii ihracatının ürün birleşiminde de tarımadayalı olmayan sanayiler lehine bir değişim ortaya çıkmıştır. Bu gelişme Türkiye'ninekonomik yapısında gerçekleşmekte olan "sanayileşme yönünde yapısal değişim"olgusuyla da uyumlu bulunmaktadır.

Türkiye'de ithalatın yapısına bakıldığındaekonomik kalkınma ve sanayileşme çabalarının doğal bir sonucu olarak 1990'lı yıllardayatırım ve hammadde ithalatı payının yıllık ortalama 'in üzerinde olduğu görülmektedir.

Son yıllardaizlenen liberal politikaların sonucunda, Türkiye'nin ithalatında tüketim mallarınınpayı da hızla artmaya başlamıştır. 1980'li yılların başlarındaki %2 gibi çok küçükbir düzeyden, 1985 yılından itibaren %8-9 seviyelerine ve 1990'lı yıllarda daortalama 'nin üzerine çıkmıştır.

Türkiye bazı mallaritibariyle dünya ticaretinde ön sıralardadır. Hazır giyim, tütün, bazı metaller,meyve ve kabuklu yemişler gibi ürünlerde dünya ihracatındaki payı %5-10 arasında değişmektedir.

Türkiye gelenekselolarak OECD ülkeleriyle daha fazla ticaret yapmaktadır. OECD ülkeleri 1998 yılında Türkiye'ninihracat ve ithalatında sırasıyla b.9 ve r.9 oranlarında pay almışlardır. OECD içindeAvrupa Birliği (AB) ülkeleri önemli bir yer tutmaktadır. 1997 yılında F.6 olarakgerçekleşen AB ülkelerinin toplam ihracat içindeki payı, 1998 yılında P'ye yükselmişve 13.5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirilmiştir. Aynı yıl AB ülkelerinden yapılanithalat ise ülkenin toplam ithalatının R.4'ünü oluşturmuştur. Görüldüğü gibiOECD ve AB ülkeleri Türkiye'nin dış ticaretinde önemli ve kalıcı bir yere sahiptir.

Sektörel Büyüme Hızı

Tarımın Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) içindekipayı, 1960'lı yılların sonunda 0 civarında iken, 1990'lı yılların başlarında'lere gerilemiş- tir. Buna karşılık sanayinin payı, aynı dönemde 'dan %'inüzerine çıkmıştır. GSYİH'nın 1998 yılı sektörel dağılımı incelendiğinde,tarımın bir önceki yıl .8 olan payının .6'ya yükseldiği, sanayinin payınınise !.9'dan .6'ya gerilediği görülmektedir. Sanayi katma değerinin GSYİH içerisindekipayında yaşanan düşüşte, iç talep yetersizliğinden kaynaklanan imalat sanayii üretimindegörülen azalma etkili olmuştur. Özellikle tekstil, gıda, kimya, metal, makine- teçhizatsektörlerinde üretim daralmaları yaşanmıştır.

Ülkede hizmet sektörü de dünyaekonomisindeki gelişmelere paralel olarak milli gelir içindeki payını artırmıştır.Hizmet sektörünün GSYİH içindeki payı 1980 öncesi P'nin altında iken, bu oran1995 yılında Y.4, 1998 yılında ise b.7'ye yükselmiştir. 2000 yılında hizmetsektörünün GSYİH içindeki payının e civarında olacağı tahmin edilmektedir.Ticaret sektörü milli gelire katkı açısından tüm hizmet sektörleri arasında en hızlıgelişen alt hizmet sektörüdür. Turizm sektörünü de kapsayan ticaret alt sektörününGSMH'ya katkısının artmasında, turizmin son yıllardaki hızlı gelişimi önemli roloynamıştır.

Ancak 1997 yılındanbaşlayarak tüm dünyayı etkisi altına alan küresel krizlerin, ticaret sektörü üzerindekietkisi 1998 yılında kendini hissettirmiş; 1997 yılında .2 olan sektörün büyümehızı, 1998 yılında %1.2'ye gerilemiştir. Hizmetler sektörünün yaklaşık 'lukbir kısmını oluşturan inşaat alt sektörü de küresel krizlerden önemli ölçüdeetkilenmiştir. 1998 yılında gerek verilen yapı ruhsatları gerekse yapı kullanma izinbelgelerinde önemli oranlarda azalmalar meydana gelmiştir.

     ANA SAYFAYA DÖN   

KONUNUN BAŞINA DÖN

 
 
Z i Y A R E T C i - D E F T E R i
orhanyildiz.tr.gg
A N A - S A Y F A Y A - G i T
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=