İletişim Adresi

   
  ORHAN YILDIZ
  Timur imparatorlugu Sayfa 2
 


TİMUR  İMPARATORLUĞU  - Sayfa - 2

Kaşgar-Turfan (Çağatay) Hanlığı

Onbeşinci yüzyılın başlarında, Doğu Türkistan ve eski Uygur bölgesinde,Çağatay Hanedanı hüküm sürüyordu. Bunlar Müslümanlığı benimsemiş veMüslüman olmayan Oyrat ve Kalmuklarla savaşmakta, cihad etmekteydiler.

Çağatayların hükümdarıVeyiz Han,1418-1428 yılları arasında bir yandan iktidarı sürdürüyor, bir yandan dasulama kanalları açarak tarımı geliştirmeye çalışıyordu. Kaşgar, Yarkent veHotan çevresine tamamen hâkimdi.

Veyis Han 1429'da öldü veoğulları Esen Buğa ile Yunus Beğ arasında taht kavgası başladı. Emir DoğlatSeyyid Ali, Esen Buğa'yı destekledi ve Esen Buğa tahta çıkta. Bilgin ve edib olankardeşi Yunus Beğ ise Timuroğulları'ndan Uluğ Beğ' e sığındı.

Yunus Beğ tahttanvazgeçmemişti ve ele geçirmek için fırsat kolluyordu. Esen Buğa 1462'de ölüncearadığı fırsatı buldu ve Timurlu Ebu Said han' ın desteği ile bütün batıÇağatay bölgesini ele geçirdi. Ama Kaşgar, Yarkent ve Hotan civarı, şeklenÇağatay Hanına bağlı olan Türk Doğlat ailesinin elinde kaldı.

Timurlu Ebu Said ölünceoğulları birbiren düştüler. Bu kavgalara Yunus Han da karıştı. 1484'de Taşkent'iTimurlulardan alarak başkentini Tufan'dan buraya nakletti 1486'da ölen Yunus Han'ınyerine oğlu Ahmet han geçti. Oyratlara ve Kalmuklara karşı başarılı seferler yapanAhmed Han, Kaşgar ve Yenihisar'ı ülkesine kattı. Kendisi Aksu ve Turfan'da, yeni EskiUygur bölgesinde hüküm sürüyor, kardeşi Mahmud Han ise Taşkent'te oturuyor,ülkenin batı bölgesini idare ediyordu.

Bu sırada, Mahmud Han'abağlı ve onun hizmetinde bulunan Muhammed Şıbanî Türkistan'da hanlığını ilânetti ve semerkant'a girdi. Bunun üzerine Ahmed Han ve Mahmud Han kardeşler kuveetlerinibirleştirerek Şıbanî'nin üzerine yürüdüler. Fakat önceki bölümde degördüğümüz gibi bu savaşta Şıbanî galip geldi, Ahmed ve Mahmud Han kardeşleriesir aldı. Şıbanî., Taşkent ve Sayram'ı ülkesine kattıktan sonra esir kardeşleriserbest bıraktı.
Ahmed Han 1503'te öldü ve yerine oğlu Mansur geçti. Mansur,Uygur Hanı olaraktanınıyor, Kaşgar, Yarkent ve Hokand'ı kardeşi said Han idare ediyordu. İki kardeşİslâmiyeti yaymak için çaba harcadılar.

Uygur (Turfan) Hanı Mansur1543'te öldükten sonra taht kavgalara başladı ve Çin de bu kargaşalığıkörükledi. Fakat, zayıflayarak da olsa, Turfan Hanlığı veya Sultanlığı uzun zamandevam etti.

Hanlığın Kaşgar kolunahükmeden Said Han'dan sonra, yerine oğlu Abdürreşit geçti (1565). Fakat,Doğlatların, Kırgız-Kazakların saldırılarına uğrayan hanlık gittikçeküçülüyordu ve 16. yüzyılın sonunda Kaşgar'dan ibaret kalmıştı. Bu bölge deMançu sülalesi zamanında (1644-1911) Çin'e bağlandı. Ama ayaklanmalar devam etti.

1866'da Yakub Bey'inbaşlattığı isyan Türkistan'a bağımsızlık kazandırmak amacına yönelikti. YakubBey, "Atalık Gazi"unvanı ile anılır. Çin'e bağımlılığı reddederekkendini Kaşgar Hanı ilan etmişti. Doğudan Çinliler, kuzeyden Ruslar, güneydenİngilizler Doğu Türkistan'ı tehdit ediyordu.

Yakub Han, bu devletlerkendisine her türlü vaadde bulunur, bir yandan da ülkesini işgal etmek için fırsatkollarlarken, asıl bağlanacağı devletin Osmanlı İmparatorluğu olacağınıbiliyordu ve 1870'te elçiler göndererek Sultan Abdülaziz'e bağlılığını bildirdi.
Osmanlılar Kaşgar'a askerî öğretmenler ve bir miktar silâh göndermekten başka biryardım yapamadılar. Çünkü kendi durumları da iyi değildi.

Yakub Han 1877'de öldü vedireniş kırıldı. Çinliler bu tarihte Kaşgar-Turfan (Çağatay) Hanlığı'nıtopraklarına kattılar ve bu bölgeye "Yeni Fethedilmiş Ülke" anlamına gelenSinkiang (Sincan) adını verdiler.

Babür Hanlığı

Timur'un torunlarından Zahireddin Muhammed Babür'ün kurduğu Hint-Türk İmparatorluğubunların en uzun ömürlüsü, en güçlüsü olmuştur.Zahireddin Mahmud Babür, 14Şubat 1483'te Fergana'da doğdu. Babası, Timur'un torunu ve Fergana hükümdarı ÖmerŞeyh Mırza idi. Ömer Şeyh Mırza 1494'te ölünce yerine en büyük oğlu Babürgeçti.

Semerkant'ta BüyükHakanlık tahtında oturan amcasını metbu tanıyordu. Fakat Babür henüz çok gençtive taht kavgaları da başlamış bulunuyordu. Bu yüzden hayatını güçlüklekurtararak kendine bağlı beğlerle 1504'te Kabil'e gitti. Devletinin başkentini deburaya taşıdı.

1507 yılındapadişah ünvanını alan Babür kendisini Timur'un en büyük varisi ilan etti. Elegeçirdiği yeni toprakları sadık beyleri arasında baylaştırdı. İdare ve orduyudüzene soktu. 1519'da Sind Irmağı'nı geçerek Pencab yöresinde hakimiyet kurdu.1522'de Sind ve Belücistan arasındaki bölgeye de hakim oldu. 1524'de Delhi Sultanıİbrahim Ludî'nin kuvvetlerini yendikten sonra Lahor'a girdi.

İmrahim Ludî'nin 100bin asker ve 1000 filden oluşan büyük bir ordusu vardı. Bu ordu ile Babür'ü yoketmek azmiyle üzerine yürüdü. Babür'ün asıl kuvveti ise 13,500 kişilik şeçkinTürkistan atlılarından ibaretti. Ama ateşli silahlara da sahipti. OsmanlıTürlerinden Mustafa Rumi adlı subayın idare ettiği bir topçu birliği vardı.Babür'e savaşı kazandıran bu topçu birliği ve atlı askerleri oldu.

Hinduların ateşlisilahları yoktu. Yarım gün süren savaşta, Ludî'nin ordusundan 40 bin kişi ölmüş,büyük bir kısmı esir alınmış, diğerleri de kaçmışlardı. İbrahim Ludi busavaşta öldü.Bundan sonra Delhi'ye giren Babür, 1526'da Hint-Türk İmparatorluğu'nukurmuş oldu. 1527'de putperest Hindulardan oluşan bir orduyu yenince "Gazi"ünvanını aldı.

Babür, kendisinin veaskerlerinin Türk oluşu ile iftihar eden, adil, koruyucu bir hükümdardı. Kendisinibeğlerine ve kumandanlarına sevdirmişti. Aynı zamanda çok büyük bir edip ve şairidi. Arap alfabesini almış, ama Çağatay Türkçesini, daha doğrusu Orta AsyaTürkçesini resmi dil olarak ilan etmişti. (Babürname adı ile meşhur olanhatıratından ve devrinin kültür hareketlerinden bölüm sonunda bahsedilecektir.Burada şu kadarını söyleyelim ki bu eseri hem bizim tarihçilerimiz, hem yabancılar,bütün Türk dünyasında ve bütün zamanlarında Türkçenin en büyük şaheserisayarlar).

Babür Delhi'densonra Agra'yı da almış ve burasını başkent yapmıştı. 1528'de Luknov ve Bengal'ide ele geçirdi. Fakat 1529 sonlarına doğru hastalandı. Devletin ileri gelenlerinihuzuruna çağırarak, onlara oğlu Hümayun'u veliaht seçtiğini bildirdi ve kabulettirdi. 1530'da başkent Agra'da öldü, fakat Kabil'de gömüldü. 1646'da torunuŞahcihan ona Kabil'deki kabri üzerinde muhteşem bir türbe yaptırdı.

Humayun

Babasının ölümü üzerine tahta çıkan Humayun 26 yıl saltanat sürdü Fakatsaltanatının ilk yıllarında tahtına göz dikenlerle ve babasının yendiğidüşmanlarla mücadele etmek zorunda kaldı. Altı erkek kardeşi vardı. Onlara veöteki akrabalarına geniş araziler ve başka tavizler vererek tahtını korudu.

Öte yandan,Ludî hükümdarı Mahmud Ludi, Afgan emirleri ve bazı racalar ile birleşerek Humayun'akarşı harekete geçti. Gucerat hükümdarını da hareket için tahrik etti. FakatHumayun Şah ikisini de yendi. Ancak çok geçmeden kardeşler arasında da kavgaçıktı. Gucercat valisi olan kardeşi Askerî, başkent Arga üzerine yürüdü. Sonundabarıştılar ama kardeşler arasında birlik yine sağlanamadı.Bu sırada, Ludîlerinyerine Sur Devleti'in kurmaya çalışan Şir-Han, bir gece Agra'ya baskın yaptı veHümayun Şah, kardeşlerinden de yardım görmeyince Şah Tahmasb'a (Safevilere)sığındı.

Şir-Han Safevîleriortadan kaldırmak için Osmanlılarla anlaşınca Şah Tahmasb da Humayun Şah'ı kendiordusu ile destekleyerek onun üzerine, yani Hindistan'a gönderdi. Bu Hümayun Şah içiniyi bir fırsat oldu. Artan ve toparlanan kuvvetleriyle Kabil, Kandehar ve Bedahşan'ıgeri aldı. Babası Babür gibi o da Kabil'i üs yaparak yeniden fetihlere başladı.1555'te büyük Afgan ordusunu yenerek Delhi'ye girdi. Kardeşleriyle anlaştı ve yenidenİmparatorluğa hakim oldu.

Hümayun ŞahTahmesb'dan yardım görse de Şiiliğe itibar etmedi ve Safevîleri kendi devletiningeleceğini tehdit eden bir tehlike olarak gördü. Onun için Osmanlı Padişahı KanuniSultan Süleyman'a "Padişah Baba" diye hitap eder mektuplar yazdı. Doğununkendisine bırakılması halinde Safevî tehlikesini birlikte yok edebileceklerinibildirdi.
Humayun Şah, babası Babür Şah kadar iyi bir kumandan ve idaresi değildi. Sık sıkayaklanmalar oluyordu. Ama yine de imparatorluğu koruyabilmişti.

1556'dakütüphanesinin yüksek raflarından kitap almaya çalışırken merdivenden düştü veağır yaralandı. 28 şubat 1556 günü öldü. Ölmeden önce, o sırada misafiri olanOsmanlı Derya Kaptanı Seydi Ali Reis'in de tavsiyesi ile Bedahşah'da ayaklanan Afganbirlikleriyle çarpışmakta olan oğlu Ekber'e bir name göndererek onu veliaht tayinetmişti. Yine Seydi Ali Reis'in tavsiyesiyle, Ekber'in şavaşı bitirip dönüşünekadar ölümü gizli tutuldu. Bir ay kadar sonra, ayaklanmayı bastıran Ekber geldi vetahta çıkarıldı.Ekber henüz 14 yaşındaydı ama sadık kumandanları ve kudretliatabeyi Bayram Han sayesinde başarılı olmuştu.
Humayun Şah da babası kadar kudretli olmamakla beraber divan sahibi iyi bir şairdi.Delhi'de güzel bir türbesi vardır.

Ekber Şah

Ondört yaşında tahta çıkan Ekber Şah 49 yıl saltanat sürdü. Yirmi yaşına kadardevlet idaresinde baş yardımcısı ve yetkili olan atabeyi Bayram Han'ı zorla emekliederek Hacca gönderdi ve bundan sonra ülkenin tek hakimi oldu. Güçlü bir teşkilatkurdu. Ayaklanmaları dağılmaları önledi. 1578'de Bengal, 1581'de Kabil, 1587'deKeşmir, 1592'de Sind ve 1594'de Kandehar'ı tam olarak itaat altına aldı.

Ekber şah zamanındasarayda Hint tesiri artmaya başladı. Haremine aldığı Hintli kadınların tesiri vehoşgörüsü ile, Hinduların da vatandaş sayılarak asker ve devlet memuru olmalarınısağladı. Müslümanlarla ordular arasında eşitlik sağlanınca ülkede gerginliklerazaldı. O "halkın devlet için değil, devletin halk için var olduğu"anlayışını benimsedi ve benimsetti. Muazzam nüfusu olan Hindistan'da Türklerküçük bir azınlık durumunda idiler ve daha çok asker ve memur oluyorlardı. Bir çokbakımdan eşitlik sağlandığı için azınlığın çoğunluk üzerindeki hakimiyetibir mesele olmaktan çıkmıştı.

Ekber Şah 1603'tehastalandı ve konuşamaz hale geldi. Oğlu Cihangir'i cağırarak ona kendi eliylekılıç kuşandırdı ve hükümdarlık sarığın giydirdi. Ölümünden evvelSıkanda'da kendisi için bir türbe inşaatı başlatmıştı. Fakat kat ve piramidiandıran bu türbe oğlu Cihangir tarafından tamamlatıldı ve oraya gömüldü. EkberŞah 1605'te ölmüştü.

Cihangir Şah

Selim Cihangir Şah, yirmi iki yıl saltanat sürdü. Adil, fakat zevk ve eğlenceye düşkünbir hükümdar idi. Hemen hemen hiçbir askerî başarı elde edemedi ve Kandahar şehriniİranlılara kaptırdı. Devletin ileri gelenleri de kendi nüfuzlarını arttırmak içinmücadele etmekten başka bir şey yapmadılar. Cihangir'in yaptığı en önemli işAğra ve Lahor arasındaki yol idi.

Zayıf iradeli birhükümdar olan Cihangir zamanında saray ve entrikalarına kadınlar da karışmayabaşladılar. Gevşek yönetimi yüzünden oğulları ile arası açıldı.

İngilizlerinHindistan ticaretine el atmaları ve Gucerat'ın Surat limanında tüccarlarınınyerleşeceği bir yer açmaları da Cihangir zamanına rastlar (1613). İngiltere'nin birköprü başı gibi kullandığı bu liman, zaman içinde bütün ülkeyi ele geçirmesinisağlayacaktı.
Cihangir, tahttan indirileceği bir sırada öldü ve oğlu Hürrem Şah, "ŞahCihan" adı ila tahta çıktı (1628).

Şah Cihan

Şah Cihan'ın tahta çıkabilmesi için önce taht kavgasına düşen kardeşlerini yenmesigerekmişti. Mücadeleyi kazandıktan sonra imparatorluğun parçalanmasını ve bundansonraki taht kavgalarını önlemek için kendi soyundan olan erkekleri öldürttü. Buarada Afgan emirlerinin ayaklanmalarını bastırdı. Devletabad, Gölkanda, Micapur veTibet'i aldı. Avrupalılar onun zamanında Hindistan'la ilişkilerini daha daarttırdılar.

Şah Cihan'ın dört oğluvardı. Onları idareci olarak yetişmeleri ve tahta hazırlanmaları için değişikbölgelere emir yaptı. Fakat 1658'de Şah Cihan ağır şekilde hastalanınca dahaölmeden çocukları arasında taht kavgası başladı. Bunlardan Evrengzib ( Alemgir)1658'de babasını, az sonra da kardeşi Murad'ı tutuklattı ve I. Alemgir adı ile tahtaçıktı.

Şah Cihan zamanında imparatorluk siyaset, sanat ve mimarlıkta en parlak çağını yaşadı. Safevîlerekarşı işbirliği yapmak için Osmanlı Padişahı IV. Mehmed'e elçi gönderildi ise debu işbirliği yapılamadı. Fakat İstanbul'dan gönderilen mimarlar dünyanın engüzel, en muhteşem türbesi olan Taç-Mahal'i yaptılar. Mimarbaşı Osmanlımimarlarından Mehmed İsa Efendi idi.Şah Cihan bu türbeyi çok sevdiği ve doğumyaparken ölen eşi Banü Begüm (Mümtaz Mahal) için yaptırmıştır. Kendisi de oradayatıyor.

Envergzip 

Evrengzib'in (I. Alemgir'in) 1707'ye kadar süren saltanat döneminde, imparatorluk engeniş sınırlarına ulaştı ve Hindistan'ın tamamı Türk hakimiyetine girdi.Evrengzib koyu bir Müslüman, cesur bir komutan, iyi bir idareci ve yeniliklere açıkbir devlet adamı idi. Taht kavgasına girişen kardeşlerini ortadan kaldırdı.

Evrengizb Türk veMüslüman dünyası ile iyi ilişkilerde bulunmuş, komşuları ile önemli bir meselesiolmamıştır. Halktan alınan vergileri azaltmış, düzeni ve huzuru sağlamıştı.Yemen İmamına, Habeşistan Hükümdarına gümüş ve altın para yardımıyapmıştır.

Fakat, onun zamanındaHindistan ticaretine İngilizlerden sonra Hollandalılar da el atmış, Guceratlimanlarında onlara da bazı imtiyazlar verilmişti. Ülkesinde gittikçe çoğalanyabancı şirketlerin sömürücü tutumlarından şikayetçi idi ama, kendi ticaretgemilerini Hint Denizi'nde korsanlara karşı İngilizler koruduğu ve Hindistan'ınekonomik menfaatleri onları hoş tutmayı gerektirdiği için gümrük vergileri birazarttırmaktan başka bir şey yapamadı.

Evrengzib, Hindistan'ın enadil hükümdarı olarak isim yaptı. En büyük kusuru, Türkistan'dan yeteri kadar Türkaskeri getirmemiş olmasıdır. Çünkü Türkistan askerleriyle hem çoğunluğunbaskısına hem de ülkeyi ele geçirmeye çalışan Batılılara karşı daha güçlü vebaşarılı olacaktı.

Evrengizb 1707 yılında öldü vebütün Türk devletlerinde kötü bir gelenek halini alan taht kavgaları yine başladı.

İmparatorluk İkiye Bölünüyor

Evrengzib'den sonra, kabiliyetsiz şehzadelerin birbirlerine düşmeleri, racalarınisyanı, ülkeyi sarstı ve gerileme başladı. Nihayet Alemgir'in (Evrengzib'in )oğullarından I. Bahadır Şah tahta çıktı. Fakat onun zamanında Racputlar isyanettiler. Sih'ler de başkaldırdı ve büyük karışıklıklar yarattılar. Bukargaşalıktan yararlanan Afganlılar bağımsızlıklarını ilan etmekte gecikmediler.

1723'te"Delhi" ve "Haydarabad" şahlıkları olmak üzere ülke ikiyeayrıldı. Bu durumdan yararlanan İran (Avşar) hükümdarı Nadir Şah 1739'da KuzeyHindistan'ı ve Delhi'yi zaptetti. Çok büyük ganimet aldı. Hint-Türkİmparatorluğu'nun hazinesinden o zamanın parasıyla 700 milyon rupilik kısmına elkoydu. Fakat Bahadır Şah'ın torunu yerine bıraktı. İdare Nadir Şah'ın tayinettiği umumi valinin elindeydi.

1748'de bu defaAfganlı Ahmed Şah Hindistan'a girdi. Sind, Pencap ve Keşmir eyaletlerini hakimiyetialtına aldı.

İngilizler Hindistan'a Hakim Oluyor

Artık Babürlü Hakimiyeti iyice zayıflamış, sınırları daralmıştı. 1760'ta II.Alemgir Şah, veziri tarafından öldürüldü ve yerine II.Şah Alem geçti. Bu şah,ülkeye gittikçe yayılan İngilizlerle savaştı. Ama, 1764 Baksar Savaşında yenilgiyeuğrayınca, İngilizler idareye hakim oldular ve bundan sonra gelen hükümdarlar birİngiliz memuru olmaktan ibaret kaldılar.

1766'da AllahabadAnlaşması'yla pekişen İngiliz hakimiyetinden sonra bazı direnişler, isyanlar oldu.Mesela 1857'de büyük "Sipahi isyanı" çıktı. Ama İngilizler bu isyanı dabastırdıktan sonra 1858'de bütün Hindistan'ı İngiliz İmparatorluğu'na kattılar.1877'de Kraliçe Victoria resmen Hindistan İmparatoriçesi ilan edildi.

Babür İmparatorluğunda Bilim,Kültür ve Sanat

Kendi adıyla anılan imparatorluğun kurucusu, büyük kumandan devlet adamı veteşkilatçı olan Babür, aynı zamanda büyük bir edip, şair, alim idi. Bilim ve sanatadamlarını koruyor, teşvik ediyordu. "Eğer baban iyi kanun koymuşsa onu muhafazaet, yürürlükte tut, eğer bu kanun fena ise, ihtiyacı karşılamaz duruma gelmişse,yenisini yap" ilkesinden hareket ederek, yararlı kanun ve müesseselere işlerlikkazandırıyor, bunları geliştiriyor, modası geçmiş, yetersiz kalmış olanlarınıyürürlükten kaldırıyordu.

Babürİmparatorluğu'nda ekonomik hayat tarıma dayanıyordu. Sebzecilik, tütüncülük,afyonculuk yaygındı. En çok pamuk üretilirdi ve dokumacılık ileriydi. Yün, pamuk veipekli kumaşlar, elle yapılan eşyalar Avrupalılara satılır, dışarıdan çok azşey alınırdı. Çünkü ülke, o zamanki nüfusuna yeterli bir ekonomiye sahipti.Bununla beraber, yağmursuz geçen yıllarda büyük kıtlıklar olurdu.

Babürİmparatorluğu'nda büyük şair, edip ve tarihçiler yetişmiştir. Mimarlık çokyüksek bir seviyeye çıkmış, bütün Hindistan çok güzel eserlerle adetadoldurulmuştur.

Hindistan'daki bu Türk İmparatorluğu'nu yöneten hükümdarların en büyük hata veyakusuru, devletin geleceğini düşünerek, çok nüfuslu bu ülkede Türk nüfusuçoğaltmamak olmuştur. Mevcut Türkler azınlıkta kalıyor, onlar da orduda ve devletişlerinde görev alıyorlardı. Bunun sonucu olarak, Babür zamanında Türkçe olankonuşma ve yazı dili Babür'den sonra yavaş yavaş bırakılmış, onun yerini Farsça,daha sonra Urduca almıştır. Urduca (Orduca), çoğunluğu Türklerden oluşanaskerlerin, yerlilerle anlaşmak için kullandığı karma bir dil olarak gelişti.Türkçe, Farsça ve değişik Hindu lehçelerinden alınan kelimelerle meydana gelen budil, bu gün Pakistanlıların resmi dilidir ve Hindistan'ın büyük bir bölümünde dekonuşulmaktadır.

Hindistan'da dinihayat çanlıydı. Müslümanlık yerliler arasında yayılmıştı. Yalnız Delhi'debinden fazla medrese vardı. Türkistan'dan gelen tasavvuf hareketi Hindistan'ı daetkilemiş ve burada Çişti, Nakşibendî, Kadirî, Sühreverdî, Şettarî tarikatlarıyaygın hale gelmişti.

Fakat, Hindistan'da enileri giden kültür ve sanat kolları, mimarlık ve edebiyat olmuştur. Bütündünyanın hayranlığını kazanan Tac Mahal, Hindistan'daki Türk mimarlığının,mimarideki zevk, incelik ve ustalığın sembolü olmuştur. Çağatay edebiyatının engüzel örneklerinden biri sayılan eseri de, bu imparatorluğun kurucusu olan BabürŞah'ın yazdığı Vekayi (Babürname) ile, baş mimarı İstanbullu Mehmed İsa Efendiolan Tac Mahal'i ayrı başlıklarla tanıtacağız.

Tac Mahal

İstanbul'dan getirilen Türk mimarların yaptıkları bu eser, dünyanın en güzel, enmuhteşem en meşhur türbesidir.

Hindistan'da Babürlülerdevrinin mimarlık harikaları çoktur ve bunlardan bu gün sapasağlam, pırıl pırıldurmakta, seyredenleri hayran bırakmaktadır. Bu gün Pakistan'ın en çok turist çekenyerlerinden biri olan Lahor Sarayı, aynı şehirde dünyanın en geniş ve revaklıavlusuna sahip Padişahi Mescid, Agra, Delhi, Haydarabad ve diğer şehirlerdeki saray vecamilerin her biri başlı başına birer mimarlık şaheseridirler.
Fakat, yeryüzünde hiçbir türbe, hiçbir mimarlık eseri, Tac Mahal kadar güzel,muhteşem ve meşhur değildir.

Şah Cihan'ın eşiErcümend Banu, güzelliği, zekası, iyilik severliği ile bütün imparatorluğungönlünü fethetmiş, en seçkin sultan idi. Bu vasfından dolayı Mümtaz Mahal diyeanılıyordu. Şah Cihan, ona henüz 16 yaşındayken aşık olmuş, evlenmek için 5 yılbeklemişti. Şah Cihan çok sevdiği eşini gittiği her yere götürür, onunfikirlerine, zevkine önem verirdi.

Bu duygulu, zeki ve güzelkadın 1631 yılında 14. çocuğunu doğururken vefat etti. Şah Cihan eşininölümünü takip eden sekiz gün boyunca yemekten, içmekten kesilmiş, hiç odasındançıkmamıştı. Dokuzuncu gün dairesinin kapısını açıp dışarı çıktığı zamansaçlarının bembeyaz olduğu, iyice çöktüğü görüldü. Duygulu, gerçek aşık,vefalı hükümdar, ölünceye kadar kalbinde yaşatacağı sevgili eşi için bir türbeyaptırmaya karar verdi. Bu türbe saf aşkı sembolize edecek şekilde güzel, içaçıcı, aynı zamanda muhteşem olmalıydı. Bunun için dünyanın en büyükustalarını bulacak, hazinesini, bu esere harcanmak üzere onların emrine verecekti. Buamaçla İstanbul'dan mimarlar istedi. Gelen mimar, Mimar Sinan'ın öğrencilerindenMehmed İsa Efendi ve ekibi idi.

Mehmed İsa Efendi'ninaylarca çalışarak planını çizdiği Tac Mahal'in yapısında son derece berrak, beyazbir mermer kullanıldı. Parlak beyaz mermerin, ince mavi damarları da vardı. Bumermerden yapılan muhteşem kubbenin yerden yüksekliği 82 metredir. Kubbeninüzerindeki altın alemle bu yükseklik daha da artıyor. Türbenin beyaz mermerden dörtminaresi de var.

Eserin yapımına1631'de başlanılmış ve 1652'de bitirilmiştir. Mümtaz Mahal'in ve öldükten sonraonun yanına konulan Şah Cihan'ın sandukaları üst kattadır. Kubbenin altında bulunanbu sandukalarda mermer oymacılığının en güzel örnekleri görülür. Sandukalarınolduğu yerde insan ağzından çıkan her ses muhteşem kubbede yedi defa yankılanır.

Sanat eseri olarak başlıbaşına bir hazine olan Tac Mahal'in duvarları gerçek hazine taşlarıyla süslüdür.Yüz binlerce akik, sedef, firuze gömülü olan duvarlarında ayrıca 42 zümrüt, 142yakut, 625 pırlanta, 50 tane de çok büyük inci vardır. Türbenin yapımı için 47milyon altın lira harcanmıştır ve buna duvarlardaki mücevherler dahil değildir.İstanbul'daki muhteşem Süleymaniye Camii için bile 19 milyon altın liraharcandığını söylersek, Tac Mahal için ne muazzam bir fedakarlık yapıldığı dahakolay anlaşılır.

Bu anıt, Şah Cihan'ınİstanbul'dan davet ettiği Türk mimarların eseridir. Planını İstanbullu Mehmed İsaEfendi, kubbeyi İstanbullu mimar İsmail Efendi, yapmış, duvarlardaki şahaneyazıları yine İstanbullu hattat Serdar Efendi yazmıştır. Birçok yabancı usta, buarada İtalyan mimarlar da bunların emrinde çalışmıştır.

Babür ve Babürname

Büyük bir fikir adamı, edip ve şair olduğunu söylediğimiz Babür Şah, güzelsanatların her dalına ilgi göstermiş ve bu dallarda başarılı olmuştur. Güzelyazı yazar, beste yapar, saz çalardı. Hatta Babür Hattı (Hatt-ı Babürî) diyebilinen bir yazı çeşidi de icat etmişti.

Babür'ün Hanefîfıkhına ait Mübeyyen isimli bir mesnevisi, tür şairlerinin aruzla yazdığışiirleri hakkında da bilgi veren Aruz Risalesi, çeşitli şiirlerini topladığı bir"divan"ı vardır. Fakat Babür'ün asıl eşsiz eseri "Babürname"olarak anılan büyük seyahat ve hatırat kitabıdır. Çağatay lehçesiyle (Orta AsyaTürkçesiyle) yazılan bu eserde Babür, gezip gördüğü yerleri, bütünözellikleriyle, oralarda yaşayanların adet, gelenek, duygu ve düşünceleriyle, çokakıcı ve tabii bir üslupla tanıtmıştır. İyi ve kötü taraflarını sebep olduğumutluluk ve mutsuzlukları, kendi çağının tarihî gerçeklerini çok samimi, çokgüzel bir şekilde anlatmıştır.

Edebiyatçılarımız ve tarihçilerimiz bu eseri, lisanındaki tabi güzellikdolayısıyla "yalnız Orta Asya Türkçesinin değil, bütün Türk edebiyatınınen güzel mensur eserleri arasında" sayar. Bazılar da " Türk tarihininbütün zamanlarının en değerli hatırat eseri" olarak gösterirler.

Birçok yabancı dileçevrilen bu eser günümüz Türkçesine Prof. Dr. Reşit Rahmeti Arat tarafındantercüme edilmiştir. İlk defa 1943 ve 1946 yıllarında Türk Tarih Kurumu tarafındaniki cilt olarak, 1970 yılında Milli Eğitim Bakanlığı 1000 temel Eser dizisinden üçcilt olarak (toplam 630 sayfa) basılmıştır.

     ANA SAYFAYA DÖN   

KONUNUN BAŞINA DÖN

 
 
Z i Y A R E T C i - D E F T E R i
orhanyildiz.tr.gg
A N A - S A Y F A Y A - G i T
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=