İletişim Adresi

   
  ORHAN YILDIZ
  Dagistan Cumhuriyeti Sayfa 1
 


DAĞİSTAN  CUMHURİYETİ  Sayfa - 1

Dağistanın coğrafi olarak bulunduğu bölge

Asya kıtasının Önemlibir Türk Bölgesi olan Astrahan eyaletinin güneyi ve Don nehrinden başlayarak,Karadeniz ile Hazar Denizi arasındaki kara parçası, Ayrıca Türk ve İran sınırlarınakadar olan uzantısını da hesaba katarsak. 450 bin kilometrekare genişliğindeki Bumuhteşem coğrafyaya Kafkasya denir.

Bu coğrafyada Kuzeybatıdan güneydoğuya uzananKafkas Dağları' nın kapladığı bölge esas itibariyle dağlık olup, Kafkas halklarınınbüyük çoğunluğu genellikle bu dağlık bölgelerde yaşar. Kafkas Dağları 'nınkuzeyinde kalan kısma Kuzey Kafkasya, güneyinde kalan kısmı da Güney Kafkasya, Mâverây-ıKafkasya veya Transkafkasya adları verilmektedir. Tarih boyunca Kafkasya'da yaşayanmilletlerden Kafkas yerlileri olarak çok büyük bir kısmı Turani kavimlerdir Bunlar;Çerkezler, Abnazlar, Çeçenler, İnguşlar, Avarlar, Lezgiler, Laklar, Darginler, Gürcüler,Kumuklar, Nogaylar, Kalmuklar, Karaçaylar, Balkarlar, Karapapaklar, Kundurlar veAzeriler; Hint-Avrupa kavimlerinden Osetler, Ermeniler, Svanlar, Farslar, Alanlar veRuslar; Sâmi kavimlerinden de Yahudiler bulunmaktadır. Hint-Avrupa ve Sâmi kavimleriile Gürcülerin bir kısmı dışında bu kavimlerin hepsi müslümandır.

Geçmişte tarihi devrelerdeÖzellikle Turan merkez bölgesi olarak tanımlanan Büyük Türkistan da yaşayan, çevresiile kavgalı, belki birazda geçimsiz savaşçı kavimler, ülkeleri işgal edilen mültecilerKafkasyaya sığınmışlardır. Dünyanın birçok yerinden gelen insanların buraya sığınmalarıtamamen Kafkasların coğrafi ve fiziki konumundan kaynaklanmıştır. Çeşitlisebeplerle yurtlarını terk etmek zorunda kalan insanlar savunmanın daha kolay olduğuve zor takip edilebildikleri dağlara sığınmış ve buralara yerleşmişlerdir.

Milliyet ve dilleriitibariyle Kafkas Kavimleri, bu fiziki coğrafyanın kendilerine kazandırdığı hayretverici özelliklere sahip olmuşlardır. Kafkaslar, dünyanın başka hiçbir yerinde görülmemişbir şekilde çok sayıda kabile, soy ve insanlardan oluşmakta ve bunlar çok çeşitlilehçe ve diller kullanmaktadırlar. Sadece Dağıstan'da bugün otuzun üzerinde ayrıboy ve oymak (belki daha da derin aykırılıkları olan topluluk)yaşamaktadır.

Özellikle Dağıstan'ın da içindebulunduğu Doğu Kafkasya bölgesinde yüzlerle ifade edilen dilin konuşulduğubilinmektedir. Arapların bu coğrafya da bulunan Dağıstan için Diller Dağı (Cebelü'l-Elsine)dediği, Romalıların işlerini takip etmek için 130 tercüman kullandığı Kafkasya'da300 hatta 360 adet dilin varlığından söz edilmektedir.

Bu dillerin sayısı hakkında, entemkinli Avrupalı yazarların bile verdikleri rakam kırkın altına düşmemektedir. Budiller yapı bakımından birbirlerinden pek farklı gözükmemektedir.
Bu göz alıcı çeşitlilik ve farklılık, bu kavimler arasında asırlar boyu sürüpgiden anlaşmazlık, kan davaları ve sürtüşmelere sebep olmuştur. Ancak en büyük veortak düşmanları olan Ruslar'a karşı, özellikle XVIII. Yüzyılın son çeyreği içindebaşlayan bağımsızlık ve hürriyet mücadelesi, özellikle Kuzey Kafkasya'da, bölgeyeözgü bir birlik ve bağlılık şuuru geliştirmiştir. Bu birliğin oluşmasında,Osetinler'in bir kısmı hariç, bütün Kuzey Kafkasyalıların ortak dini olan İslamiyet'inkazandırdığı kardeşlik düşüncesinin büyük rolü olmuştur. 

Dağıstanlılar

Dağistan bölgesi Bütün doğu Kafkasya'yı kaplar.Ancak Kafkasya'nın bir nevi yerlisi sayılanlar {(Avarlar, Lezgiler, Gazi-Kumuklar veDarginler) yani Turan boyları} daha çok Dağlık bölgede yaşarlar. Hazar Denizi'ne doğruuzanan veya kuzeydoğuda Sulak ve Terek Nehirleri'nin aşağı mecralarını da içineolan ve düzlük (hatta daha kuzeyde step görünümlü olan ) kesimde Türk asillikabileler (Kumuklar, Azeriler, Türkmenler ve hatta Nogaylar) yaşarlar.

Dağlı kabilelerinin aralarındabulunan engeller ( dağlar, tepeler, derin vadiler, vs.) batıdaki kadar olmasa daburadaki kabileler arasında da farklılıklar doğmuştur. Ovaya doğru ( kuzey, doğuveya güneydoğu istikametinde ) olan yerlerde yasayan kabilelerin mensupları genellikleTürk kabileleri ile sıkı ilişkiler içerisinde bulunmalarından dolayı Türkçe debildiklerinden, bu dil doğu Kafkasya'da ortak bir anlaşma vasıtası olarak kullanılmaktadır.
Siyasi ve askeri yönden bütün dağlı kavimler gibi Dağıstanlılar da savaşçı,aktif ve hürriyetlerine düşkündüler. Bu nedenle bu bölgede ( yani bütün Dağıstan'da)ovalı kesim, Dağlık kesime tabi olmuştur. Şeyh Şamil'in Dağıstan da en fazladayandığı kabileler Lezgiler, Avarlar gibi Turani kavimlerdir..

Dağıstan'ın nüfusu A.Cevdet Paşa (1878 de) 270.000 hane olarak tespit ediyor. Allen-Muratoff ise "Gerillasavaşları "sırasında doğu Kafkasya kabilelerinin nüfusunu tahminen 500.000olarak veriyor. Binbaşı Nazmi ise 1956 da Dağıstan'ın Müslüman nüfusunu 1.450.000olarak veriyor. A- Avar (Andelal)lar (Andilerdahil) Dağıstan'ın kuzey-batısındakiKoysu Irmağı'nın Andi, Avar ve Kara kollarının kaynakları civarındaki bölgeler ilekuzeye doğru Kumuklar' ın oturdukları alçak ovaya doğru uzanan kesimde (Çir-Yurt'akadar) yasarlar. Güneyde ise Zakatali Mıntıkası'na kadar olan bölgede bulunurlar. doğularındakuzeyden, güneye doğru Kumuklar, Darginler ve Gazi-Kumuklar (Laklar) güney doğularındaise Lezgiler bulunur; Kuzeybatılarında Çeçenler, güney batılarında ise Gürcülerbulunurlar. Lezgiler'den sonra Dağıstan'ın en kalabalık kabilesi Avarlar'dır.

Dil yönünden üç gruba ayrılırlar;
1- Avar,
2- Andi,
3- Dido (Tsez).

En kalabalık gurubu esas Avarlarmeydana getirirler. Bunlar kuzeyde Sulak Irmağı'ndan (orta kesimleri) güneye doğruZakatali yöresine kadar uzanırlar. Andiler ise Bottlih, Godoberi, Karatin, Bagvalal, Çamalal,Tindi ve Açvaçis gibi alt guruplara ayrılırlar. Dido gurubuna ise Hinuk, Çvarsin veKapuçinler dahildirler. nüfusları ise 1939 nüfus sayımına göre (bir fikir vermekamacıyla veriyoruz) Avarlar 170.000, Andiler 30.000, Didolar 10.000 kişi olarak sayılmıştır.Avarlar aslında Avar Hanlığı'na bağlı idiler. Hamzat Bek ve sonra da Şeyh şamilinesas dayandıkları topluluk Avarlardır.. 

Lezgiler

Dağıstan'ın güney-doğusundayaşarlar Samur Nehri'nin orta ve yukarı mecralarında ve Samahi yöresine kadar uzananalanda yayılmışlardır. doğu ve güney-doğuda Azeriler ile karışmışlardır. Kuzeyve kuzey-batıda Dargin, Lak ve Avarlar'la komşudurlar. Dilleri tabi olarak Türkçedir.Rutul, Kütin, Agul, Budukh, Dzekh, Tabasaran, Tsakhur, Udi ve Khinalug gibi alt kollaraayrılırlar. Kürinler ve Tabasaranlar en kalabalık guruplardırlar. Lezgiler'in toplamnüfusu hakkında ise A Cevdet Paşa içlerindeki Türk nüfusu ile birlikte 50.000 hanederken, Orsolle 560.000 kişi olduklarını ileri sürmüştür. Lezgiler, Çeçenler veAvarlar tamamen Turani boy ve guruplar olup Şeyh Şamil'in en sadık taraftarları olmuşlardır..

Gazi-Kumuk(Lak)lar 

Dağıstan'ın merkezinde otururlar. doğudaDarginler, bati ve kuzeyde Avarlar, güneyde de Kuralılar vardır. Kendilerine Lak (veyaLek) diyorlar. Bugün Akusin, Soradin, Kurakh, Rutul ve Dakhadayev kazalarında ve AyrıcaMakhaçkale, Buynakski, Hasavyurt ve Kaspiiski'de otururlar. 1886 da 51.000 kişi olduklarınıOrsolle ileri sürüyor.

 Dargin (Dargi)ler

Derbent Geçidi'nin kuzey-batısında, Hazar Denizi kıyılarına kadar yayılmışlardır. KuzeylerindeKumuklar, batılarında Avarlar en aşağıda Kazi-Kumluklar, güneylerinde de Kaytaklarbulunurlar. Konuştukları dil Lezgiler'in konuştuklarına yakındır. Bu nedenle Lezgikabileleri arasında da sayılırlar. Akusa, Sutkur, Sirhal, Urkarak, Horakan, Kaytak(Haydak) ve Kubaçi gibi oymaklara ayrılırlar. Merkezleri Lavayi kasabası idi.Darginler'in en önemli oymakları (daha doğrusu grupları) Kaytaklar ve Kubaçiler'dir.Bunlardan birinciler Hazar Denizi kıyılarında Buynakski ve Derbent arasında otururlarve Türkçe konuşurlar. ikinciler ise Kubaçi Kasabası'nda ve çevresinde otururlar.Maden isçiliği ve el dokumacılığından büyük bir şöhret sahibidirler. Bilhassa geçenyüzyıllarda Kubaçi isleri Ön Asya'da büyük değer taşırdı.. Karaçay-Balkar(Malkar)lar : Xlll.-XV.yy. lar arasında Kabartayları doğuya doğru yayılmalarınakadar Kuban, Terek ve Kuma nehirlerinin orta ve yukarı mecralarında ve onlara katılanakarsuların boylarında geniş bir sahada yasıyorlardı. Ancak Kabartayların baskısıile Kafkas Dağları'nın zirvelerine doğru çekilmek zorunda kalmışlar ve ElbruzTepesi'nin etrafındaki sarp ve yüksek araziye yerleşmişlerdir. Bunların da kaynaklarıpek belli değildir. Her iki boy da genellikle bir arada zikredilirler.

Zaten aralarında çeşitli yönlerden bakıldığındapek bir fark yoktur. Hazarlar, Bulgarlar veya Kipçaklar'dan geldiklerine dair çeşitli görüşlervardır. Bunlar çevrelerinin genel olarak Çerkes-Abaza kabileleri tarafından çevriliolmasından dolayı, geniş ölçüde onların etkileri altında kalmışlar ve yarı Çerkeşleşmişlerdir.Ruslara karşı da mücadele etmişler ve önemli oranda nüfusları da Anadolu'ya göçetmiştir. 1866 da Karaçaylar 13, 400, Balkarlar ise 10, 100 kişi idi. 1897 debirinciler 27, 000, ikinciler 23, 100 kişi olmuştur. 1959 da Karaçaylar 81, 000,Balkarlar ise 42, 000 kişiye yükselmişlerdir.

Nogaylar : aslında NogaylarKafkasya'da XVII.yy.ın sonlarında ortaya çıktılar . Daha XV.yy.ın ortalarında KüçükNogay Ulusu Kuban Nehri'nin kuzeyine gelmişse de daha güneye inmemişti. 1771 de RuslarYedisan ve Bucak Nogayları'nda üç kabileyi daha Kuban boylarına sürdüler. Daha sonrabir kabile daha Kuban boylarına katildi. Burada General Suvorov'un katliamındankurtulabilenler Sogucak Kalesi' nde bulunan Ferah Ali Paşaya başvurdular. KendilerininKabartay arazisinde ve Osmanlı topraklarına yerleştirilmesini istediler. Ferah Ali Paşaonlardan (gerektiğinde) Ruslara karşı yararlanabileceğini düşünerek onların buisteklerini kabul etti. Bunlardan 10.000'i Hacılar Kalesi yanında, 10.000'i Hatukayarazisinde, 10.000'i Laba Nehri boyunda 10.000'i de Anapa Kalesinin liman başında ve ikisaatlik mesafede yerleştirildiler. Nogaylar'ın Dağıstan dahilinde kalanlarının1959'daki mevcutları 38.582 kişi idi. Bugün Dağıstan'ın dışında Krasnodar veStavropol eyaletlerinde oturanlar da bulunmaktadır. Bunlar Kazak ve Karakalpaklar'la aynıTürkçe yi kullanırlar. Nüfuslarının büyük kısmını göçlerden kaybetmişlerdir.

Ayrılık ve farklılıklarsebebiyle asırlarca birbirine düşman olarak yaşayan bu kavimler, bölgede İslamiyet'inyayılmasında da büyük pay sahibi olan Osmanlılar'a sürdürdükleri temaslar sonunda,tarihlerinde ilk defa bağımsız Dağıstan ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'ni kurmayı başarmışlardır.Fakat Osmanlı ordusunun, bu devletin kurulmasından çok kısa bir müddet sonra, 30 Ekim1918 Mondros Mütarekesi'yle Kafkasya'yı terketmek zorunda kalmasıyla yalnız kalan veancak üç yıl varlığını devam ettirebilen bu devletin bağımsızlığına Bolşeviklertarafından son verilmiştir.

Kafkas ülkelerindenAzerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan bağımsız; Çeçenistan, Dağstan, Karaçay-Çerke,Karbatay-Balkar, Kuzey Osetya ve İngşistan Rusya Federasyonu'na, Güney Osetya veAbhazya da Gürcistan'a bağlı özerk cumhuriyetler olarak bugün varlıklarını sürdürmektedir.Ancak Çeçenistan bugün fiilen bağımsızlığını elde etmiş durumdadır.

Kafkasya'nın iktisat veticaret tarihi, her zaman bu ülkenin coğrafi konumuna sıkı bir şekilde bağlı kalmıştır.Güneyden Ön Asya ülkelerine açılan, kuzeyden de eski zamanlardan beri doğu ticaretkervanlarının geçtiği uçsuz bucaksız steplerle birleşen Kafkasya, asırlar boyuncadünya ticaret yolları şebekesine dahil olmuş ve dünya ticaret coğrafyasının önemliunsurlarından birini teşkil etmiştir. Eski Mısır, Babil, Asur, Fenike eski Yunanistanile Ön Asya ve Akdeniz havzasının diğer ülkeleri mallarını Kafkasya'ya sevkederekburada satar, sonra artan malları daha ilerdeki komşu ülkelere gönderirlerdi. Kuzeydenve doğudan gelen mamul ve hammaddeler de aynı ülkelere Kafkasya yoluyla ihraçediliyordu.

Kafkasya'dan Göçler

1850'li yılların ilk yarısında bazıKafkasyalı ailelerin gönüllü olarak Osmanlı topraklarına göç ettiğibilinmektedir. Kırım savaşı sırasında mecburî bir hareket haline gelen göç olayı,1862-1865 yılları arasındaki üç yılda zirveye ulaşmış ve 1877-1878, 1890-1908 yıllarıarasında yoğunlaşarak 1920'lere kadar süregelmiştir. Kafkasya'dan yola çıkan göçkafilelerinin hareketlenme zamanları Osmanlı-Rus ilişkilerindeki değişiklikleri yakındantakip etmiştir. Kafkasya'dan Osmanlı ülkesine doğru gelişen tarihi bir mecburiyetindoğurduğu bu kitle göçleri, Osmanlı Devleti'nin sosyal, etnik ve dinî kompozisyonunuradikal olarak etkileyen bir nüfus hareketidir. Bu göç üzerine oluşmuş zenginliteratürde, kaynakların çoğunda Türk-Turan kökenli boylar -varlıkları bilinmesinerağmen- herhangi bir ayrıma tabi tutulmadan "Kafkasyalı" veya daha çok"Çerkes" genel adı ile adlandırılmışlardır.

1783 yılında İmam Mansurhareketi ile başlayan, 1829-1864 yılları arasında sürekli gelişen Kafkasya Tasavvufibir akım olan Müridizmi Kuzeydoğu Kafkasya'daki bütün Müslüman toplulukların ortakkimliğinin teşekkülünde büyük bir rol oynamış ve bütün Kafkasyalıları bukimlik etrafında birleştirerek harekete geçirmeyi başarmıştır. Bu sebeple bu geneladlandırma bir mahzur teşkil etmemiştir.

Göç Öncesi

Çarlık Rusyası sömürgeciliği, istila ettiğitoprakların hiç bir yerinde Kuzey Kafkasya'da yaptığı tahribatı yapmamıştır.Kırım Harbi sonrasında 1858'de daha 20 yıl önce 1838'de Petersburg'ta kurulanvKafkasya Komitesi'nin planı uygulanmaya başlanmıştır. Bu plana göre KUzey Kafkasyahalklarının üçte biri anayurtlarından göç ettirilerek bunlardan boşalan topraklarRus-Kossak köylülerine verilecek ve bölgeye Çarlık idarî ve askerî personeli deiskân edilecekti. Rus yazarı General R.A. Fadeyev, "Kafkasya Mektupları"adlı eserinde 1899'da, Kafkasya Komitesi'nin bu planından sözederken: "Sonradangelişmelerin de teyid ettiği gibi bu projenin uygulanmasıyla Dağlılarınçoğunluğunun Rus Çarı'na biat etmeyerek Osmanlı Devleti'ne gidecekleri tahminediliyordu. Kitleler halinde sürülen Kafksayalı yerli halk, Karadeniz kıyılarınasevkediliyor ve zorla gemilere bindirilerek Anadolu'ya doğru yolaçıkarılıyordu." şeklinde bizzat yaşadığı olayları anlatmaktadır.

Bugün Kafkasya'dan Anadolu'ya göçkonusunu ele alan sınırlı sayıdaki Sovyet araştırmalarının hemen hepsindegösterilmeye çalışıldığı gibi göçün gönül rızasıyla oluşan tabii birnüfus hareketi olduğunu reddetmeye Fadeyev'in sözleri bile yeterlidir. 1858'denbaşlayarak uygulanan plan sonucunda Kuzey Kafkasya'nın batı kesimindeki nüfus hareketidoğu kesimiyle kıyaslandığında yurdunda kalan halkların yerleşim haritasınıtamamen değiştirecek kökten ve radikal şekilde gelişen göç hareketi Kafkasya'nındaha sonraki etnik yapısını da etkilemiştir. II. Dünya Savaşı yıllarındaKaraçay-Balkar Türkleri ile Çeçen-İnguş ve Kalmukların anayurtlarından sürgünolayı bu etkiyi zirveye çıkarmıştır.

1860 yazında KuzeyKafkasya'da yeni idarî taksimat yapıldı. Kuban ve Terek eyaletleri ile bu eyaletlereait Rus-Kossak birlikleri oluşturuldu. Petersburg'da bulunan Kafkasya Komitesi, Kubanhavzasına, Rus-Kossakların yerleşimi tamamlandıktan sonra Kubanötesi diye bilinenAdige ve Abaza yerleşim bölgelerine de 100.000 Rus ve Rus-Kossak köylüsününyerleştirilmesine karar verdi. Bölgenin yerli halkları olan Abaza ve Adige'lere Rushâkimiyetini kabul etmezlerse, Osmanlı topraklarına giden mecburî istikamet tekalternatif olarak sunuluyordu. Rus Çarlığı 1859'da Kafkasya'dan bir kısım göçmeninkabul edilmesi hususunda Osmanlı Devleti ile ilişki kurmuş bulunuyordu. Loris Melikov1860'da Çar adına Osmanlılarla müzakerelere başladı. Rus tahminlerine göre buyıllarda resmi temaslar sonunda Anadolu'ya göçeden Kafkasyalıların toplam sayısı40-50 bin kişidir. Göçün ortaya çıkarabileceği idarî meseleleri tahmin edebilenOsmanlı Devleti ise 1860 yılında Trabzon Valisi Hafız Paşa yönetiminde"İdare-i Umumiye-i Muhacirîn Komisyonu"nu göçle ilgili bütün konularıyönetmek üzere kurmuş bulunuyordu.

1861 güzünde Rusordularının Kakfkasya'yı alt üst ettiği bir sırada Çar II. Alexandre kendisine atayurtlarından, doğdukları vatanlarından sürülmek istemediklerini belirtenKafkasyalılara Rus makamlarının uygun gördüğü yerlere taşınmadıkları taktirdeOsmanlı topraklarına göç etmelerinden başka çareleri olmadığını açıkça vekesin olarak söylemiştir. 1862'de bölgede yerleşimini tamamlayan Rus Kossaklar, Kubannehrinin kaynaklandığı vadilere göre ilerlemeye başladılar ve 1863'te dağkalelerine kadar ulaşarak silah ve teçhizat yönünden kendilerinden zayıf durumdabulunan Kafkasyalıları Karadeniz kıyılarına ve Kafkasya'nın daha güney bölgelerinegitmeye zorladılar. Rusların uyguladığı bu katı baskı politikası nedeniyle birzorunluluk haline gelen göç neticesinde Rus kaynaklarına göre 1858-1859 ve 1862-1863yazı periyodunda resmî kayıtlara geçmiş göçmen sayısı 80.000'e ulaşmıştı.

Şeyh Şamil'in 6 Eylül1859'da Prens Baryatinski'ye teslim olmasından sonra 1864'e kadar süren cihadhareketinin yapranış sürecinde Prens Baryatinski'nin tedricî fakat sistematikyaklaşımıyla binlerce Kafkasyalı aile ancak taşınabilir mallarını yanlarınaalarak Anadolu'ya göçettiler. Ruslar, ele geçirdikleri bölgelerdeki KuzeyKafkasyalılara ya Kuzey'deki Sivastopol bölgesi ve Sal bozkırına ya da Osmanlıtopraklarına göç etmekten başka bir çareleri olmadığını söylüyordu. Diğeryandan da halk içinde işletilen dedikodu mekanizması ile kuzeye göç edeceklerinhristiyanlaştıracaklarını ve 25 yıl süreyle askere alınıp hilafet ordusukarşısında cepheye sürüleceklerini yayıyorlardı. Bu propagandalar en az zoryöntemleri kadar etkin olarak Kuzey Kafkasya'dan göçü yönlendirmiştir.

M. Yenkuyov adlı Rusyazarın belirttiğine göre ele geçen Müslüman köylerin halkı, derhal en yakınRus-Kossak köyüne götürülüyor ve oradan da Anadolu'ya nakledilmek üzere Karadenizsahillerindeki toplama merkezlerine sevk ediliyordu. 1864 Mayısına kadar Karaçaybölgesi de dahil olmak üzere bütün Kafkasya'yı Granddük Mihail Nikolayeviçkomutasındaki Rus birlikleri adım adım ele geçirdiler ve Çara Kafkasya seferininbaşarıyla tamamlandığı haberi iletildi. Bu zorlu savaş yıllarında nüfuslarınınönemli bir kısmını cephelerde kaybeden Kafkasya halklarını yükselen bir göçdalgası bekliyordu.

Ağustos 1864'te Çarınkardeşi olan Granddük Mihail Nikolayeviç, yayınladığı bildiri ile Kafkasya'nın biray içinde boşaltılmasını, geride kalan herkesin savaş tutsağı olarak Rusyaiçlerine sürüleceği tehdidini savurdu. 1864 güzünden başlamak üzere yıllarcasürecek bir göç böylece başlatıldı. Kafkasya'nın verimli topraklarına sahip olmakisteyen Ruslar, en çok stratejik sebepleri gözeterek bu göç hareketine engelolmadılar. 1864 baharına ulaşıldığında göçeden Kafkasyalıların toplam sayısı400 bine ulaşmıştı.

Kafkasya'dan Göçe ilişkin Rakamlar

1860'lı yıllarda Kafkasya'dan göçederek Osmanlı Devleti'nin o günkü topraklarında iskân edilen Kafkasyalıların sayısı tahminiolarak 700 bin-1 milyon arasındadır. Osmanlı Devleti'nin nüfus yapılanmasınıinceleyen Ubucini, ilk göç dalgasının sona erdiği 1864'te Osmanlı topraklarındakiKafkasyalıların sayısının 700 bine ve bu rakamın yüksek ölüm oranlarının azaltılmasınarağmen 1866'ya kadar 1 milyona ulaştığını tahmin etmiştir. Bir diğer araştırmacıMarc Pinson, 1860'lı yılların ilk yarısında Kuzeydoğu Kafkasya'dan göç edenlerinsayısının 522 bine ulaştığını belirtmektedir. Bir diğer önemli çalışmadaBerzhe, Rus kaynaklarını tarayarak 1858-1866 periyoduna Karadeniz limanları yoluylaKafkasya'yı terkedenlerin sayısını 493.194 kişi olarak vermektedir. Berzhe bu sayıyaincelediği yıllarda Kafkasya'ya kara yoluyla terkedenleri katmadığı gibi sonraki yıllardagöç edenlerin sayısına dair bir tahminde de bulunmamıştır.

Karayolu ile Kafkasya'dan göçedenlerinde deniz yoluyla göçedenlerin sayısına yaklaştığı tahmin edilmektedir. AyrıcaBerzhe'nin verdiği sayı Çarlık Rusyası resmi makamlarının bilgisi dahilinde göçedenlerlesınırlı olduğundan gerçektekinden daha düşük olma ihtimali kuvvetlidir. Çarlıkve Sovyet dönemlerinde Kafkasya nüfusu ile ilgili çalışmasında V. A. Sarafyan, Ömerde Helle'e atıfta bulanarak Kafkasya'dan göç edenlerin sayısını 2 milyon olarakvermekte ve Shnistlerin bu sayıyı 1.5 milyon olarak bildirdiğini belirtmektedir. Bu sayılarıntamamı 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı öncesinde oluşan göç akımları ile ilgiliolduğundan genel olarak göç olayına katılan Kafkasyalıların tamamını yansıtmaktanuzak olduğu halde göçün nasıl büyük bir kitle hareketine yolaçtığı hakkındafikir vermektedir. Göçler sonunda Rus-Kossakların da iskân edilmesine rağmen Kafkasyanüfsunda ortaya çıkan azalma göçün demografik etkisini çok güzel göstermektedir.Kuzey Kafkasya'nın 1850-1860 yıllarında 3.200.000 olan toplam nüfusu 1897 nüfus sayımındayarı yarıya azalmış olarak 1.662.000 kişiye düşmüştür.

Bütün etkili faktörlendikkate alınarak 1859-1879 yılları arasında 2 milyon Kafkasyalı'nın anayurtlarındangöçetmek zorunda kaldığı gerçekçi bir tahmindir. Fakat bu göçmenlerin ancak 1.5milyonu hayatta kalmış ve Osmanlı topraklarında yerleşmiştir. 1881-1914 yıllarıarasındaki devrede önceki göçmenlere ilave olarak 500 bin Kafkasyalı dahaKafkasya'dan göç etmiştir. Bu dönemde Kazan ve İdil-Ural bölgesinden de Türk-Tatarve Başkırd Türklerinin önemli miktarda Osmanlı topraklarına göç ettiğibilinmektedir.Kafkasyalı göçmenlerin önemli bir kısmı, muhtemelen toplam nüfuslarının 'si kötü beslenme ve salgın hastalıklar sebebiyle hayatını kaybetmiştir.Kafkasya göçmenlerinin büyük bir kısmını barındıran Samsun'da 1864-1865'te ölümhızı, günde 120-150 ölüm gibi çok yüksek oranlara çıkmıştı. Yine büyük birintikal noktası olan Trabzon'da 1865'te 53 bin ölü kaydedilmiştir. O günkü nüfuslaoranlandığında bu rakamların gösterdiği gerçek daha iyi anlaşılacaktır.

Bu büyük nüfus hareketininhedefi olan Osmanlı topraklarına göçmenlerin yerleştirilmesi hususu o günkü OsmanlıDevleti'ni önemli bir meseleyle yüz yüze getirmiş ve devrin yöneticileri o günün şartlarıdüşünüldüğünde son derece tutarlı ve başarılı bir iskân politikasınıbelirleyip uygulayabilmişlerdir.

II. Abdülhamid Han dönemindedaha önce kurulmuş olan İdare-i Umumiye-i Muhacirin Komisyonu geliştirilerek eskiSuriye Valisi Naşid Paşa yönetiminde göçmenlerin günlük harcamaları için yemiyeverilmesi, geçici olarak kalacakları yerlerin hazırlanması ve daimî iskânmahallerinin belirlenmesi gibi önemli konularda çalışmalar yapmıştır. Göçmenlermeselesinin çözümünde gerekli malî kaynak hususunda sıkıntıyla karşılaşanOsmanlı hükümeti aldığı 30 bin Osmanlı Lirası borca karşılık olarak yabancısermayeli Osmanlı Bankası ve diğer kaynaklara geçiy ücreti iki katına çıkartılanKaraköy köprüsünün gelirini karşılık göstermişti. Bu yıllarda devletin malidurumunun son derece bozuk oluşu, göçmenlerin iskânı hususunda bazı yönetim katlarındahuzursuzluğa yol açmışsa da II. Abdülhamit Han, "Halife-i müminin ve'l-müminat"sıfatıyla insiyatifi elden bırakmayarak hem göçmenlerin hem de Osmanlı müslümanlarınıngözünde mümtaz bir mevkiye yükselmiştir. Kendi ifadeleriyle "Rusyaca, din vediyanetimize olan taarruz ve halelden dolayı Hz. Peygamberin (s.a.v.) sünnet-iseniyyesine baş eğerek Kafkasya'dan hicret" eden Kafkaksyalılara yakın ilgi ve güzelmuamelede II. Abdülhamid Han'ın annesinin Kafkasyalı oluşunun etkili olduğu söylenmiştir.

1899 yılında II. AbdülhamitHan, göçmen işleriyle ilgili komisyonun bizzat başına geçmiş ve doğrudan doğruyagöç meselesinin içinde yeralmıştır. Bu yıllarda Anadolu'ya göçetmekte olanKafkasya'lı kafilelere Ermeniler tarafından saldırılarda bulunulduğuna dairhaberlerin yoğunlaşması üzerine devlet, Rusya nezdinde girişimlerde bulunarakKafkasyalı göçmenlerin can ve mal güvenliklerinin teminini talep etmiştir.

Göçlerin sosyal sonuçları

1783'de Kırım'ın Ruslar tarafından işgalinden sonra Kırım Türk-Tatarlarının Osmanlı topraklarına göçetmesiyle başlayan ve daha sonraki yıllarda 1864'de Kafkasya Müridizmi hareketininyenilgisiyle Kafkasya'yı da etkileyen, nihayet 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndaBalkanlardaki Osmanlı topraklarının kaybı ile Balkanlardan da yola çıkan göçdalgaları o devirde Osmanlı toplumunun etnik ve sosyal coğrafyasını derinden etkilemişbüyük bir sosyal olgudur. Bu olgu göç dalgalarının son çekildiği yer olanAnadolu'da yol açtığı sosyo-kültürel değişiklikler ile bugüne kadar ulaşantesirleri meydana getirmiştir.
1980 yılında henüz Selanik, Manastır, Kosova, Üsküp, İşkodra, Yanya, Rodos gibiRumeli topraklarını elinde bulunduran ve doğuda da Halep, Suriye, Şam, Lübnan,Beyrut, Musul, Kerkük, Bağdat, Basra, Hicaz, Yemen, Kudüs, Trablusgarp, Libya, Bingazigibi Müslüman bölgelere hakim olan ve bugünü düşündüğümüzde yine de birimparatorluk olduğunu kabul etmemiz gereken Osmanlı Devleti'ne ve özellikle Anadolu'yaKımı, Kafkasya ve Balkanlardan göçmen (muhacir) olarak yerleştirilen müslümanlarınsayısının 5 milyonu bulduğu bildirilmiştir.

1908'den sonra yukarıda saydığımızeyalet ve sancakların kaybedilmesi sonunda Anadolu merkezli olarak devam eden göç olayınınçok daha fazla sayıda insanı etkilediği açık bir gerçektir. Savaş yıllarında sağlıklıistatistiklerin elde edilmemesi nedeniyle Cumhuriyet devrine kadar devam eden göç olayınakatılan müslümanların sayısını kesin olarak vermek imkânsızdır. Yapılacaktahminler ise tartışmaya açık olacaktır.
Göç olayının Anadolu'nun etnik yapısına olan derin etkisini kavrayabilmek için bazolarak kullanabileceğimiz bir çalışma, oldukça ayrıntılı düzenlenmiş olan 1884Osmanlı Nüfus İstatistiği'dir. Henüz Kafkasya ve Balkanlardan kitle ölçeğinde göçlerinolmadığı bu yıllardaki Osmanlı nüfusu için de bir kısım Kırım Türk-Tatar'ı dışındagöçmen bulunmadığını kabul edebiliriz. Rumeli, Batı Trakya, Bulgaristan,Arnavutluk, Bosna, Hersek, Ege Adaları ve özerk Sırbistan gibi Avrupa toprakları ileSuriye, Irak, Arabistan, Mısır, Libya, Tunus gibi doğu topraklarında yaşayan nüfusdahil 1844'de Osmanlı nüfusu 35.350.000 kişi olarak tespit edilmiştir. Bu nüfus içindeMüslümanlar 21.000.000, gayri müslimler ise 14.350.000 kişi olarak sayılmıştı. Bunüfus sayımında Anadolu'daki Müslümanların sayısı 11.805.000 kişiydi.

Gayrimüslimler ile Müslümanlarınbu yıllardaki nüfus artış hızına ilişkin verilen Müslümanlar aleyhine relatif birazalmayı göstermektedir. Bu azalış, tabii afet ve salgın hastalıklara ilave olarakOsmanlı ordusunun esas itibariyle Türklerden oluşması ile açıklanabilir. 1798-1829 yıllarıarasındaki uzun Osmanlı-Rus savaşı yıllarında çoğalma çağındaki Müslümanerkek nüfus arasında yüksek ölüm oranları ortaya çıkmış, ayrıca cephede geçenyıllar doğum oranlarını da olumsuz olarak etkilemiştir. Bu yıllarda gayrimüslimlerbir yandan nüfuslarını artırırken diğer yandan da ekonomik olarak güçleniyorlardı.Sosyo-ekonomik olarak bir üst sınıf görünümündeki gayr-i müslimlerin nüfus oranıOsmanlı toplumu içinde gerçek ve relatif olarak artıyordu. İyi kaynaşmış birsosyal grup haline gelen gayrimüslimler modern eğitim sistemlerine adapte olarak özel eğitimkurumları tesis ettikleri gibi kendilerine yönelik sağlık hizmetleri de Müslümanlarınkiile kıyaslanamayacak kadar gelişmişti. Bu da neticede nüfus artışını etkileyen birfaktör oluyordu. Osmanlı Devleti'ndeki gayrimüslimler, Papalık ve Hristiyanmisyonerlerinin şemsiyesi altında ve Avrupa'nın büyük devletlerinin desteğini almışolarak işleri tıkırında ve hallerinden memnun bir durumda idiler.

Kafkasya'dan yoğun göçlerinbaşlamasından hemen sonraki yıllarda 1897'de yapılan Osmanlı Nüfus Sayımı sonuçlarınagöre Rumeli, Batı Trakya, Besarabya, Bosna, Yanya, Ege Adaları, Sırbistan, Moldovya,Suriye, Musul, Kerkük, Bağdat, Hicaz, Yemen, Lübnan, Mısır, Libya ve Tunus'u da içinealan Osmanlı ülkesinde 40.000.000 kişilik nüfusun 24.376.000'ini Müslümanlar, gerikalan 15.624.000'ini de gayrimüslimler oluşturuyordu. 1867'de anadolu'daki Müslümanlarısayısı 12.813.000'e ulaşmıştı. Anadolu'nun Müslüman nüfusunda, nüfusunun tabiiartışında daha önce bahsettiğimiz relatif azalmaya rağmen 1844-1867 arasındaki yıllardaortaya çıkan 1.008.000 kişilik artış büyük oranda Kafkasya ve Kırım kaynaklı Müslümangöçlerinin bir sonucudur.

Göçün sosyal siyasete etkileri

Milyonlarca insanın doğduğu topraklardan ayrılıp pek çok sıkıntılara katlanması, göç ettikten sonra yüzyılöncenin şartlarında iskân edilmeleri, muhacirlerin yeni çevrelerine uyum sağlamaları,birbirleriyle ilişkili ve tamamen inanç bazına dayalı kollektif bir şuurun yönlendirdiğimuazzam bir sosyal hareket dizisidir. Göç haretinin yöneldiği Osmanlı devletininHalife-i Rûy-ı Zemîn ünvanını taşıyan padişahının bu dizide son derece önemlibir yeri vardı. Göç yıllarında Osmanlı Padişahı olan Abdülaziz Han ve II. AbdülhamidHan'ın Müslümanların "Dârü'l-İslam"a göçüne daima sempati ile bakmışlarve göçmen meselelerinin çözümünde her türlü imkânın kullanılmasını sağlamışlardır.Özellikle 32 yıl 7 ay 27 günlük sultanlığı esnasında kemiyet olarak göçhareketinin önemli kısmı cereyan eden II. Abdülhamit Han, göç hareketi etrafındagelişen panislamist ve bir yönüyle de pantürkist bir politikayı fiilen desteklemiştir.

Diğer taraftan göç olayında sujedurumunda olduğunu söyleyebileceğimiz Kırım, Kafkasya ve Balkan Müslümanlarını dabinlerce yıllık anayurtlarından kaldırıp yollara düşüren etkenler de tamamen dinîtemellidir. Osmanlı-Rus ilişkilerindeki gerginlikler sonrasında Rus veya BalkanlardaHristiyan gaçlerinin baskısı altında kalan Müslümanlar, İslamî bir fenomen olanhicret konusunun dinî önderler tarafından işlenmesi ile bugünün şartlarında bilene kadar riskli olabileceği belli olan bir göçü kabullenmişlerdir. Bugün, sayılamayacakbâdirelerden sonra göçedilen topraklarda doğan birkaç kuşak sonraki torunlarınatalarına yönelttiği kandırılma, ahmaklık suçlamaları Allah rızasından başkasınıgözetmeyerek muhacir olmabilmiş inanmış ataların kemiklerini sızlatmaktadır. Gerçektende "muhacirün fi sebîlillah" (Allah yolunda hicret eden) olmayı başaraninsanlar, "mucahidün fi sebîlillah" (Allah yolunda cihat eden) olmalarıgerektiğinde hiç tereddütsüz cephelere koşmuşlardır.

Hilafet makamınınpotansiyel gücünü kullanmak isteyen II. Abdülhamit Han, Batılı büyük devletlerindesteklediği ayrılıkçı akım ve hareketlere karşı tarikatların müntesipleri arasındakurduğu irkî farklılığı ortadan kaldıran kardeşlik duygusundan yararlanmak istemiş,hilafet merkezine uzaklıklarını düşünmeden Batılı devletlerin sömürgesihalindeki İslam toplulukları ile ilgilenmiş ve Türkistan, Japonya, Afrika ve Çin'e şeyhve derviş kafilelerinin gönderilmesini sağlamıştır. Bu dervişlerin çalışmalarıile İslam'a girerek "Halife-i Ruy-ı Zemin"e biat eden Çinli MüslümanlarPekin'de açtıkları "Hamidiye Üniversitesi" ile bağlılıklarını göstermekistemişlerdir.

Özbekler Dergâhı Şeyhi SüleymanEfendi, 1879'da resmî görüşmelerde bulunmak üzere heyet başkanı olarak gittiğiMacaristan'da, Peşte'de toplanan "Turan Kongresi"nde II. Abdülhamit Han'ıtemsil etmiş ve daha sonra da Türkistanlı Türler ile görüşerek Osmanlı devleti adınaçalışmak üzere resmî görevle anayurdu olan Türkistan'a giderek Ortaasya'da çeşitlifaaliyetlerde bulunmuştur. Lügat-ı Çağatayî ve Türkî-i Osmanî adlı son derece önemlibir sözlük çalışmasının da müellifi olan Şeyh Süleyman Efendi, bu kitabına yazdığıönsözde manzum olarak ve Çağatay lehçesiyle:
Hem sefaretle seyahat kıldım
Türkmenin halini bir bir bildim
Cins ü mikdarını defter kıldım demekte ve
Peşte'deki Turan Kongresi'ni anlatırken de:
Cüme bir gelüben el öpdü
Türk dep (diye) alkışla kıyamet koptu mısralarıyla dile getirmektedir.

Şeyh SüleymanBuharî, Türkistan'da bulunduğu sürede Türk boylarını yerleşim yerlerindeki dağılımınıve nüfuslarını tespit ederek kayda geçirmiştir. Kırım ve Kafkasya'dah Osmanlıtopraklarına olan göçe benzer bir hareketin Türkistan'dan Anadolu'ya planlanmasınınhazırlığını düşündüren bu çalışmalar, II. Abdülhamit Han'ın ufkunu göstermesiyönüyle de ilginçtir. Fakat Türkistan'dan Anadolu'ya bazı Türk topluluklarınıngetirilerek yerleştirilmesi planlanmış olsa bile Osmanlı devletindetiki gelişmeler veII. Abdülhamit'in tahttan indirilmesi bunun realize edilmesini engellemiştir. II. AbdülhamitHaçlı sömürgesi olarak yaşayan Müslümanları hilafete manen bağlı tutmak ve dünyaMüslümanlarını büyük bir güç halinde organize etmek istemiştir.. II. AbdülhamidHan'ın bu uzak görüşlü ve aktif politikasından tedirgin olan Rus ve İngiliz yönetimlerimukabil faaliyetlerde bulunmuşlar ve Ruslar Balkanlarda, İngilizler ise Ortadoğu'daOsmanlı devletini parçalamaya yönelik ayrılıkçı hareketleri organize etmişlerdir.

27 Nisan 1909'datahttan indirilene kadar Osmanlı yönetimini elinde tutan II. Abdülhamit'in Kırım,Kafkasya ve Balkanlardan gelen göçmenlerin iskânında uzun vadeli düşündüğünü veOsmanlı devletinin yaşamasını sürdürmesine en uygun politikayı izlediğini anlamakzor değildir. Hükmü gerçekçi bir hükümdür. İster itiraf edilsin, isterseedilmesin II. Abdülhamit Han'a karşı bazı çevrelerin duyduğu rahatsızlığıntemelinde de bu gerçek yer almaktadır.

Göçün Sonuçları

Göç hareketinin Osmanlıtopraklarındaki ekonomik aktivitenin artışını sağladığı tespit edilmiştir.Osmanlı ekonomik tarihi incelemelerine göre, göç hareketinin zirvesini yaptığı1885-1912 yılları arasında Osmanlı ülkesindeki genel üretim ve özellikle ziraî üretimbüyük artış göstermiştir. Bu yıllarda devletin altın stokları ve yatırımlarıartarken eğitim ve sağlık alanında önemli ilerlemeler ve müesseseler oluşmuştur.

Sağlam ve köklü dinî ve siyasî bağlar,"muhacirler" ile Anadolu'nun yerlisi olan Müslümanlar arasındaki kültür vedil farklarının üstesinden gelerek tek bir kültürel ve siyasî kimlik altında birleşmeyive kısa sürede kaynaşmayı sağlamıştır.Bir yüzyıl boyu süren göç olayının kültüreletkileri ve bunun politik yansımaları çok önemlidir. İslamcılık, Turancılık vetarih olarak daha sonra gelen Milliyetçilik akımlarının gelişiminde göçmenailelerin oynadığı rol, Osmanlı toplumundaki ideolojik ve kültürel akımların anlaşılmasındamutlaka gözönünde bulundurulması gereken bir noktadır. Göçmen grupları, sıradan Müslümanlaryanında iyi eğitilmiş insanları, asırlardır liderlik pozisyonunda bulunmuş köklüaileleri ihtiva ediyordu. Bu ailelerin bazıları çocuklarını İstanbul'a göndererekokutmuştu.

Diğer kısmı ise çocuklarınıöğrenim için Moskova, Viyana, Paris ve Berlin gibi önemli merkezlere gönderecekderecede şuurlu idi. Bu iyi eğitilmiş göçmen çocukları daha sonra Osmanlı üniversiteleriile toplumun kültürel hayatında lider pozisyonlara geldiler. İyi yetişmiş bu gençkadrolar sadece daha ileri seviyede eğitim ve asalet duygusunu değil, şiddetli Rusaleyhtarı duyguları ve ellerinden alınmış anayurtlarına duydukları yakıcı hasretide taşıyorlardı. Onuncu Yüzyıla kadar uzanan köklü bir İslamî geleneğe sahipolan ve İslam dünyasının sayılı kültür merkezlerinden biri olan Kazan'dan ve İmamŞamil ile sembolize edilen Kafkasya Müridizmi hareketinin merkezi olan Dağıstan'dangelen Müslümanlar arasında günümüze kadar etkileri ulaşan büyük İslam âlimlerive mürşidler de göç hareketine katılmış ve hatta toplum üzerindeki etkileri ile göçolayını yönlendirmişlerdir.

Bu şekilde İslamî bir vasıfalan göç hareketi ile ilgili isimler arasında Mehmed Âkif'in Süleymaniye Kürsüsü'ndekonuşturduğu ünlü âlim ve seyyah, Japonlara İslamı tebliğ ile Tokyo'da İslamcemaatı oluşumuna vesile olan Özbek kökenli Sibirya Türklerinden Abdürreşid İbrahim,1849'da doğduğu Dağıstan'da Şeyh Şamil ve oğlu Gazi Muhammed Paşa'nın yanındaRuslarla yıllarca çarpıştıktan sonra İstanbul'a gelen Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanvî'yeintisap ettikten sonra mürşitliğe kadar ilerleyen Nakşi Şeyhi Ömer Ziyaüddin Dağıstanî,aralarında Nurettin Topçu'nun da bulunduğu bir çok Anadolu aydınının feyiz aldığıNakşi Şeyhi Kazanlı Abdülaziz Bekkine, aslen Şirvanlı olup 1892'de Bursa'ya hicretetmiş Dağıstanlı bir aileye mensup olan ve daha sonra Ömer Ziyaüddin Dağıstanî'yeintisap eden, 13 Kasım 1980'de vefat edene kadar irşadını sürdüren Mehmed ZahidKotku, son Osmanlı şeyhülislamlarından Ömer Hulusî Dağıstanî ve daha pek çok İslamâlimi göç olayının "hicret" olarak anlaşılmasını hatırlatmaktadır.

Göçün Günümüze Ulaşan Sosyo-Ekonomik ve Politik Etkileri

Fransız Türkolog F.Georgeon, "Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri, Yusuf Akçura" adlı eserinde Türkmilliyetçiliği hareketinin doğuşunu irdelerken, Türkiye dışında doğduktan sonraçeşitli zamanlarda Anadolu'ya göç etmiş bulunan ve aralarında Yusuf Akçura, Ahmed Ağaoğlu,Mehmed Emin Resulzâde, Abdürreşid İbrahim, Hüseyinzâde Ali, Ayaz İshakî, HalimSabit gibi isimlerin yeraldığı Rusya'nın baskısıyla yurtlarından göçeden bir grupTürkün oynadığı önemli ve hayatî rolü vurgulamaktadır. Daha önceki kuşaktanMizancı Mehmed Murad ve sonraki kuşaktan Akdes Nimet Kurat, Reşit Rahmeti Arat, SadriMaksudî Arsal, A. Zeki Velidî Togan, Ahmed Caferoğlu gibi bir çok kıymetli ilim adamınıekleyebileceğimiz ve Türk milliyetçiliği tarihinde tartışılmaz bir yese sahip aydınlargrubunun oluşturduğu fikir hareketi olan Türk milliyetçiliği bütün Osmanlı fikirhayatının en etkin akımı haline gelerek yeni Türk devletinin oluşumuna zemin hazırlamıştır.

Türk milliyetçiliğinin fikir temellerinin oluşturulmasıiçin bir yayın organı planlandığında ilk teşebbüs yine bu gruptan gelecektir. TürkDünyası'nn bütününü ilgi alanı olarak seçen bir kültür dergisi olarak yayınlanmasıdüşünülen "Türk Yurdu" dergisinin hazırlık çalışmalarına katılanlararasında Yusuf Akçura ve Ahmed Ağaoğlu'nun ve hatta dedeleri de Rusların baskısıile Osmanlı topraklarına göçetmiş olan Enver Paşa'nın bulunduğu bilinmektedir. TürkYurdu'nun 1915 yılı cildinde yer alan bir notta, Enver Paşa'nın Türk Yurdu'nun neşrisırasında değerli yardımlarından sözediliyordu. Türk Yurdu'nun fikrî kaynağı biryana çıkış sermayesi Orenburg adlı Kazan bölgesindeki bir şehrin çok büyükailelerinden olan Hüseyinoğulları'ndan gelmişti. Ahmed Gani ve Mahmud Bey Hüseyinoğlukardeşlerin maddî birimine dayanan Türk Yurdu, çıktığı ilk yıllarda yazarlarınınkalitesi ve yayın politikasındaki tutarlılık ile Türk milliyetçiliği hareketinin engüçlü dergisi haline geldi ve Türk dünyasında yarattığı ilgi Türkiye'nin sınırlarınıfersah fersah aştı.

Anadolu'da Türk milliyetçiliğininyayılması için ciddî çalışmalar yapan göçmen kökenli aydınlar Rusyahakimiyetinde kalmış olan kardeşleri için de bazı faaliyetlerde bulunmuşlardır.1915'te İstanbul'da "Rusya İdaresindeki Türk-Tatar Müslümanları HaklarınıKoruma Komitesi" ya da kısa adıyla "Türk-Tatar Heyeti" kuruldu. Bugünküinsan hakları komiteleri benzeri bir faaliyet planı hazırlayan ve uyguluyan teşkilat,Osmanlı topraklarına göç etmiş olan Yusuf Akçura, Abdürreşid İbrahim, HüseyinzâdeAli, Ahmed Ağaoğlu, Mukimeddin Beğcen, Çelebizâde Mehmed Esad gibi devrin tanınmışisimlerini de barındırıyordu.

Bu şekilde 20. yüzyılboyunca Türkiye'nin fikir hayatını etkilemiş olan ve geleceğimizi de etkileyeceğibilinen İslâmî ve milliyetçi akımlar çevresinde doğrudan doğruya veya dolaylıfaaliyette bulunan ve köken olarak 19. yüzyıldaki göçlere dayanan aydınların bu çalışmaları,Osmanlı toplum yapısını değişime uğratarak yeni bir "Türk kimliği"ninoluşmasını sağladı. Nüfus hareketlenmesini takiben ortaya çıkan bu oluşumun TürkiyeDevleti'nin kurulmasından sonra yeni bir safhaya girdiği söylenebilir.

Özetle, yıpranmakta olanOsmanlı Müslüman toplumuna göç hareketleriyle Anadolu'ya ulaşan Müslümanların başarılıentegrasyonu, Anadolu'nun mevcut sosyal strüktürünü temelinden değiştirerek millîbir devletin oluşumunu sağlayacak sosyal ve politik ortamın doğuşuna zemin hazırlamıştır.Tarihî oluşumların belli bir sosyal zemine dayandığı takdirde kalıcı olabileceğiningüzel bir örneği olan Türkiye Cumhuriyeti bir yerde 19. yüzyıl boyu süren sosyaldepremlerin ve yürütülen uzun vadeli bir stratejinin ürünüdür.

     ANA SAYFAYA DÖN   

KONUNUN BAŞINA DÖN

 
 
Z i Y A R E T C i - D E F T E R i
orhanyildiz.tr.gg
A N A - S A Y F A Y A - G i T
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=