İletişim Adresi

   
  ARTVİNLİ ORHAN
  Cengiz imparatorlugu Sayfa - 1
 


CENGİZ  İMPARATORLÜĞÜ

Türk-Moğol Meselesi

Eski devirlerden beri Türkler'inanayurdunun bir parçası olarak bilinen ve bugünkü Moğolistan ve Mançurya'yı içinealan Asya'nın kuzeydoğu bölgeleri, Hunlar'dan beri türlü Türk boyları ile Moğol veMançu gibi diğer Altay kavimlerinin faaliyette bulunduğu sahalar olmuştur. Türkler'incedleri olarak kabul edilen ve Çin'le daimî bir mücadele halinde yaşayan Hunlarburalardan batıya ve güneye yayıldıkları gibi, 6-8. yy.'lardan itibaren Asyatarihinde siyaset ve kültür bakımından büyük rol oynamaya başlayan Gök-Türk İmparatorluğu'nunmerkezi de burası idi.

Ancak denizden uzak ve sertkara iklimine sahip olan ve bilhassa Çin ile daimî bir savaş halinde yaşamayıicabettiren bu bölgeyi, istikbal için karanlık gören Türkler, IX. yy.dan itibarenyavaş yavaş terketmişler ve merkezlerini batıya ve güneybatıya nakletmişlerdir. Türkler'inen eski dil ve kültür âbidesi olarak bilinen Orhon ve Yenisey yazıtları bu bölgelerdemeydana gelmiş ve bunların asılları da hâlâ burada muhafaza edilmekle beraber, burasıbugün artık bir "Moğolistan" olarak tanınmakta ve Türklükle ilgisi, ancaktarihî bir değer taşımaktadır.

Siyasî ve idarî merkez batıve güneybatıya kaymakla beraber, Türk boylarının bir kısmı Moğollar'la bir aradaveya onlarla komşu bir halde yaşamakta devam etmişler, Moğollar'ın bir kısmı Türkleşirkenbazı Türk boylarının da "Moğollaştığı" görülmüştür. Altay'daki Türkboyları ile Moğollar arasındaki buna benzer karşılıklı temas ve kaynaşmalar, XX.yy.'a kadar devam etmiş ve etmektedir. Bu yüzden, Moğollar arasında Türk ve Türkleriçerisinde Moğol boy adlarına rastlandığı gibi, bazan da aynı boy adının hen Türk,hem Moğol cemiyetlerinde aynı zamanda kullanıldığı görülmüş, fakat duruma görebunların bazıları "Türk" bazıları "Moğol" kaynaklı olarak değerlendirilmiştir.

XII. yy.'da tarih sahnesineçıkışlarından önce, Moğollar'ın bu zümreye mensup aşağıda saydığımızboyların, devlet kurma gibi siyasî ve sosyal faaliyetleri bölgesel kalmıştır. XII.ve XIII. yy.'larda, bir cihan imparatorluğu kurulması şeklinde karşımıza çıkan hâdiselerise, dünya tarihin en önemli sayfalarından biri olup, bundan önceki Hun, Avar, Göktürkdevirlirini hatırlatmakta ve bunların birer tekrarı gibi karşımıza çıkmaktadır.

Asya bozkırlarında vücudagetirilen bu son büyük imparatorluğun rehberliğini üzerine alan Cengiz (Çinggiz),kendisinin mensup olduğu Moğol kabilelerini birleştirdikten sonra, Türk boylarını dakendi hâkimiyeti altına alarak, bunların da Moğollar'la beraber hareket etmesini teminetmiştir. Zaten eskiden beri aynı tarihî mukadderata bağlı kalan bu bozkırkabileleri, teşkilât ve iktisadî bünye bakımından olduğu kadar, kültür bakımındanda birbirlerine yabancı olmadıkları gibi, bilhassa bu iki millet arasındaki temaslarındaha sık olduğu hudut boylarında etnik bakımdan da az çok birbirlerinin tesiri altındakalmışlardı.

Bozkır kanunları, bu kanunlarındoğurduğu hayat şartları ve bunlar üzerine kurulan siyasî birlikler, uzun asırlar sürenmüşterek tarih içinde, bunların bir kısmını o şekilde birbirine karıştırmışve yoğurmuştur ki, bu kavimler arasındaki ırk farkları âdeta silinmiş ve bazılarınıdiğerleri içinde eritmiştir. Birçok Moğol kabileleri daha çok eski devirlerde Türkleriçinde temsil edilmiş olduğu gibi, bugünkü Moğollar arasında da bu şekilde temsileuğramış Türk zümrelerini bulmak mümkündür. Türk zümrelerinin bilhassa Moğollar'ayakın sahalarda oturan kısımlarında bunun izlerini bugün bile görmek mümkündür.

Cengiz'in rehberliği altındameydana çıkan Moğollar'ın kısa bir zamanda bu kadar kuvvetli bir teşkilât vücudagetirebilmiş olmaları, Moğollar'ın kendi kuvvetlerinden ziyade, ancak tarihîmukadderatın hazırladığı bu yakınlık sayesinde, Türk kavimlerinin bir kısmınınMoğollar'a derhal iltihakının temin edilmiş olmasiyle açıklanabilir. Moğollar'la işbirliğineticesinde bu Türk zümreleri vasıtasıyle komşu Türk kültür merkezlerinin bu teşkilatiçerisine alınmış olması, Türk tarihinin gelişmesinin tâyininde de bir unsur olmuştur.Moğol devlet teşkilâtının eski Türk an'anesi üzerine kurulduğunu eskiden beri Türkler'degördüğümüz ıstılahların aynen kabul edilmiş olmasiyle de isbat edildiği gibi, Türkülkelerinin doğu kısmında hâkim olan kültürün dini olan burkancılığın Moğollararasında yayılması ve Uygur alfabesinin bugüne kadar hâlâ Moğollar tarafındankullanılmakta olması da bunun birer delilidir.

Türk-Moğol İmparatorluğu ve Devamı

XII. yy.'ın sonları ile XII. yy.'ın başlarında,yalnız Türk dünyasının değil, o zamanki dünyanın büyük kısmını içine alanAsya ve Avrupa'nın bütün milletlerini yakından ilgilendiren büyük hâdiseler cereyanetmiştir ki, bu da, dünyaya yeni bir nizam vermeye çalışan Türk-Moğol İmparatorluğu'nunkurulması şeklinde ortaya çıkmıştır. Bu imparatorluğa, kurucusundan dolayı bazan"Cengiz İmparatorluğu", bazan "Moğol" veya "Türk-Moğol İmparatorluğu"(veyahut: "Hanlığı", "Kağanlığı") denmiştir.

İlk devrede bu imparatorluğunhâkim unsuru Moğollar olmakla beraber, devlet genişleyince, kısa zaman içerisindeahalinin ve askerlerinin büyük bir ekseriyetini Türkler teşkil ettiği gibi, devlet teşkilâtınınesasları ve birçok müesseseler de, eski Türk geleneklerinin devamından başka bir şeydeğildi. Bu yüzden, Cengiz Han'ın kurduğu devlete "Türk-Moğol Hakanlığı"adını vermek doğru olur. 
Bu devirde bütün Türk ülkeleri(az bir istisna ile) bir tek imparatorluk halinde birleşmiş durumda idi. Bu büyükimparatorluk, Çin Hindistanı ve Arabistan dışında bütün Asya'yı ve bütün ŞarkîAvrupa'yı sınırları içine almıştı. İşte bu bakımdandır ki Türk-Moğol istilâsıve Hakanlığı, Türk tarihini yakından alâkadar etmektedir. Bazı tarihî hadiseler vehissî tesirler yüzünden, "Türk-Moğol ve Tatar" konuları yeteri derecede açıklanamadığındanveya şahıs ve milletlere göre birbirinden farklı tefsirlere dayanıldığından, yalnız"Türk-Moğol İmparatorluğu" dediğimiz Cengiz devri değil, hattâ onun parçalanmasındandoğan Türk devletleri bile bazan Türk tarihinin dışında bırakılmak istenmiştir. 
Fakat, şurası da bir gerçektirki, Cengiz'in kurduğu Hakanlık esas itibariyle Türk tarihinin ayrılmaz bir kısmınıteşkil etmektedir. Zaten Cengiz'in kendisi de bazı rivayetlere göre, Türk menşelidir.O zamana kadar, tarihte hemen hemen hiçbir rol oynamamış olan Kerülen nehri yakınındakikabileler, Yesügey-bağatur'un oğlu Temücin (Temuçin)in dehası sayesinde kısa birzaman içinde büyük bir faaliyet görtermeğe başladılar.
12. yy.'ın sonlarında tarihsahnesine çıkışları sırasında, Moğolistan ve civarında başlıca şu büyükboylar yaşıyor ve birbirleriyle amansız bir mücadele halinde bulunuyorlardı: İrtişile Orhon arasında ve Altay dağlarının kuzeyinde olmak üzere en batıda Naymanlar,onların doğusunda Orhon civarında Kereyitler, onların kuzeyinde, Selenge nehrinin ortave aşağı mecrasında Merkitler, onların batısında ve Naymanlar'ın kuzeyinde olmaküzere Oyratlar, Büyür gölü civarında Tatarlar ve ilk zamanlarda fazla kuvvetli vetananmış olmamakla beraber, Cengiz Han tarafından bütün boyların birleştirilmesindensonra adları umumî bir millî isim haline getirilen Moğol (Manghol)lar bunların başlıcalarıidi. Naymanlar ve Kereyitler, Uygur Türklerinin komşusu olmakla kültür bakımındanonların tesiri altında kalmışlar, yazı ile birlikte birçok medeniyet ve kültürunsurlarını Uygurlar'dan alan Moğol boylarından bilhassa Naymanlar, diğer komşularınanazaran üstün bir seviyede bulunuyorlardı.
X. yy.'da Moğolistan'dasiyasî faaliyetin hızlandığını, Kırgızlar'ın batıya, Yenisey civarına püskürtüldüğünüve Kuzey Çin'e yerleşen Hıtaylar'ın, Liao adında bir sülâle kurulduğunu görüyoruz.Liao devleti 1225'te yıkılmış ve onların bir kısmı batıya göçerek, Tarım veFergana vâdisinde, yüz yıl kadar yaşayan Kara-Hıtay devletini kurmuşlardır.

Halkın esas kitlesi, eski Türkler'de olduğu gibi tabiat dini veya şamanlığı mensupolmakla beraber, Moğol boyları arasında Budizm ve Naymanlar'la Kereyitler arasındaHristiyanlık da yayılmakta, Çin ile olan daimî mücadele ve temas neticesinde Çin kültürüde tesirini göstermekte idi.
Çinliler, kuzeydeki boyları,bazan kendi adlariyle zikretmekle beraber, (mes. Hiung-nu=Hun; T'u,K'üe=Türk), çok defaonları Türk veya Moğol olarak ayırmadan, toptan Tatar(Ta-ta) diye adlandırmışlar,XIII. yy. başlarında ise Moğollar'ı Çin sınırına yakınlıklarına ve medenîseviyelerine göre "Beyaz Tatar", "Kara Tatar" ve "YabaniTatar" şeklinde gruplandırmışlardır.

Tatar Meselesi 

Tatar sözü, gerek Türk ve gerek Moğollar arasındaeskiden beri bir boy adı olarak kullanılmakta idi. Ancak, Moğollar'daki Tatarlar'la Türkboyu olan Tatarlar'ın aynı olmadıklarını hatırlatmak yerinde olur. Moğol-Tatarlar,1202 tarihinde Dalan-Nemürges savaşında Cengiz (Çinggiz) Han tarafından yenilerek parçalanmışlarve bütün mensupları da diğer boylar arasında taksim edilmişlerdir. Böylece Tatarboyu Moğollar arasında ortadan kalkmakla beraber, bu ad yabancılar tarafından bazan"Moğol", bazan da "Türk" anlamında kullanılmakta devam etmiştir.

Türk dilinin en eski belgelerinde olanOrhon yazıtlarında zikredilen "Tatar" halk adını bazı tarihçiler Moğol,bazıları da Türk menşeli olarak mütalâa etmişlerdir. Fakat Kaşgarlı Mahmûd'un"Divan-ı Lûgat-it-Türk'ünde adı geçen Tatarlar'ın bir Türk boyu olduğundaşüphe olmasa gerek.

Ruslar da Cengiz devri içinbazan "Moğol", bazan da "Tatar" adını kullanmışlar, hattâ ondansonra kurulan ve birer Türk Devleti olan Altın Ordu ve Kazan Hanlığı ve ahalisine hepTatar demişlerdir. Çarlık devrinde ellerine geçirdikleri bütün diğer Türk boylarınaRuslar toptan "Tatar" demişler, fakat bununla hiçbir zaman "Moğollar"ıkastetmeyip, bu tâbiri yalnız ve yalnız Türk boyları için kullanmışlardır (meselâ:Kazan Tatarları, Kırım Tatarları, Astrahan Tatarları, Kafkasya Tatarları, AzerbaycanTatarları, Taşkent, Hive, Buhara Tatarları, Kaşgar, Kulca Tatarları, Sibirya, AltayTatarları, vb.).

Sovyetler devrinde"Tatar" sözünün "Türk" karşılığı olarak kullanılmasıterkedilerek, bunun yerine her Türk boyunun kendi adını kullanması usulü kabul edilmişve siyasî maksatlarla tatbik edilen usulle, birer Başkurt, Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen,Uygur, Karaçay, Balkar, Azeri v.b. gibi "milletlerin" yaratılmasına çalışılmıştır.Fakat siyasî maksatlarla yürütülen bu tatbikat yanında, Sovyet ilmî edebiyat ve neşriyatındabu toplulukların "Türk" camiasından olduğu inkâr edilemediğinden, Sovyet Türkolojiilminde bunların hepsi de bir arada mütalâa edilmekte ancak birbirine çok yakın olduğuiçin "Türk şiveleri ve lehçeleri" dediğimiz tâbirler yerine Sovyet Türkologları,Türk dilleri tabirini kullanmaktadırlar.

Bundan başka, Rus ilimedebiyatında, Rusya içindeki Türk boylarını Türkiye Türkleri'nden ayrı mütalâaetmek için "tyurki, Tyurkskiy" (Türkler, Türkçe), Türkiye Türkleri içinese "Turok, Turki, Turetskiy" (Türk, Türkler, Türkçe) tâbirleri yaratılmıştır.Son yıllarda batı dünyasında da (bilhassa İngiliz ve Amerikan edebiyatında) bunauyularak Rusya'daki Türkler için "Türkic (T.peoples, T. languages" Türkhalkları, Türk dilleri), Türkiye Türkleri için "Türkish" tâbirlerininkullanıldığı görülmektedir. Bu suretle Rusça "Tyurkskiy" ve İngilizce"Turkic" tâbirlerinin, 1917'ye kadar Rusya içindeki Türkler için umumî birad olma istidadını gösteren "Tatar" tâbiri yerine kullanıldığı meydanaçıkmaktadır.

Bugün "Tatar" sözübir Türk boy adı olarak ancak "Kazanlı" veya "Kuzey Türkleri" dediğimizİdil-Ural, Batı Sibirya ve Astrahan ahalisi ile "Kırımlı"lar için kullanılmaktadır.Zikrettiğimiz bu boylar artık bugün bu ismi kendileri de bir halk adı olarak benimsemişdurumdadır.

Cengiz devleti ilkdevrelerde Moğollar'dan ibaret iken, kısa zamanda genişleyerek bir cihan imparatorluğuhaline gelmiş ve neticede bir Türk-Moğol imparatorluğu şeklini almıştır. Çünkü,Türkler'le meskûn hemen hemen bütün ülkeler bu devletin içine alınmışbulunuyordu. Başka bir çok milletler de bu imparatorluğa mensup olmakla beraber, esaskitle ve nüfusun büyük kısmı(100 yıl Moğol idaresinde kalmış olan Çin istisnaedilirse) Türkler'den ibaretti.

Bazıları sulh yolu ile,bazıları savaş neticesinde Cengiz'e tabi olan Türk boyları, kısa zamanda onunla anlaşarakbüyük imparatorluğun sosyal, askeri ve idarî bütün işlerine iştirake başlamışlardı.Sayı bakımından imparatorluğun içinde ekalliyette kalan ve kültür bakımından Türkler'enazaran aşağı seviyede olan Moğollar'ın mühim bir kısmı İslâmiyeti kabul ederekTürkleşmiş, kalanları da esas Moğolistan'a dönmüştür. Böylece imparatorluk parçalandığızaman, bundan Moğol değil, Altın Ordu, Sibir, Çağatay, İlhanlı gibi yeni yeni Türkdevletleri ortaya çıkmış, Moğollar'ın hâkimiyeti eski yurtlarına inhisar etmiştir.

Tatarlar Kimdir? 

"Tatar" sözü, çeşitlizamanlarda değişik anlamlarda kullanılmıştır. Ruslar bu deyimi, yüzyıllar boyunca,Avrupa Rusyası'nda yaşayan Türk soylu Müslümanlar için kullanmışlardır
Batılı yazar ve araştırmacılar "Tatar" kelimesini,Türkistan'da ve Karadeniz'in kuzeyinde yaşayan Türkler için kullanmaktaydılar.Osmanlılar ise, miladî on altıncı yüzyıldan başlayarak "Tatar"deyimini, kuzey Türkleri için kullanmışlardır.

Kırım Hanları için ilk defaOsmanlı Fermanlarında 1696 yılında tatar ifadesi geçmektedir. İslâm dünyasındailk kullanıldığında, "Tatar" kelimesiyle kastedilen, "Moğol"idi. Miladî on üçüncü yüzyılda yaşamış olan Arap tarihçi İbnül Esir,Moğollardan bahsederken daima "Tatar" kelimesinikullanmaktadır: "Tatarların İslâm ülkelerine gelişi" "TatarlarınTürkistan ve Maveraünnehr'e çıkışı" "Kâfir TatarlarınHarzemşah üzerine yürüyüşü" gibi. Tabiî şamanist, kısmen budistMoğollardan bahsetmektedir.

Cengiz Han'ınCelâleddin Harzemşah'a yetişmesini anlatırken "Celâleddin (Sind nehrini)geçemedi, Cengiz Han Tatarlarla ona yetişti" demektedir. İbn Kesir(öl.1372), Cengiz Han'ı anlatırken "Tatarların en büyük sultanı, bugünkümeliklerinin babası" ifadesini kullanır.

İbn Haldun da "Busultan, Cengiz Han, Tatarların sultanıdır" demektedir. Çok iyi bilindiğigibi Cengiz Han, Moğol hükümdarıdır."Tatar" kelimesi,günümüz Arap araştırmacılar tarafından da "Moğol"yerine kullanılmaktadır. Meselâ, Moğol istilâlarını gösteren haritanın yaftası"Tatar yağması"dır. Moğollar, 1258 de Bağdat'ı işgaledip Abbasî Halifeliğini yıkmadan önce, 1237 de Moskova'yı zaptettiler. Moğol(Tatar) ordusunda en kalabalık zümre Kıpçak Türkleri idi.

Türklerin büyükçoğunlukta olduğu Moğol ordusu, günümüzde Rusya denen bölgeyi, on üçüncüyüzyılın ilk yarısında zaptetmişti. Bu durum, Rusların, Avrupa Rusya'sındakibütün Türk kökenli Müslümanlara niçin Tatar dediklerini açıklar.

Moğol (Tatar)ordusunun büyük çoğunluğu Türktü; Ruslara göre, bütün Avrupa Rusya'sındayaşayan Müslüman Türkler, Moğolların (Tatarların) torunlarıydı.

Önemle belirtilmesigereken bir husus da, Moğol (Tatar) ordusunun çoğunluğu Türk olmakla birlikte,bütün komuta kademeleri Moğolların tekelindeydi. Kıpçaklar, Peçenekler ve ötekiTürk boylarından gelenler rütbesiz askerlerdi. Abbasî Halifeliğini 1258'de yıkmışolan, Cengiz Han oğlu Tuluy'un oğlu Hülagü ve ordusundan, bütün çağdaş ve sonrakiArap tarihçileri "Tatar" diye bahsettikleri gibi, diğermilletler de, on üçüncü yüzyılda yeryüzünün en büyük devletini kurmuş olanMoğollardan "Tatarlar" diye söz etmektedirler.

On üçüncü yüzyılda Çin'in çok büyük bir bölümü, Türkistan, İran, Irak, Suriye, Anadolu, bugünkü Rusya, Kafkasya, Kırım, Ukrayna, Polonya, Tatarlar (Moğollar) tarafından zapt edildi. Bu Tatar hakimiyeti altında yaşayan milletler de Tatar (Moğol) sülâlesinden hanedanların idaresinde yaşadıkları için "Tatar" diye anıldılar. Böylece, on dördüncü yüzyıldan başlayarak "Tatar" kelimesi, kavmî, etnik, soyla ilgili bir söz değil, teba'iyyeti (uyrukluğu), bir nevi vatandaşlığı ifade eden bir deyim haline geldi.

Daha sonraları Rusya'da ve, Avrupa'da, Osmanlılar dışındaki bütün Türk halklarına Tatar dendiğini" görüyoruz. Bilindiği gibi, insanın ana dili, onun soyunu, kökenini belirleyen en önemli unsurdur. Dil kullanılırken, konuşmada, söyleyişte fark olursa, bu farka "ağız" veya "şive" denir: Erzurum ağzı, Kayseri ağzı gibi. Fark, yazıya geçerse, "lehçe" (diyalekt) adını alır. Türk lehçelerinin çeşitli tasnifleri vardır; en belirgin hatlarıyla, lehçe kabul edilir.

1-"Türkçe" dediğimiz Anadolu Lehçesi (Oğuz Lehçesi, Batı Türkçesi, Lehçe-i Osmani).
2-Azerî Lehçesi: En büyük temsilcisi: meşhur şair Fuzulî.
3-Türkistan Türkçesi (Çağatayca, Hakanî Lehçesi, günümüzdeki Özbekçe).En büyük şairi: Ali Şir Nevâi
4-Tatarca denilen, Kırım ve Kazan Türklerinin konuştuğu Kuzey Lehçesi (Kırım'ın Yalıboyu'nda İstanbul Türkçesi, iç kısımlarıyla kuzeyde Tatarca konuşulurdu.)

Sonuç: "Tatar" kelimesi, on üçüncü yüzyılda "Moğol" kelimesinin yerine kullanılmıştır. Tatarlar (Moğollar), Çin, Türkistan, Iran, Anadolu, Irak, Suriye, Sibirya, Rusya, Doğu Avrupa, Kırım ve Polonya'yı on üçüncü yüzyılda zaptettiler.

O zaman Hazar Denizi'nin ve Karadeniz'in kuzeyinde Göktürk, Hun, Peçenek, Kıpçak ve Bulgar Türklerinin torunları yaşamaktaydı. Tatarlar (Moğollar) on üçüncü yüzyılda bütün bu bölgeleri zaptettikleri zaman, bu işi gerçekleştiren ordularında, Türkistan'dan gelen yeni Türk kütleleri de vardı. Gerek eskiden Hazar Denizi ve Karadeniz'in kuzeyinde yerleşmiş olan, ve gerekse Moğol ordusunda gelen kalabalık Türk kütleleri, Moğol hakimiyetinde yaşadılar. Moğol (Tatar) hakimiyetinde olarak Hazar Denizi ve Karadeniz'in kuzeyinde yaşamış olan Türkler, siyasî yafta olarak "Tatar" diye anılır hale geldiler.

Günümüzde Karadeniz'in kuzeyinde ve Rusya'da yaşayan ve "Tatarca" denen kuzey Türkçesini konuşan Müslümanlar, bunların torunlarıdır. Çıkan netice şudur ki, "Tatar" kelimesi, yirminci yüzyılda, soy gösteren, başka bir deyimle, kavmî etnik bir tabir değildir, tarihî kimliği bildiren bir sözdür. Nasıl ki Osmanlı idaresinde yaşayan her ferd "Osmanlı" idi, Osmanlı tâbiyetinde idi, Osmanlı uyruğu idi; Ermeni, Yahudi, Rum, Arap, Çerkes, Gürcü, Arnavut, vb. "Osmanlı" idi, Tatar (Moğol) idaresinde yaşayan kuzey Türkleri de öylece Tatar idi. Kısacası, yirminci yüzyılda, kendilerine "Tatar" denilen Rusya Müslümanları, Moğol değil, ataları Moğol (Tatar) idaresinde yaşamış ve zamanla Moğolları da Türkleştirmiş olan Türklerdir.

Yani, artık "
Tatar" sözü, etnik (kavmî) değil, siyasî bir anlam ve içerik kazandı. Türk ülkeleri dışındakiler zamanla Tatar (Moğol) hakimiyetinden çıktı. Hazar Denizi ve Karadeniz'in kuzeyindeki bölgelerde yaşayan Türk topluluklarında Tatar siyasî ismi devam etti. Cengiz Han'ın diğer oğlu Cuci'nin oğlu Batu Han'ın hükümdarlığında, Karadeniz ve Hazar Denizi'nin kuzeyinde, Arapların ve Avrupalıların "Altın Orda" (Altınordu) (Rusçası Zolotaycı Orda) dedikleri "Gök Orda" devleti ortaya çıktı.

Batu'nun kardeşi Burka Müslüman oldu, 1255 yılında Gök Orda Han'ı olunca Müslümanlığını ilân etti. Bereke adını alan bu zat, Altın Orda'nın ilk Müslüman hanıdır. Bereke Han, Anadolu Selçuklu hanedanından bir hanımla evlendi. Bu evlilikten doğan oğlu İzzeddin'e, Solhat ve Sudak şehirleriyle yörelerini verdi. İzzeddin ve annesi, binlerce Müslüman Türkü Anadolu'dan Kırım'a getirip yerleştirdiler.

İslâm Gök Orda hızla yayıldı ve çok sağlam bir şekilde yerleşti, kök saldı. Gök Orda'da (Altın Orda'da) hanedan Cengız Han soyundandı, fakat "Türk unsuru o kadar kuvvetliydi ki on dördüncü yüzyıl başlarında Altın Orda bu unsurun tesirine direnemedi ve bir Türk Devleti haline geldi".

Gök Orda Hanı Toktamış 1396'da Timur'a yenilince, bu hanlık parçalandı; toprakları üzerinde Kazan, Kırım, Astrahan ve Kasım Hanlıkları kuruldu. Bu hanlıkların sadece hanları ve yüksek kademedeki idarecileri gerçek Tatar, yani Moğol idiler, fakat, idare edilenlere de hükümdarlarından dolayı Tatar denildi: Türkistan'daki Türklere, başlarındaki Özbek Han'dan dolayı "Özbek" denmesi, son Gök Orda (Altın Orda) Hanı Toktamış'a karşı ayaklanıp onunla savaşan tümen (10.000 atlı) beyi Nogay'ın buyruğu altındakilere ve onların günümüze kadar gelen torunlarına "Nogay" adı verilmesi, Osmanlı idaresindekilere "Osmanlı" denilmesi gibi.

Zamanla hanlar ve yöneticiler de Türkleştiler. Meselâ, Kırım'ın ünlü kahramanı, XVI. yüzyılda yaşamış olan Bora Gazi Geray Han, Türkçe söyleyen birinci sınıf bir şair ve klasik Türk musikisinde çok usta bir bestekârdır. Nitekim, Çarlık Rusyasının son yıllarında milliyet prensibi ön plâna çıkınca, Rusya'daki halklar kendilerine "Türk" mü yoksa "Tatar" mı denmesi gerektiğini tartıştılar.

Günümüzde, Rusya Federasyonu içinde, başkenti Kazan şehri olan Tataristan vardır. Bu ülkede, halkın yarıdan biraz fazlası Müslüman, yarıya yakını da Rustur. Müslümanlar, Türkçenin kuzey lehçesini konuşurlar, ataları, İbn Fadlan'ın bahsettiği, 922 yılında (Anadolu'nun Müslüman hakimiyetine girmeğe, Türkleşmeğe başlamasından 150 yıl önce) resmen İslâm'a girmiş olan İtil (Volga) Bulgarlarıdır.

Arapça kaynaklarda Saqâlibe (tekili: Saqlab) lafıyla anılan İdil Bulgarlarının isteği üzerine Abbasî Halifesi oraya, İslâm'ı öğretecek, cami ve minber yapacak kimseler gönderdi. Giden heyette bulunan İbn Fadlan, bu sefer sırasında gördüklerini yazmıştır. (Bulgarların öteki dalı, Karadeniz'in kuzeyinden geçerek Balkanlara inenleri, 863 yılında Hristiyanlığa girip Slavlaştılar; Bulgaristan'dakiler bunlardır.) Tataristan'daki Bulgar Türklerinin lehçesinde çok güzel Türkçe sözler yüzyıllardan beri yaşamaktadır: Oda yerine bülme (bölme), pazartesi karşılığı baş gün, örümcek ağı yerine ürmücek uyası (oyası), mide yerine aşkazan kullanılmaktadır.

Şüphesiz, Tataristan'daki, Türkçenin kuzey lehçesini kullanan Müslümanlar Türktür, "Tatar" kelimesi, onlar için kimliklerini belirleyen bir yaftadır. Zamanı gelince, "Tataristan" sözünün "Kıpçakistan"'a çevrilmesi gerekir. Öte yandan, gerçek Tatarlar, Anadolu'da on beşinci yüzyıla kadar görülmektedir. Moğolların Anadolu Selçuklularını 1243 yılında Kösedağı savaşında yenmeleriyle, Anadolu Moğol (Tatar) istilasına uğradı.

Selçuklu Devletinin yıkılmasıyla ortaya birçok beylikler çıktı. Bunların içinde, Osmanlı Beyliği en küçük, fakat İslâmî değerlere bağlılıkta en samimî olanı idi. Diğer beylikler birbirleriyle uğraşırken Osmanlılar Bizans ve Avrupa'ya karşı cihad faaliyetlerine giriştiler. Kısa zamanda önemli bir devlet haline geldiler ve dördüncü hükümdar Yıldırım Bayezid Sivas ve Tokat yörelerini Tatar kabilelerinden sıyırıp aldı.

Anadolu'da Tatar (Moğol) kabileleri olarak bilinen guruplar vardı. Onlara Kara Tatar taifesi denirdi. Cengiz Han İmparatorluğu tarafından (Moğollar tarafından) Selçuklulara nezaret etmek üzere Anadolu'ya gönderilen kavimlerden olub zamanla Kayseri'ye ve Sivas taraflarında çadırda oturan olarak tanınmış ve yerleşmişlerdir.

Yıldırım bu söz konusu grubu (Kara Tatar) bir nevi kollamış onlardan vergi almamış sadece savaş sırasında bu gurubun savaş kabiliyetinden yararlanmış onları hemen hemen her savaşta ordusunda bulundurmuştur. Daha sonra Timur Anadolu'yu istila ettiğinde buradaki Kara Tatar grubunun beylerine özel muafiyetler vereceğini vadederek tarafına çekmiş Yıldırım'a karşı bunlar Timur'un yanında yer almışlardır. Timur Anadolu dan çekilirken de bu gurubun burada kalmasını istemmiş. Tabiri caizse zorla bunları geriye Asya bozkırlarına sürmüştür.

Yıldırım'ın oğlu Çelebi Mehemmed İskilip civarında üç beş bin çadır halkı görüp bunların "Tatar sergerdelerinden Minnet Beğin oymağı olduğu"nu öğrenince, hepsinin, Balkanlarda Filibe civarında yerleştirilmelerini emreder. Şu anda Filibe de bu Tatarların yerleştiği yere "Tatar Pazarı" denilir.

Böylece şu durum ortaya çıkıyor ki, Anadolu'da Moğol (Tatar) hakimiyeti devam etseydi, Osmanlı Devleti veya başka bir güçlü siyasî kuruluş ortaya çıkmasaydı, Anadolu'da yaşayanlar da Karadeniz'in kuzeyinde olduğu gibi, başlarındaki Moğol hanedanlardan dolayı, büyük bir ihtimalle "Tatar" diye anılacaklar. Bu kelime onların etnik değil, fakat siyasî yaftası olacaktı. Yine, çok büyük bir ihtimalle, Gök Orda'da ve ondan sonra kurulan hanlıklarda olduğu gibi, hakim Moğol (Tatar) hanedanı ve Moğol kökenliler Anadolu'da da Türkleşeceklerdi. Öte yandan, "Tatar" diye anılan bu kavme "Moğol" denmesi, Cengiz Han zamanından sonra olmuştur. Moğol tabiri Moğolistan ve Orta Asya'da yerleşmiş fakat Moğol İmparatorluğu'nun batı kısmında hiç bir zaman yaygınlaşmamıştır.

Büyük Hanlar 

Önce Moğol devleti olarak kurulan, fakat sonralarıbir "Türk-Moğol İmparatorluğu" şeklinde gelişen bu devlet, kurucusunaizafeten "Cengiz İmparatorluğu" diye de adlandırılmaktadır, çünkü 13.yy.'da cereyan eden siyasî, askerî ve içtimaî hâdiseleri, onan şahsiyetinden ayrı mütalâaetmek hemen hemen imkânsızdır.

1240 tarihli Moğolların Gizli Tarihi adlı eserdeCengiz (Çinggis) Han'ın şeceresinden bahsedilirken, en eski ceddi, Türk destanlarındaolduğu gibi, bir bozkurta bağlanmakta ve onun Türk menşeli olduğu hakkındakirivayetleri destekler gibi görünmektedir.

Boylar arasında devameden mücadeleler sırasında, Yesügey-bağatur, Merkitler'den Yeke-Çiledü'nün elindenkarısı Höelün-ücin'i kaçırmış ve bu kadın sonradan Cengiz'in anası olmuştur.Buna karşılık Merkitler de 10 yıl sonra Yesügey'i zehirleyerek öldürmüşlerdir.

Yesügey'in Höelün-ücin'denTemücin (doğ. 1155 veya 1167?), Hasar, Haçiun ve Temülün adında 4 oğlu veTemüge adında bir kızı olmuştur. 9 yaşında yetim kalan ve rakipleri tarafındanortadan kaldırılmak istenen Temucin ve kardeşleri anaları tarafından çok ağır şartlaraltında büyütülmüşlerdir.

Mevziî savaşlarda başarıkazanan ve taraftar ve dostları gittikçe çoğalan Temücin, 1196'da mahdut sayıdaboylar tarafından ilk defa "Çinggis" ünvanı verilerek "Han"(Ha'an, Kagan) seçilmiştir. Önce dost, sonraları rakip ve düşman olarak rol oynayansivrilmiş şahıslar arasında Kereyit hükümdarı Onghan(To'oril=Tuğrul) ileCaciratlar'dan Camuha bilhassa göze batmaktadır.

Fakat Temücin bu vediğer rakiplerini bir bir ortadan kaldırmayı başarmış ve bütün boyların birleşmesindensonra 1206 Pars yılında Onan nehri menbaında toplanan büyük kurultayda, tazelenen Çinggis(Çingiz=Cengiz) unvaniyle büyük hükümdar ilan edilmiştir.

Esas imparatorluğununkurulması ve büyük dış seferler bundan sonra başlar. Devletin idarî işlerinitanzim eden casag (casak, yasa, kanun)lar bu kurultayda kabul edilmiş, Cengiz'in bilig(vecize, hikmet)leri de kendi zamanında yazılmış ise de, bunlar tam metin halinde bizekadar intikal etmemiştir.

İmparatorluğun Kuruluşu 

Cengiz, kısa zaman içerisinde Nayman, Oyrat ve Kırgızlar'ıyenmiş (1206) ve kuzey Çin'deki Hıtay (Kitay, Kitan)larla Tangut (Si-hia)lara karşısavaşarak (1211) başşehirleri Pekin'i almış (1214), generallerden Muhali de SarıIrmağın kuzeyindeki bölgeleri zaptetmiştir (1217). Doğu Türkistan'daki Uygurlar(1209), Yedi Su bölgesindeki Karluklar'ın hükümdarı Arslan Han (1211) ve Almalık(Kulca) hükümdarı Bozar, Cengiz'in elçilerine müspet cevap vererek onun hükümdarlığınıtanımışlar ve savaşsız bu devlete katılmışlardır.

Karahıtaylar'a sığınan Nayman'lıGüçülük, Cengiz'e karşı savaşta yenilmiş, Liaotung ve Kore vergiye bağlanmışlardır.Komutanlardan Cebe Noyan, Cungarya ve Doğu Türkistan'ı geçerek Kaşgar ve Hotan üzerindenPamir'e varmış, Cengiz'in ikinci oğlu Çağatay İrtiş membaından hareketle Balkaş gölününkuzeyinden ilerlerken, büyük oğlu Coçi, Kaşgar, Uş ve Kokand üzerinden Maveraünnehir'eulaşmıştır (1217).

Harezmşah KutbeddinMehmed'in tedbirsiz hareketi ve Cengiz garafından gönderilen elçilerin Otrar valisitarafından öldürülmesi (1218), Cengiz'in batı seferini çabuklaştırmış ve yukarıdaanlatıldığı gibi üç koldan ilerleyen kuvvetlerin birleşmesiyle meydana gelen büyükordunun başında ilerleyen Cengiz Han Harezmşahlar'ı yenerek Buhara ve Semerkand'ıtahrip etmiştir (1219-1220).

Kutbeddin Mehmed'in oğluToluy güney-batıdan ilerleyerek Merv'i almış (1221), Tebriz ve Tiflis üzerindenKafkasya'yı geçerek Kiyev civarında Dnepr'e varmıştır (1222). İran'ın zaptıtamamlandıktan sonra (1222-1224) güney orduları Anadolu'nun içerisine kadar sokulmuşlardı.Cengiz kendisi Hindukuş'u aşarak (1221) İndus civarında Harezmliler'in arta kalanordularını dağıttıktan sonra Lahor'a kadar Pencap'ı istilâ etmiştir (1222). Fakatgüney Çin'deki karışıklıklar yüzünden geri dönmek mecburiyetinde kalmış veTangut seferi esnasında attan düşerek yaralanan Cengiz Han (1226), 1227 yılında ölmüştür.

Cengiz Han’dan Sonrası 

Cengiz, ölümünden önce, üçüncü oğlu Ögedey'in(Oktay) hükümdar olmasını tavsiye etmişti. Ögedey, 1228'de toplanan Kurultay'da buemre uyularak han seçildi ve kardeşi Çağatay tarafından tahta oturtuldu. Ögedeyzamanında Kore ilhak olundu, kuzey Çin tamamiyle imparatorluğa bağlandı ve 1237-1241yıllarında cereyan eden batı seferi Rusya ve bütün doğu Avrupa istilâ edildi.

Ögedey'in ölümünden sonra devletyeni bir han seçilinceye kadar onun eşi Töregene tarafından idare edilmiştir. Töregene,1246 Kurultayında Batu'nun muhalefetine rağmen oğlu Güyük'ün han seçilmesini teminetti. Bu hareket, batı ordularının muzaffer kumandanı ve Coçi'nin oğlu Batu ile Güyükarasında silahlı bir çatışmaya sebep olmak üzere iken, Güyük'ün ölümü ile(1248) ortalık yatışmış ve onun eşi Ogul Gaymış'ın üç yıl naib olarak devletiidaresinden sonra (1248-1251), hükümdarlık Cengiz'in küçük oğlu Toluy'un nesline geçmiştir.Toluy'un oğlu Müngge (Möngke, Mengü)nin han seçilmesi (1251/52) tarafları tatminetmiş ve çatışmayı önlemiştir.

Müngge, Cengiz tarafındanbaşlatılarak Ögedey zamanında kısmen takip edilen işlere devamla bunları tamamlamakistiyordu. Bu maksatla biri güney Çin, diğeri de Orta Doğu olmak üzere iki yönden büyükordular sevkederek plânın tatbikine girişmiştir. Çin'deki orduların başında büyükkardeşi Hubilay (Kubilay), Orta Doğu'ya yollanan kuvvetlerin başında küçük kardeşiHülagu bulunuyordu.

Eski geleneğe göredevlet sülâlenin malı sayıldığından, Cengiz daha hayatta iken türlü bölgeleri oğullarıarasında taksim ederek bundan faydalanma hakkı tanımıştı. Buna göre büyük oğluCoçi (Cuçi, Cuci) kuzey-batı, yani Kıpçak ülkesini, Çağatay Türkistan'ı, Ögedeydoğu bölgelerini almış, küçük oğlu Toluy da, baba ocağını devam ettirmek üzereesas yurtta kalmıştı. Kağanlık kuvvetli bulundukça Cengiz'in oğulları merkezesadakatle bağlı kalarak kendi ülkelerini birer vali gibi idare etmişlerdir.

Fakat merkez zayfıladıkçaimparatorluğun parçaları, geopolitik ve kültür merkezlerinin durumuna göre: 1)Hubilay (Kubilay) ile başlamış olan Çin Yüan sülâlesi (merkezî Moğolistan da bunabağlı idi), 2) Çağatay oğullarının idaresinde bulunan Türkistan, 3) Cuçi (Çoçi)oğullarının elinde Altın Ordu ve Hülagu ailesinin elinde bulunan İlhanlılar olmaküzere 4 kısma ayrılmıştır.

     ANA SAYFAYA DÖN   

KONUNUN BAŞINA DÖN

 
 
Z i Y A R E T C i - D E F T E R i
orhanyildiz.tr.gg
A N A - S A Y F A Y A - G i T
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=