İletişim Adresi

   
  ORHAN YILDIZ
  Bulgaristan Turkleri Sayfa 3
 


BULGARİSTAN  TÜRKLERİ   Sayfa - 3 

Türkiye ile Ekonomik İlişkiler

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk Sofya'daAskeri Ataşe iken, Bulgaristan Kooperatifçilik hareketini, Balkan ülkelerindekikooperatifçilikle ilgili gelişmeleri izlemiş ve incelemiş, Midhat Paşa'nın MemleketSandıkları olayından önemli ölçüde esinlenmiştir. Nitekim Atatürk, Cumhuriyetinilanını beklemeden ve diğer bir dizi devrimleri gerçekleştirmeden önce Kooperatif Şirketleriadlı bir kitap yayınlamak suretiyle Türk ulusunun kooperatifleşmesi çağrısındabulunmuştur. Matbuat Umum Müdürlüğü'nün 24 No'lu yayını olarak, 19 Mart 1923tarihinde yayınlanan Kooperatif Şirketler adlı eserin, imzası bulunmasına karşın,Atatürk tarafından kaleme alınmış olduğunda kuşku yoktur. Çünkü eserde Atatürk'ünSofya Askerî Ataşeliği yaptığı dönemdeki Bulgaristan Kooperatifçilik hareketindensöz edilmekte, ayrıca yazıdaki anlatım, Atatürk'ün üslubuna tümüyle uymaktadır.

Baştan sona değin, kooperatifçiliğinyararlarından söz edilen bu eserde, Bulgaristan örneğine geniş yer verilmektedir.Eserde, Almanya, İngiltere, Rusya, Macaristan, İtalya ve Romanya'daki kooperatiflerdende söz edildiğine göre, Atatürk, Sofya'da görevli bulunduğu süre içerisinde esaslıbir biçimde incelemek olanağı bulunduğu Bulgaristan Kooperatifçiliği ile ilgilibilgiler de edinmiştir. Eserin Koy Muallimlerini Vazife Başına davet başlıklı bölümü,önemli ve ilginçtir. "Bulgar köylerini Bulgar muallimlerinin kurtardığınıunutmamalıyız.
Ziraat, sanayi ve ticaret erbabının kuvvei istihsaliyesini arttırmak ve istihlakatıtahtı nizama almak, dolayısıyla müşterikler arasında iştirak ve yardım fikrinitakviye eylemek suret ile iktisadi ve içtimai pek çok fevaidi cami olduğundan dolayıaslı hazır siyaseti iktisadiye ve içtimaiyesinin büyük bir amili halinde bulunankooperatif şirketler teşkilatının memleketimizde de taammümü hususunda en büyükhizmeti dokunacak olanlar, her an çiftçi ve ahali ile temasta bulunmak fırsatına malikbulunan kasaba ve köy muallimleridir.
Bulgaristan'da teşekkül eden ve şimdi köylüye pek büyük faydalar temin etmektebulunan kooperatif şirketleri, hiçbir mecburiyet-i kanuniyeleri olmadığı haldefedakar vatanperver Bulgar köy muallimlerinin gayretleri eseridir. Vatanını seven her Türkköy ve kasaba muallimi de köylerimizi iktisaden ve içtimaen yükseltecek bu müessesatınmemleketimizde teammümü hususuna son derece gayret etmeği bir vazife mukaddese-ivicdaniye olarak telakki etmelidir.

Her ne kadar hükümetimiz tarafındansırf bu şirketler hakkında Meclis-i Milli'ye teklif olunan kanunun Meclis tarafındanşimdiye kadar müzakere ve kabul edilen maddeleri meyanında beşinci madde bu hususasarf-ı gayret etmeği memurlar için bir vazife telakki ediyorsa da arz olunduğu veçhileyükselmeğe pek muhtaç fedakar köylümüzün refah ve saadetine çalışmak ve Vazife-ikanuniye olarak değil fakat bir vazife-i vicdaniye ve vataniye olarak telakki edilmeli veTürk gençliği meydanı harbe koştuğu gibi memleketimizin iktisadi vaziyetini ıslahetmek üzere de bundan sonra yapmağa mecbur olduğumuz müthiş cidalin başına geçmelidirler.Meclis-i Milliyenin kabul ettiği ve henüz mevkii icraya vazolunmayan beşinci maddede'Ziraat Müdür ve memurları ile ziraat ve ticaret ve sanayi odaları ve bilumummuallimler kooperatiflerin teşkili hususunda muavenet etmek ve malumat-ı lazımeyi ifaeylemekle mükelleftir. Bunu ifa etmeyen memurlar ve muallimler vazifelerini ifa etmemişaddolunurlar" denilmektedir.

Bulgaristan ile ticari ilişkilerüç döneme ayrılır. Dünya ekonomik buhranına kadar olan birinci dönemde (1923-1930)iki ülkenin birbirinden satın aldığı malların değeri yılda birkaç milyonubuluyordu. Liberal bir dış ticaret siyasetinin yürütüldüğü bu dönemdeBulgaristan'dan yapılan ithalatın değeri, toplam ithalata göre ortalama yüzde 2kadardı.
II. Dünya Savaşı öncesine denk gelen ikinci dönemde (1930-1940) Türkiye'de dışticarette devletçilik ağır basar. Bu dönemde iki ülke arasındaki alışveriş yıldabirkaç yüz bin lirayı geçmez. Örneğin, yeni bir ticaret anlaşmasının imzalandığı,1935 yılında Türkiye'nin Bulgaristan'dan ithalatı 136,000 lira, Bulgaristan'a ihracatı200,000lira tutarındadır.

II.Dünya Savaşı'ndan sonra başlayanson dönemde ticari ilişkiler yeniden canlandıysa da başlangıçta ithalat ve ihracattaönemli bir gelişme olmadı. Ancak son on beş yılda iki ülke arasındaki ticaret hacminispeten genişleyerek iki katına ulaştı. 1972'de Bulgaristan'dan yapılan ithalatındeğeri, toplam ithalat değerinin binde 3'ü, Bulgaristan'a ihracatın değeri ise toplamihracat değerinin binde 6'sı kadardı. Bu dönemde iki ülke ticaretini düzenleyen anlaşma23 Şubat 1955'te Ankara'da imzalanmış olan kliring anlaşmasıdır. Her yıl uzatılmaktaolan bu anlaşmaya göre, Türkiye Bulgaristan'dan marine, suni elyaf, petrokimya ürünleri,suni gübre, sudkostik, çelik vb. satın alır. Bulgaristan'a turunçgiller, pamuk, fındık,küspe, dokumalar, borasit, buzdolabı, çamaşır makinesi vb. satar. Bunların dışındaiki ülke arasında elektrik akımı için bir anlaşma da yapılmıştır. Bununla ilgilitesis ve bağlantılar 1970 sonlarında tamamlanmıştır.

Ticari Mübadele

Türk balıkçılarının, Bulgar karasularınagirdikleri gerekçesiyle 1977 Ocak ayı başlarında tutuklanmaları, iki ülke arasındakiilişkilerde bazı gerginlikler yarattıysa da, Haziran ayında İstanbul'da Bulgar SanayiSergisinin açılması ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin 55 milyon dolara çıkmasıgibi olumlu gelişmeler gerginliği kısa sürede giderdi. İki ülke arasında ticarethacmi artıyor, ama ödemeler dengesi açığı Türkiye aleyhine gelişmekte devamediyordu. Çünkü iki ülkenin tarım ürünlerinde benzerlik vardı, ancak sanayi ürünlerialışveriş konusu olabilirdi. Bu alandaysa Türkiye'nin satacağı alacağından azdı.Türkiye, Bulgaristan'dan başta elektrik enerjisi olmak üzere makine ve donanımları,yapay gübre, sudkostik, cam, kimyasal maddeler ve seramik gibi yüksek değerli mallarsatın almakta, bunlara karşılık turunçgiller, pamuk, fındık, küspe, dokuma, bortuzları, buzdolabı, deri ve zeytin gibi ürünler satmaktaydı.

1978 yılı başlarında, Türkiye'de BülentEcevit hükümetinin kurulmasından hemen sonra, Türk-Bulgar ilişkileri yeni bir gelişmesürecine girdi. 4 Ocak'ta Bulgaristan, Türkiye'ye vermekte olduğu elektriği 2 milyonkilovat saate çıkarmayı kabul etti. Ticaret Bakanı Teoman Köprülüler, 24 Nisan1978'de Sofya'ya giderek Ekonomi-Ticaret Karma Komisyonu çalışmalarına katıldıktansonra, Başbakan Bülent Ecevit'te 3 Mayıs 1978'de Devlet Başkanı T. Jivkov'undavetlisi olarak Bulgaristan'ı ziyaret etti. İki devlet adamı arasında Varna'da yapılangörüşmeler sonunda bir Geniş Kapsamlı İşbirliği Belgesi imzalandı. Buna göre,iki ülke arasındaki karşılıklı ticaret hacmi yılda 200-300 milyon dolara yükseltilecek,Tunca nehri üzerinde ortak yatırımla bir baraj yapılacak, elektrik alışverişindeteknik kapasite en yüksek düzeye çıkartılacak ve bazı tarım araç ve gereçleriortaklaşa yapılacaktı. Aynı belgede yıllardan beri çözümlenemeyen TIR kamyonlarınınTürkiye'den geçişleri ve Bulgaristan'ın Türklere vize uygulaması gibi sorunlar içinde yeni yaklaşımlar sağlandığı belirtiliyordu.

Ecevit, gezisinden hemen sonra 1-3Haziran tarihleri arasında Bulgaristan Devlet Başkanı Todor Jivkov Türkiye'ye geldi.Yapılan görüşmelerde, Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç dolayısıyla ortaya çıkan bölünmüşaileler sorunu ele alındı ve bazı yeni yaklaşımlar sağlandı. 1978 ortalarındaBulgaristan'ın Türkiye'den yılda 20 bin otomobil istediği, 22 Kasım'da da Türkiye'ninbirikmiş borçlarının yeni bir ödeme planına bağlandığı açıklandı. Aynı yılBulgaristan'ın Türkiye'ye verdiği elektriğin tutarı da, çeşitli kesintilere rağmenbir önceki yıl düzeyini aştı.

1982 yılında Bulgaristan'da düzenlenenTürk Sanayi Sergisi sırasında karma Bulgar-Türk işletmeleri kurulması için yeniimkanların mevcut olduğu tespit edildi.

Bilimsel, Kültürel ve Sportif İlişkiler

Bulgarlarla Türkler arasında kültürel işbirliğive yakınlaşmanın taşıdığı önem siyasi ve ekonomik olduğu kadar bilimsel ve kültürelaçıdan da incelenmeye değer.
1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra, iki toplum arasındaki kültürel işbirliğibelirgin bir aşama gösterme; ancak bir ara gelişen kültürel ilişkiler birkaç edebîeserin çevrisi üzerinde yoğunlaşır. Yirminci yüzyılın ilk 20-30'lu yılları Türktoplumunun tarihî evriminin en çalkantılı dönemidir. Eskimiş doğmalar, köhnemişgelenekler yok olmuş, yeni bir sosyal düzen, yeni bir kültür, yeni bir ideoloji doğmuştur.Türkiye Cumhuriyeti dünya tarihi sahnesindeki yerini almıştır.

Bu dönemde Bulgar-Türk kültürelilişkileri belirli bir aşama göstermektedir.
1924 yılının sonlarına doğru, bir grup Bulgar aydının girişimiyle Sofya'da birBulgar-Türk Cemiyeti kuruldu, temel ilkeler saptandı. Süresiz başkanlığa Sofya Üniversitesi'ndeMali Bilimler profesörü Petko Stojanov getirildi. Dernem yönetim kurul Trajko Popov(sekreter), Panco Dorev (ikinci başkan), Petar Mutafciev (üye) ve diğerlerinden oluşuyordu.Daha sonra yönetim kuruluna Dimitar Pandov, Pavel Satev, Boris Ackov, Galab D. Galabovvb. getirildi. Bulgar-Türk Cemiyeti'nin amacı, iki komşu millet arasında ekonomik,siyasi, kültürel bağları sağlamlaştırmaya katkıda bulunmaktı. Karşılıklıziyaretler, konferanslar, geceler vb. düzenlendi. Uzunca bir süre sonra 1931'de,Ankara'da Meclis üyesi ve siyaset adamı Fazıl Ahmet Bey başkanlığında Türk-bulgarCemiyeti kuruldu. Türk-Bulgar Cemiyeti de aynı amaca yönelikti.

Ünlü Bulgar kültür elçilerindeniki yazar Dora Gabe ve Jordan Stubel ve bir sanatçı Vela Useva-Karalijceva, Cumhuriyetinilanından sonra Türkiye'yi ziyaret eden ilk kişi oldular. İstanbul'da Eylül 1924'te düzenlenenbüyük bir Polonya Sanayi Sergisi'nin açılışına katıldılar. Bu fırsattanyararlanarak eski Osmanlı başkentinin görülmeye değer yerlerini gezdiler ve yenicumhuriyetin aydın kesimiyle temas kurdular.1924 yılında Bulgaristan'ın eğitimi ileilgili yayın organlarında Türk eğitim sistemi ve Türk eğitimcilerinin faaliyetlerikonusunda yazılar yer aldı. İki ülkenin eğitim örgütleri arasında ilişki kurulmasıyolunda girişimlerde bulunuldu. Edirne Lisesi ilk ve orta bölüm öğretmenlerindenkalabalık bir grup, Milli Eğitim Bakanlığı baş müfettişi başkanlığında 1925Eylülünde Bulgar eğitim sistemi ve ders programı konusunda bilgi almak üzereBulgaristan'a gitti. Kısa süreli bu ziyaretleri sırasında Sofya'daki Etnografya Müzesi'ni,hayvanat bahçesini, Parlamentoyu ve diğer kuruluşları gezdiler. Başkent dışında,Bulgaristan Türklerinin kültürel gelişimini ve yaşam biçimini görme fırsatınıbuldukları Ruse, Sumen, Razgrad ve diğer yerleşim bölgelerini ziyaret ettiler.

Türk eğitimcilerBulgaristan gezisinden çok memnun kaldılar. İstanbul gazetesi Sabah'ın bir yorumuna göreTür öğretmenlerinin Bulgaristan'daki sıcak karşılanmaları, iki toplum arasındakidostluğun kutlanmasıydı. Altı yıl sonra 9 nisan 1931'de Sofya II. Erkek Lisesi öğretmenlerindenbir grup Edirne'ye geldi. Edirne'deki meslektaşları kendilerin büyük bir içtenliklekarşıladılar. Bulgar konuklar şehir müzesini, Sultan Selim ve Sultan Murat camilerinive diğer ilginç yerleri ziyaret ettiler. Şehrin kız lisesinde konuklar şerefine özelbir konser düzenlendi. İki ülkenin lise hocaları, kendilerin ilgilendiren konularda -öğrenimsistemi, öğretim programı, öğretim metotları - uzun uzun görüşme fırsatıbuldular. Bu vesileyle Edirne'de basılan Milli Gazete'de Kadri Oğuz tarafından Türk-BulgarDostluğu başlıklı bir baş makale yayımlandı. Yazıda içten ve dostane bir ifadeyleşunlar yazılıydı: "Sofya'dan gelen 24 lise öğretmeni ve 3 eğitmenin Edirne'yiziyaretleri sırasında iki toplumun eğitimcilerinin nasıl karşılaştıklarına tanıkolduk, bir gün, hatta bir saat içinde birbirleriyle kaynaştılar... bu şekilde kurulankarşılıklı samimi bağların, günden güne sağlamlaşacağını umuyoruz".

1926 Kasımında, Türkiyemaliye Bakanlığı adına altı üyeden oluşan bir heyet Sofya'ya gitti. Türk uzmanlarBulgar vergi mevzuatı ve Bulgaristan'da uygulanan dolaysız vergi sistemiyle ilgiliincelemelerde bulundular. Heyetin başkanı, Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğümüdür yardımcısı Şefik Bey'di. Konuklar Sofya'yı, Dupnica'yı, Pernik'i ve dolaylıve dolaysız vergi uygulamalarını yerinde inceleme imkanını buldukları diğer yakınyerleşim bölgelerini gezdiler.

Bu dönemde Bulgaristan'daözellikle Türk edebiyatı eserleri tanınmaktaydı. En ünlü Türk yazarlarınıneserleri Bulgarca'ya çevrilmişti. Bunlar arasında çok beğenilen eserleri önemli yertutuyordu (Halide Edip'in "Ateşten Gömlek", "Vurun Kahpeye" vb.)Sofya'da çıkan SVOBODNO REC gazetesi, tanınmış Bulgar kadın yazarı Anna Kamenova'nınhazırladığı Edebiyatlar ve Sanatlar sütununda halide Edip'in edebi kişiliğikonusunda geniş bir makale yayınladı. Makalenin başlığı "Türk Georg Sand'ı"idi. Devamında şunlar yazılıydı: "Genç Türkiye'nin kurucuları arasında birkadın uzun süreden beri seçkin bir yere sahip bulunmaktadır. Bu enerjik ve spirituellekadına George Sand adını vermek yerinde olur. Yeni Türk edebiyatını çok sayıdaokuyucusu olan ve beğeni kazanmış sayısız romanla zenginleştirmiştir. Halide Edip.Türk kadının kültürel bağımsızlığını kazanması yolunda gönülden mücadeleverenlerin başında gelir. Halide Edip'le ilgili bir başka makale de Varna'da basılanedebiyat ve sanat dergisi ZENSKO OGLEDALQ'da yayımlandı. Makalede şöyle deniliyordu:"Halide Edip, en ünlü kadın yazarlardan biridir. İlk yapıtları savaşın ilanındansonraya rastlar. Ününü borçlu olduğu "Ateşten Gömlek" romanında, savaştagördüklerini kendine özgü ve büyüleyici bir tarzda kaleme almıştır. Savaşla geçenyılların etkisiyle yazdığı ikinci romanı, psikolojik bir tahlil olduğu kadar çokda ilginçtir". (Vurun Kahpeye"den söz edilmektedir).

İlerici siyasi fikirlerinodak noktası, edebiyat ve bilim dergisi NAKOVALNİA,1926'da çıkan sayılarındanbirinde, tanınmış yazar Dimitar Poljanov'un kaleminden, Tevfik Fikret'in şiiri VictorHugo'yu anımsatır. Şiir, büyük bir insan sevgisinin ve merhametin izlerini taşımaktadır.Mısralar zengin ve ahenklidir... Tevfik Fikret Türk şairleri arasında şüphesiz ilk sırayıalır". Derginin aynı sayısında Fikret7in, D. Poljanov ve M. Ayvazov tarafındançevrileri yapılmış iki şiiri yayımlandı: Gelecek ve Kutsal Savaş.

Bulgaristan Türklerinin Durumları

XVIII. yy başlarında Çar Petro, sıcak denizlereulaşmadan Rusya'nın varlığını sürdürme ve büyümesinin mümkün olamayacağınıbelirtiyor ve bunu milli bir amaç olarak gelecek kuşaklara gösteriyordu. Bu amacın gerçekleşmesi,Osmanlı Devleti ile yapılacak savaşlara ve kazanılacak topraklara bağlıydı. ÇarPetro komutasındaki Rus ordusunun 1711'de Osmanlı ordusu karşısında bozguna uğramasınarağmen 1768 ile 1829 yılları arasında yapılan 6 savaşı da kazanan Ruslar, Kırım,Ukrayna, Kafkasya ve Kuzey Azerbeycanı alarak Balkanlar ve Doğu Anadolu'da karadan veKara Denizde ise, denizden Osmanlı Devleti ile ortak sınıra sahip olmuştu. Aynı dönemdeOsmanlı Devleti, bilim ve teknolojide geri kaldığı gibi iç çekişme vehuzursuzluklar, askeri ve idari kadrolardaki görevlilerin rekabet ve kutuplaşmalarıgibi bir çok nedenlerle her geçen gün gerileme ve zayıflama emareleri başgöstermiştir.

OsmanlıDevleti'nin içinde bulunduğu bu şartlara bir de ağır Rus baskı ve oldukça yıpratıcısavaşlarının eklenmesi ile durum daha da vahimleşmişti.XIX. yy'da çeşitli Balkanhalkları, Rusyanın kışkırtması ile bazı isyanlara teşebbüs etmişlerdir. Ruslaraağır bir darbe indirmeden Osmanlı Devletinin rahat bir nefes alamayacağını gören ReşitPaşa, mahir bir diplomasi ile İngiltere, Fransa ve Sardunya devletleri ile ittifakkurarak Ruslara karşı Kırım Savaşını başlatır. 2.5 yıla yakın süren ve çokkanlı geçen muharabelerden sonra müttefik orduları, Rus birliklerini ağır biryenilgiye uğratır ve 1856'da Kırım'ı işgal eder. Kırım Savaşı sonunda imzalananParis Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğü teminat altına alınmış,Kara Deniz tarafsız bir hale getirilmiş ve bu sularda tersane ve donanma bulundurulmasıyasaklanmıştır. Bu durum, belirli bir süre için de olsa Türkiye'yi rahatlatıyordu.

Diğer Balkan milletlerigibi Bulgarlar da, milliyetçilik duyguları ve Rusya'nın teşvik ve tahrikleri ile XIX.yy'da Osmanlı Devletinden ayrılarak bağımsız bir devlet kurma çabası içine girmişlerdir.Bulgar milliyetçiliği; Fransız ihtilalinin etkisi, eğitim faaliyetlerinin yaygınlaşması,Bulgar kilisesinin Fener Rum kilisesinden ayrılarak bağımsız olması ve etki alanınında daha sonra kurulacak Bulgaristan coğrafyasını kapsaması gibi sebeplerle gelişmiştir.Rusyanın teşvik ve tahrihleri ise, Balkanlarda kurulacak ve Ege Denizinde sınırıolacak bir devlet vasıtası ile sıcak denizlere açılma hesabına dayanmaktadır.
Kırım'da yediği darbe sonrası Rusya, Osmanlı Devletine karşı saldırgan tutumunubir süre için tehir etmekle birlikte, bir taraftan çeşitli yardım dernekleri vasıtasıile Panslavist bir siyaset güderken diğer taraftan da Paris Antlaşma hükümlerini değiştirmekiçin fırsat kollamıştır. Müteakip zaman diliminde Rus teşvik, tahrik ve desteğiile Balkanlarda çeşitli isyan hareketleri görülmüştür. Bu tür hadiseler, OsmanlıDevletinin zamanında aldığı çeşitli idari ve askeri tedbirlerle bastırılmıştır.

Ancak Rusların hasretlebeklediği fırsat, Eylül 1870'de Fransa'nın Prusya'ya yenilmesi ile oluşuyordu. Birliğinisağlayan Almanya, Avrupa'daki tüm hesap ve kuvvet dengelerini değiştirmektedir. Rusya,Paris Antlaşmasını imzalayan devletlere 31 Ekim 1870'de gönderdiği nota ile, artıkKara Deniz'in tarafsızlık statüsü ile burada tersane ve donanma bulundurma yasağınıkabul etmeyeceğini bildirmiştir. Bunun üzerine imzalanan Londra Protokolü ile de, Rustalepleri kabul edilir. Akabinde Rusya, Osmanlı tebaası Balkan haklarını silahlandırmave kışkırtmayı daha da artırır. Bu durumda çeşitli Bulgar isyanları olmuşsa da,her seferinde Osmanlı ordusu duruma hakim olmuş ve isyanları kısa sürede bastırmıştır.Daha sonra Ruslar, Almanya ve Avusturya ile hazırladıkları Berlin Muhtırasını,Osmanlı devletine vermiştir (11 Mayıs 1876). Ancak buna İngiltere'nin katılmamasıile de muhtıra geçersiz kamıştır. Arkasından Ruslar, Sırbistan ve Karadağ'ıOsmanlı develetine karşı savaşa sürmüş ve İngiliz kamuoyunu etkilemek içinde,"Türklerin Bulgarları katlettiği" şeklinde asılsız bir propoganda başlatmıştır.

Avrupa'nın desteğini temineden Rusya, Sırbistan ve Karadağ'ın yenilmesi üzerine, Türkiye'ye bir ültümatomvererek askeri harekatı derhal durdurmasını istemiştir. Daha sonra İstanbul'da birkonferans (Tersane) toplanmış ve "Sırbistan ve Karadağ'a toprak, Bosna-Hersek veBulgaristan'a otonomi vermesi" Osmanlı Devletine iletilmiştir. Bu talebin Türklercereddedilmesi üzerine Rusya, bir taraftan diplomasi ile diğer Avrupa devletlerininmuhtemel savaşta tarafsız olmalarını temine çalışırken diğer taraftan da büyükaskeri hazırlıklara başlamıştır. Bu arada 30 Mart 1877'de imzalanan Londra Protokolü(Tersane kararlarını içeren), Osmanlı devletine iletilmiş ve reddedilmiştir. Bununüzerine Rusya, Avrupa hukuğunu koruma bahanesi ile 24 Nisan 1877'de Osmanlı devletinebir savaş başlatmıştır. Böylece Türk tarihinde 93 Harbi olarak anılan BalkanlardaTuna ve Kuzey Doğu Anadolu'da Kafkas cephelerinde cereyan eden büyük ve kanlı bir savaşyaşanmıştır. Savaşın başlaması ile Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya veAvusturya tarafsızlık ilan ederken; Romanya, Sırbistan ve Karadağ ile Bulgar çeteleriRusların safhında savaşmışlardır. Gazi Osman Paşa ile Plevne'de ve Ahmet Muhtar Paşaile de Doğu Anadolu'da bazı başarılar elde edilmişse de, bu savaş, Türk tarihininen büyük felaketlerinden biri olmuştur. Türklerin bu savaşı kaybetmesi; mali güçlükler,iaşe ve cephane eksikliği, tecrübeli subayların yetersizliği, kumandanlar arasıihtilaflar ve harbin saraydan idare edilmesi gibi sebeplere dayanmaktadır.

Savaşınkaybedilmesinden sonra Türk ve Rus heyetleri arasında 3 Mart 1878'de Yeşilköy Antlaşmasıimzalanmıştır. Buna göre; Doğu Anadolu ve Rumeli'de büyük Osmanlı toprak kaybınınyanısıra Romanya, Sırbistan ve Karadağ'ın bağımsızlığı ve Tuna eyaletindekurulacak geniş bir Bulgaristan Prensliği de kabul ediliyordu. Ancak büyük Avrupadevletleri, Yeşilköy Antlaşmasını kendi çıkarlarına uygun bulmayarak 18 Haziran1878'de Berlin Kongresini tertiplemişlerdir. Buna göre; Doğu Anadolu'daki bazı yerlerOsmanlı'ya iade ediliyor (Beyazit ve Eleşkirt), Romanya, Sırbistan ve Karadağ meselesiaynen kabul ediliyor, Büyük Bulgaristan küçültülerek Balkan Dağları kuzeyinde oluşuyor,Makedonya ve Balkan Dağları ile Ege Denizi arası topraklar Osmanlıya bırakılıyordu.Ayrıca Balkan Dağları güneyinde kısmi özerk statüde "Doğu Rumeli" adlıyeni bir eyalet kuruluyordu. Böylece 93 Osmanlı Rus savaşı ve sonucunda imzalananBerlin Antlaşması ile, nüfusunun yarıdan fazlası Türk olan bir Bulgaristan devletidoğmuştur.

Osmanlı Döneminde Bulgaristan Türkleri

Prenslik Dönemi ( 1878 - 1908 ) Türkler, yaklaşıkbin yıldır Balkanlarda yaşamaktadır. XVI. yüzyılda Bulgaristan nüfusunun büyükbir kısmını Müslüman Türkler teşkil ediyordu. Bulgaristan Türkleri, genelde Osmanlıdöneminde Anadolu'nun çeşitli yörelerinden Rumeli'ye gitmiş yörüklerden oluşmaktadır.Bu yörük grupları arasında; Vize (Hayrabolu olarak da anılır), Naldöken, Tanrıdağıve Karagözler önemli bir yer teşkil etmektedir. Osmanlı döneminde Anadolu'dan bölgeyegöçen Türkler, buradaki yerli Türk halkla kaynaşıp çoğalmışlardır. Böylece bölgedebir Türk varlığı oluşmuştur. Hoşgörülü ve adil Osmanlı yönetimi altındaBulgarlar, milli varlık ve kültürlerini koruyabilmişlerdir.

Osmanlı İmparatorluğu; Asya'daAnadolu, Avrupa'da Rumeli ve ortada başkent İstanbul jeopolitik dengesi üzerine kurulduve yaşadı (1987: 47). 1876'da Tuna vilayetinin altı sancağında (Niş hariç), Türkve Bulgar nüfus eşit ve 1.100.000 dolayındaydı. Berlin Antlaşması ile Doğu Rumeliadını alan bölgede ise 1876'da, 681 bin Türke karşılık 483 bin Bulgar yaşamaktaydı.1877-78 Osmanlı-Rus savaşı esnasında 1 milyon bölge Türkü kanlı bir şekildeyurtlarından göçe zorlandı ve bunlardan yarısı soykırım ve ağır tabiat şartlarındanötürü katledildi. Böylece Osmanlı Tuna eyalet topraklarında azınlıkta olanBulgarlara bir ülke oluşturuldu. Diğer bir ifade ile Rus yetkili makamlarınca dabelirtildiği gibi bu savaş, "bir ırklar ve yok etme" savaşı olarak planlandıve uygulandı. Çoğunlukta olan Türkler, beşyüz yıldır yaşadıkları vatanlarındaazınlık konumuna düştüler. Yine de Bulgaristan Türklüğü tamamen ortadan kaldırılamadı.Örneğin Ocak 1881'de ülkenin kuzeydoğu bölgelerinde hala Türkler, e'lik bir çoğunluğuteşkil ediyordu (1987: 48-49). Bölge tarım arazilerinin p'ine sahip olan Türklerinazınlığa düşürülmesi ile ekonomik durumları da kötüleştirildi.

Bölge Rus işgaline düşmüşve Berlin andlaşması ile, Balkan dağları kuzeyinde bir Bulgaristan Prensliği ve güneyindeise, Doğu Rumeli Vilayeti kurulmuştu. Bu iki bölge yönetimi de fiilen Bulgarlarıneline geçmiştir. 93 Harbi sonrası Rus askeri birlikleri bölgeden çekildikten sonraBulgarlar, Türklere karşı tam bir baskı ve zulüm politikası uygulayarak göçezorladılar. Binlerce Türk kurşuna dizilmiş, hamile kadınlar katledilmiş, camileredoldurularak yakılmışlardır. 1883 yaz ortasından itibaren üç aylık dönemde 200bin Türk, Türkiye'ye geldi. Bu göçler, 1886-90 arasında 75 bin, 1893-1902 arasında70 bin olarak sürmüştür. Savaş sonrası kısmen yaralar sarılmış ve Türkler bazıkültürel haklar elde etmişlerdir. Bulgaristan, 1885'te Balkan Dağları güneyindeki DoğuRumeli vilayetini ilhak ederek büyümüştür.

1864'de kurulan TunaVilayeti "pilot bölge" seçilerek Mithat Paşa'nın yönetimi altında, eğitimalanında büyük atılımlar yapmış ve ülkenin en ileri bölgelerinden birisi olmuştu.1875'te bu vilayette Türklere ait; 2700 ilkokul, 40 ortaokul ve 150 medrese bulunuyordu.Ancak Osmanlı-Rus savaşı esnasında Türk eğitim kurumları yakılıp yıkılmış vebüyük darbe yemişti. 1886 yılından itibaren Bulgaristan Türk eğitimi, yavaşta olsabir toparlanma dönemine girmiştir. 1894/95 öğretim yılında, 1284 ilk ve 16 orta okulolmak üzere Bulgaristan Türklerinin 1300 okulu faal durumdaydı. Ancak Türk okulları,devlet desteğinden yoksun olduklarından araç-gereç ve formasyonlu öğretmen açısındanoldukça sıkıntı içindeydi.

Berlin Antlaşması,Bulgaristan'da yaşayan Türklerin dini, kültürel ve eğitim konusundaki hak ve özgürlüklerinigaranti altına alıyor ve bunların Bulgar anayasasında yer alacağını hükme bağlıyordu.1884'de çıkartılan Resmi ve Özel Okullar Yasası, Berlin Antlaşması kararları doğrultusundaTürk okullarını özel statüde sayıyor ve bunların yönetim ve denetimini Türkcemaatine bırakıyordu. 1891'de yürürlüğe giren Milli Eğitim Yasası, Türk okullarıüzerindeki yerel yönetim yetkisini artırıyordu. 1908 başında çıkartılan İlk veOrta Öğretim Yasası ile, görünürde Türklere kendi dillerinde eğitim hakkıverilmekle birlikte gerçekte eğitim özgürlüğünü kısıtlamak ve Türkleri cahil bırakmakamaçlanıyordu.

Bulgaristan Prensliğininkurulmasından itibaren Osmanlı-Bulgar ilişkilerinin odak noktasını Bulgaristan Türkazınlığı oluşturmuştur. Osmanlı yönetimi, soydaşların hak ve özgürlüklerini,eğitim durumlarını ve dini faaliyetlerinin korunması yönünde girişimlerde bulunmuştur.23Temmuz 1908'de ilan edilen II. Meşrutiyet sonrası kaos ortamında Bulgaristan Prensliği,5 Ekim 1908'de krallık ilan ederek Osmanlı Devletinden ayrılmıştır. Bu yeni dönemdeBulgar yönetimi, içte Türkler üzerinde tekrar baskı ve dışta ise diğer devletlerigölgede bırakacak bir emparyalist politika uygulamaya başlamıştır. Osmanlı devleti,19 Nisan 1909'de Türk ve Bulgar hükümetlerince İstanbul'da imzalanan bir protokol ileBulgaristan'ın bağımsızlığını tanıyordu. Bu protokol; Bulgaristan TürklerininBulgarlarla eşit haklara sahip olması ile birlikte özel azınlık haklarını, eğitimve dini hürriyetlerini bir kez daha güvence ve teminat altına alıyordu.

1909'da çıkartılan Bulgar MilliEğitim Yasası ile, tüm eğitim ve öğretim kurumları bir araya toplanıyor vedenetimi hükümet yönetimine bırakılarak merkezileştiriliyordu. Bulgar emsallerindenen az on kat daha yoksul olan Türk okulları, yerel ve genel yönetimlerden hiç maddidestek alamıyorlardı. Ayrıca anılan yasa ile Bulgar okullarına çeşitli gelirgetirici fonlar sağlanırken Türk okulları bundan mahrum edildi. Amaç; Türk çocuklarınıeğitimsiz ve cahil bırakmaktı. Bütün bu olumsuz şartlara rağmen Bulgaristan Türk eğitimi,yavaşta olsa bir gelişme içindeydi. Bulgaristan'da en fazla Krallık döneminde Türkbasını canlılık göstermiştir. Bu dönemde yaklaşık 80 dolaylarında dergi vegazete yayın hayatındaydı.

Faşist Dönem

Bulgaristan kurulduğunda birçok yörede Türkler çoğunluktaydı.Bu durum göçlerle azaltıldı. 1934 sonrası Bulgarlar, bir toprak ihtilali yaparak Türklerinelindeki arazilere el koydular. II. Dünya Savaşı başladıktan sonra Bulgaristan, 1Mart 1940'ta Berlin Paktı'na girmiş ve Almanya safında savaşa katılmıştır. ÇünküBulgarlar; Dobruca, Makedonya ve Batı Trakya'yı almak istiyorlardı. 1 Aralık 1943Tahran Konferansı'nda müttefikler, Bulgaristan'ı Sovyet nüfuzuna bırakma kararı aldılar.Bunun üzerine Rusya'nın yardım ve desteği ile kurulan gizli vatan cephesi militanları1942'de Bulgaristan'da bir iç savaş başlattılar. Bulgar toprakları, 5 Eylül 1944'tenitibaren Sovyet Kızıl Ordusu tarafından işgal edildi; 15 Ekim 1944'de ise ülke,Bulgaristan Halk Cumhuriyeti adını aldı. Savaş sonrası 1946'da yapılan referandumlada ülke, sosyalist aile üyelerinden biri olmuştur.

1944'de yönetime gelen komünistler, azınlıkdesteğini temin için önce baskı politikasına son verdi. Ancak 1946 sonrası özelokul statüsündeki Türk okullarını devletleştirdi ve arkasından da tek tip birsosyalist Bulgar toplumu oluşturmaya kalkıştı. Okullardan din derslerinin kaldırılmasınıTürkçenin yasaklanması ve Türk adlarının değiştirilmesi izlemiştir. Bu dönemde Türkazınlık okullarının sayısı, 1200'e kadar ulaşmış, Türkçe kitaplar bile basılmıştı.Bulgarca hariç diğer tüm dersler Türkçe yapılan bu okulların giderleri, soydaşlarımızve vakıflar tarafından karşılanmaktaydı. Ancak 12 Ekim 1946'da çıkarılan bir yasaile; okul ve camilere ait vakıflar kamulaştırılmış, özel statüdeki Türk okullarıdevletleştirilmiş ve Eğitim Bakanlığı denetimine girmiştir 1944 öncesi Türkokullarında 23 olan ders kitap adedi, 1953/54 öğretim yılında 85'e yükselmiştir. Türkokulları ve bu okullarda okutulan ders kitaplarındaki artış, Türk çocuklarına komünistideoljiyi aşılama niyetine dayanmaktadır. Böylece Türklerin gelecekle ilgili endişeleriartmış ve göç istekleri kamçılanmıştır. Ancak II. Dünya savaşı esnasında Türklerinsatacakları mal bedellerini ülke dışına çıkartma yasağı göçü engellemiştir.

Türk azınlık okullarınındevletleştirilmesi sonrası yeni ders kitapları da hazırlanmıştı. 1947/48 öğretimyılından itibaren okutulmaya başlanan bu kitaplar, bir geçiş dönemi kitaplarıydı.Yani bunlar; 1930'ların milliyetçilik, Türklük aşılayan kitaplarına benzemediğigibi komünist ideolojinin propagandasını da içeren kitaplar değildi. Müteakip yıllardaBulgaristan Türk azınlık okul müfredatları, belirli bir plan ve program dahilinde süreklideğiştirilerek Türk çocuklarını komünistleştirme istikametinde gelişmiştir.Hatta bu uygulama kapsamına kreş ve anaokulları da dahil edilerek ve buralarda daBulgarca eğitim verilmiş ve komünist terbiyenin ilk tohumları atılmıştır. Genelkomünist eğitim sistemi içinde Türkiye yabancı ve bir düşman devlet olarak öğretilirken;Sovyetler Birliği, sonsuz hayranlık ve minnet duyulacak bir anavatan olarak öğretilmiştir(1986: 196-232).

Türkiye'nin bağımsızlığınıkazanması akabinde Türkiye ve Bulgaristan arasında 18 Ekim 1925'te Ankara imzalananikamet sözleşmesi ile Bulgaristan'dan Türkiye'ye göçler konusu hukuki temellereoturtuluyordu. Bu sözleşme sonrası yıllarda da çeşitli Türk göçleri yaşanmıştır.Örneğin 1923-39 yılları arasında yaklaşık 200 bin soydaş Türkiye'ye gelmiştir.II. Dünya Savaşı başları ve sonrası yıllarda ülke dışına çıkışlar yasaklanmışolduğundan benzer göçlerde bir yavaşlama olmuş ve böylece göçmen sayısı 20 bindekalmıştır.

     ANA SAYFAYA DÖN   

KONUNUN BAŞINA DÖN

 
 
Z i Y A R E T C i - D E F T E R i
orhanyildiz.tr.gg
A N A - S A Y F A Y A - G i T
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=