İletişim Adresi

   
  ORHAN YILDIZ
  Bulgaristan Turkleri Sayfa 1
 


BULGARİSTAN  TÜRKLERİ  Sayfa - 1

Kısa Bilgi 

Nüfusları 1.200.000 olup bulundukları başlıcaşehirler :Sofya, Şumnu, Kırcaali, Filibe, Dobruca, Varna, Rusçuk, Silistre, Plevne,Tınova, Sofya.
Tarihçe
Güney Rusya bozkırlarından 7. yüzyılın başlarından itibaren çeşitli sebeplerlegöç eden ve Balkan Yarımadasına gelen Bulgarlar, aslında Türk soyludurlar. Ancakyeni geldikleri bu bölgede zaman içinde Slav halkları tarafından asimile edilmişler,kültürel kimlik bakımından büyük çoğunluğu Slavlaşmıştır.15. yüzyıldansonra Osmanlı Devleti Anadolu'dan Türk nüfusu getirerek bölgeye yerleştirmiştir.Buna rağmen genel nüfus içinde Türkler hep azınlıkta kalmışlardır.
Nüfus
Bulgaristan 1940'ta Türk nüfusun yoğun olduğuDobruca'yı yeniden elde etmiş ve o günden sonra da sınırlarda değişiklikolmamıştır. Dobruca bölgesinde Türklerden başka Türk dili konuşan iki Türkazınlık daha bulunmaktadır.Bunlar, sayıları 7 bin kadar olan Tatarlar veGagavuzlardır. Bulgarlar ülkedeki azınlıkları sürekli asimile etmeye çalışmış;1984-1985 yıllarında ise Türkçe isimleri yasaklayarak göçe zorlamıştır. Türklerbu hadiseye tepki göstermiş; ancak, 1989 yılında 160.000 kadar Türk Türkiye'ye göçetmiştir. Sonraki yıllarda bu sayı 300 bine ulaşmıştır.1985 yılından sonraBulgaristan'da kalan Türkler, bazı alanlarda Bulgar yurttaşların hak vehürriyetlerine sahip olmuşlardır.1965 nüfus sayımı verilerine göre Türkler 850bin'e yakın sayıları ile genel nüfusun % 10'unu oluşturmaktaydılar. 1985 sayımındaise Türk nüfus 1.600 bin civarına ulaşmıştı. Bu durumda Türkler, genel nüfusun 'ini teşkil ediyorlardı. Bu nüfus yoğunluklarıyla Bulgaristan'da Türk toplumu enkalabalık azınlık durumundaydı. 1989'dan sonra gerçekleşen göçler, bu sayıyıaşağı çekmiştir.Nüfusun büyük çoğunluğu çiftçilik ve hayvancılıklageçimini sağlamaktadır.

Göçler
Balkan Türklüğü, 1940 tarihinden itibarensürekli olarak Türkiye'ye göç vermiştir. 1944'e kadar 140 bin kişi, 1950-1951'de 155bin kişi, l978 yılında ise 130 bin kişi Türkiye'ye gelmiştir. 1989 yılındakigöçmen sayısı ise 160 bin civarındadır. Bu göçlerden sonra Bulgaristan Türklerikırsal alanlarda kalmışlardır.
SiyasiVarlıkları
1993'den sonra Bulgaristan'da Türklerin "Hak veÖzgürlükler Partisi" Bulgar Parlamentosu'nda yerini almış ve üçüncü siyasigüç olarak 15 milletvekili çıkarmıştır. Ülkede halen 27 Belediye başkanı, 653köy muhtarı Türk'tür.Devlet dinî kurumları denetim altında tutmakta ve diniçalışmaları yönlendirmektedir.2001'de yapılan seçimlerde ise 30 milletvekiliçıkararak Bulgaristan'da ciddî manada siyasî bir güç olmuştur.

Eğitim
Bulgaristan'da eğitim devlet denetimindedir. Ülkedekonuşulan Türkçe, Türkiye Türkçesine oldukça yakındır . Türkçe ilk yıllardaazınlık okullarında öğretim dili olarak okutulurken daha sonra kaldırılmıştır(1960). 1939' da Türklerin yüzde 15'i okula giderken 1957' de bu oran yüzde 97'yeçıkmıştır. 1993'ten sonra ise yeniden Türkçe eğitim başlamıştır. Bulgar MillîRadyosu'nda Türkçe yayınlar başlamış, "Filiz Gazetesi" adlı Türkçe birgazete yayına girmiştir.

Bulgaristan

1989 yılından itibaren dışa açılma veliberalizasyon sürecine giren Bulgaristan Cumhuriyeti 110910 km2'lik yüzölçümüne ve1995 verilerine göre % 0,3 nüfus artışı oranıyla 8,4 milyon nüfusa sahiptirNüfusun % 85'i Bulgar, % 8,5 Türk, % 2,6 Çingene, % 2,5 Makedon, % 0,3'ü Ermeni, %0,2'si Rustur.

Kuzey ve güneydoğu bölgeleri dağlık olan Bulgaristan'ın diğer bölgeleri iseovalıktır 608 kmsi Romanya Cumhuriyeti, 494 kmsi Yunanistan Cumhuriyeti, 318 kmsiYugoslavya Federal Cumhuriyeti, 240 kmsi Türkiye Cumhuriyeti ve 148 kmsi MakedonyaCumhuriyeti'yle olmak üzere 1808 km kara sınırına sahiptir Başlıca doğalkaynakları boksit, bakır, kurşun, çinko, kömür, kerestedir Arazinin % 34'üekilebilir alan (Devamlı ekilen alan %3-5 arasında değişmektedir), % 18 mera veotlaklar, % 35'i ise ormanlık alandır.

İdari açıdan 9bölgeye ayrılan Bulgaristan, tek taraflı 240 üyeli Ulusal Meclise sahiptir 19 Nisan1997 tarihinde yapılan erken seçimde halkın % 52,23 oyunu alan Birleşik DemokratikGüçler lideri İvan Kostov başkanlığında 21 Mayıs 1997'de kurulan hükümet görevyapmaktadır.240 sandalyeli Bulgaristan Parlamentosunda Ulusal Selamet İttifakı içindeyeralan Hak ve Özgürlük Hareketine mensup 15 Milletvekili ile Birleşik DemokratikGüçler içinde yeralan 1 milletvekili olmak üzere Türk azınlığından toplam 16Milletvekili bulunmaktadır.

Ekonomik Durum

Belirtileri daha önceden ortaya çıkmakla birlikte1997 yılı Bulgaristan için önlenemez bir kriz yılı olmuş ve Bulgaristanhiperenflasyon yaşamıştır Ocak 1997'de leva güç kaybederek, bir $ karşılığı3270 Leva'ya kadar yükselmiş, seçim kararının alınmasıyla birlikte mart ayında $leva paritesi 1588'ye kadar düşmüş, Şubat 1997 ayında yaşanan aylık $2,7enflasyon oranından mart ayı enflasyonu ,27'ye inmiştir.

Bu aşamada, IMF krizin kontrol altınaalınmasıyla ilgili destek vermiş, Dünya Bankası ve Avrupa Birliği'yle birlikte, ülkeyiseçime götürecek geçici Hükümetle anlaşmaya varılarak gerekli kredi ve yardım sağlanmıştırKısa süre içerisinde Şubat 1997 ayında 400 milyon $' düşen döviz rezervleri Mayıs1997 ayında 1,640 milyon $'a yükselmiştir. 21 Mayıs 1997 tarihinde yapılan seçimlerlebirlikte Hükümet, İvan Kostov başbakanlığında, Demokratik Güçler Birliği tarafındankurulmuştur. Ciddi bir ekonomik krize sürüklenmiş Bulgaristan'da yıl içerisindeekonomik dengeler yeniden kurulmaya başlamıştır IMF ve Dünya Bankasının önerisiyle1 Temmuz 1997'de uygulamaya geçen Para Kurulu'yla birlikte bire bir sabit pariteyle binLeva bir Alman Markına endekslenmiş ve yılın ilk üç ayında 1000 seviyesinde gerçekleşenenflasyon kontrol altına alınmış ve yıl sonunda % 578,6'lık bir enflasyon oranınaulaşılmıştır. Gayrı Safi Milli Hasıla'nın 6,3 olarak öngörülen 1997 bütçe açığı% 3,1 olarak gerçekleşmiştir Harcamalar kısıtlanmış, Katma Değer vergisi 'den "'ye yükseltilmiş ve bütün ürünler için aynı rakam öngörülmüştür Vergitoplanması işlemine ağırlık verilmiştir. 1996 yılında ,6 oranında düşenGSMH, 1997yılına da % 7,4 oranında düşme göstermiş ve 9,2 milyar Dolar olarak gerçekleşmiştir.

Dövizrezervleri 1997 yılında 2,4 milyar dolara yükselerek aynı zamanda Bulgaristan'ıntarihindeki en yüksek rezerv miktarına da ulaşılmıştır. Bulgaristan ekonomisindekibir başka sorun 9,7 milyar Dolar olan dış borçtur Dış borçların büyük çoğunluğunuyüksek faizli ticari krediler oluşturmaktadır Kısa vadeli borçların toplamı dışborç yükü içerisinde % 13'dür 1998 yılı için 1 ,2 milyar dolar dış borç anapara ve faiz ödemesi yapılması öngörülmüştür.1992 yılından buyana yapılan özelleştirmekapsamında Bulgaristan'daki işletmelerin % 20,5 özelleştirilmiştir Sanayi üretimindeözel sektörün payı % 30'lar seviyesindedir. Özel sektörün genel ekonomi içerisindekipayının üç yıl içerisinde % 70'i aşması beklenmektedir Hükümet önceliklerini özelleştirmeve yabancı yatırıma vermiş bulunmaktadır 1992 yılından buyana gelen yabancısermaye 1,4 milyar Dolardır 1997 yılında 636 milyon dolar olmuştur 1997 yılı içerisindeilk sırayı 262 milyon dolarlık yatırımla Federal Almanya almaktadır.

Bulgaristanekonomisi mali istikrarın sağlanması ile büyüme ikilemi arasında kalmıştır 1994 yılında% 1,8, 1995 yılında % 2,1 olarak gerçekleşen büyüme oranı 1996 yılında % -10,9olmuş ve 1997 yılı büyüme oranı ise gene negatif olarak belirmiş ve % - 8'seviyesinde kalmıştır Hükümet 1998 yılı için % 4'lük büyüme beklentisindedir
Türkiye-Bulgaristan Dış Ticareti 1987 yılına kadar Bulgaristan ile olan ticari ilişkilerimizdeihracatımız, bazı yıllar artış göstermişse de ithalatımız genelde ihracatımızınüstünde gerçekleşmiştir.

1987 - 1989 dönemindeTürkiye lehine bakiye veren dış ticaret dengesi, Bulgaristan'da görülen dışa açılmave liberalizasyon sürecine bağlı olarak iki ülke arasındaki ekonomik işbirliğiningelişmesine yol açmış, 1990 yılından itibaren bu ülkeden yapılan yüksek ithalataparalel, dış ticaret dengesi bu defa Türkiye aleyhine gelişme göstermiştir
1990 yılında 42 milyon dolar olan iki ülke dış ticaret hacmi , 1991 yılında % 414'lükbir artış göstererek 216 milyon dolara ulaşmış, 1993 yılında ise 329 milyon dolarseviyesine gelinmiştir Ancak 1993 yılı içerisinde Türkiye'nin Bulgaristan'a ihracatı862 milyon dolar iken, bu ülkeden ithalatı 2432 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

1995 yılı değerlendirildiğindeise, ihracatımızın bir önceki yıla göre yaklaşık % 37 oranında artış gösterdiği,buna karşılık ithalatımızın % 106 oranında arttığı gözlenmiştir Böylece 1990yılından itibaren sürekli artan dış ticaretimizdeki bu açık, takip eden yıllardada devam etmiş ve 1995 yılında en yüksek rakama ulaşmıştır.1996 yılında ülkemizverilerine göre, Bulgaristan'a yönelik ihracatımız 152,9 bin dolar, ithalatımız ise358 bin dolar olarak gerçekleşmiş, 511 bin dolarlık ticaret hacmine ulaşmıştır.1997 yılında ise, gene ülkemiz verilerine göre, Bulgaristan'a yönelik ihracatımız170,0 milyon dolar, ithalatımız ise 366,5 milyon dolar olmuştur Bu çerçevede ticarethacmimiz 536,5 milyon dolar olarak gerçekleşmiş, 196,5 milyon dolarlık dış ticaret açığıverilmiştir.

Osmanlı Eyaletinden Üçüncü Bulgar Çarlığına

Bulgarlar, "Ogur" adı verilen, çeşitli Türk boylarından meydana gelen bir boylar birliğidir. Bu boylar içerisinde, Onogur, Oturgur,Saragur ve Kutrigurlar başta gelmektedir. Önceleri Asya Hun İmparatorluğu'nun batısındaoturmakta iken, Hun İmparatorluğu'nun parçalanmasından sonra, II. Yüzyılın sonundaKafkasya'ya geldiler. Burada iki yüzyıl kadar kaldıktan sonra, Karadeniz'in kuzeyinde BüyükBulgar Hanlığı'nı tesis ettiler. Fakat Hazar Devleti'nin baskısına dayanamayarak,Tuna havzasına yerleştiler. 681 yılında Tuna Bulgar Devleti'ni kurdular ve yüksek birkültüre sahip olduklarından, buradaki halklara üstünlük sağladılar. Yalnız çevredekiSlav milletleri değil, Bizans'ı bile etkilediler.

Fakat kendileri Türk boylarından meydanageldikleri halde geniş bir Slav-Ortodoks kitleye egemen olmuşlardı. Sayılarının azlığı,zamanla onların bu geniş Slav-Ortodoks kültüründen etkilenmelerine sebep oldu. 864 yılındaHristiyanlığın Ortodoks mezhebini kabul ettiler. Slavca resmi dil oldu. Türkçe ünvanlaratıldı. Bu sırada Sırplar ile sıkı bir mücadeleye girişildi. X. Yüzyılda devletzayıfladı ve 1018'de Bizans'ın egemenliği altına girdi. Böylece, Birince Bulgar Çarlığıortadan kalktı. Bu tarihten sonra, Karadeniz'in kuzeyinden gelen Kuman, Kıpçak ve Peçenekler,Bulgaristan'ın nüfus yapısına katkıda bulundular. 1185 yılında Bizans'ınetkisinden kurtulup, Misya'da İkinci Bulgar Çarlığı'nı kurdular. İkinci Bulgar Çarlığı,200 yıl kadar bağımsız olarak yaşadı. Fakat sonra, daha büyük ve kalıcı bir gücünetkisi ile karşı karşıya kaldı. Bu güç, Osmanlı Devleti idi.
XIV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Rumeli'ye geçmeye başlayan Osmanlılar, Çimpikalesinin alınması ile başlayan fetihlerine, Gelibolu ile devam ettiler. Daha sonra, İstanbul,Vize ve Edirne yönünde üç koldan ilerleyerek, yeni topraklar elde ettiler. Bu ilerleyişidesteklemek için Anadolu'dan savaşçı oymaklar getirildi ve uçlar gittikçe, gerideyeni yerleşim alanları kuruldu. Daha önce ıssız ve güvensiz olan kırsal bölgeler,sosyal ve ekonomik bir canlılık içerisine girdi.

Özellikle vakıf sisteminedayanan dini ve ticari kurumlar, hem yeni yerleşim birimlerinin kurulmasında, hem de varolanların gelişmesinde, önemli bir rol oynadı. Edirne, Filibe, Serez, Üsküp, Sofya,Silistre, Tırhala, Yenişehir ve Manastır, bu türlü yerleşim merkezlerinin başındagelir. Osmanlı Devleti, küçük devletler ve derebeylerin elinde parçalanmış bulunanBalkan topraklarını, kendi idaresinde ve güçlü bir devlet çatısı altında birleştirdi.Bu arada Bulgaristan, 1363-1393 yılları arasında verilen mücadeleler sonunda, birOsmanlı toprağı haline geldi. Bu şekilde, İkinci Bulgar Çarlığı da tarihe karışmışoluyordu.
Bulgaristan , Osmanlı yönetimi altında" güzide bir vatan toprağı" olarak işlemgördü. Çünkü Bulgaristan , Rumeli'de bulunuyordu ve bu bölge, Osmanlı fetihpolitikasına göre bir "dârü'l-cihâd" idi. Anadolu, Selçuklular zamanındaTürk-İslâm karakterini kazanmıştı. Artık sıra, Rumeli'deydi. Bulgaristan da,Rumeli'nin İstanbul'a en yakın bölgesi olarak, bu politikadan nasibini aldı.

Şenlendirmek amacıylakitleler halinde yapılan göçlerden sonra, Timur istilası bu göçleri daha da artırdı.Kısa zamanda Trakya, Doğu Bulgaristan, Meriç vadisi ve Dobruca, Türk nüfusun çoğunluktaolduğu bölgeler konumuna geldi. Filibe başta olmak üzere Vidin, Rusçuk, Ziştovi,Silistre ve Niğbolu gibi şehirler, imparatorluğun önemli merkezlerini oluşturdu.Fetih öncesinde derebeylerin elinde parçalanan topraklar birleştirildi ve "devletmalı " haline getirildi. Onu işleyen köylüler de, sürekli bir kiracı konumunagirdi. Köylü, bu kiraya ait belli birkaç vergiyi ödedikten sonra, hiçbir şekildeangarya ile yükümlü tutulmadı. Kısaca Bulgar halkı, uzun zamandan beri unutulmuşbir rahatlığın tadına kavuştu.
Kurulan yeni yerleşim birimleri; çeşitli adlar, aldı. Bunlar, kurucusunun ,yerleşen Türkoymağının, Anadolu'dan geldikleri yerin adlarıyla veya bir başka şekilde anıldı.Bu konuda, Kayı ,Menteşeli, Turahanlı, Doğancı, Hacı-Timurhan, Burhan Baba, SelmanDede ve Eskice -Pazar gibi adları sayabiliriz. Zaviyeler ve Türk dervişleri, Rumeli'ninsosyolojik fethi bakımından çok önemli bir görevi yerine getirdiler. Asıl Müslümannüfusu, Anadolu'dan gidenler oluşturdu. Ayrıca, hem inanç tercihi, hem de hakim unsurzümresine dahil olmanın avantajlarından faydalanmak amacıyla, İslamiyet'i kabuledenler oldu.

Bulgaristan, Osmanlı İmparatorluğu'nuniçinde, Rumeli Eyaleti'nin önemli bir bölümü olarak yer aldı. Klasik dönemdeBulgaristan'ı, Sofya, Silistre, Vidin, Köstendil, Niğbolu, Vize ve Çirmen sancaklarınaayrılmış olarak görüyoruz. Bu dönemde Bulgaristan'ın önemli yerleşim birimleri şuşekildedir.Ahyolu, Akçakızanlık, Çırpan, Eskizagra, Filibe, Hırsova, Karinabad, Niğbolu,Pravadi Razgrad, Ruskasrı, Silistre, Şumnu, Tırnova, Varna, Yenizagra.
Bulgaristan, XVII. Yüzyıldan itibaren çeşitli idari birimlere bölündü. HattaSilistre ve Niğbolu, Rumeli Eyaleti'nden ayrılarak, yeni kurulan Özi Eyaleti'ne bağlandı.
Türk İdaresi ile birlikte Rumeli'ye çeşitli tarım ürünleri de geldi. Bakır, Kurşun,Altın, Demir ve özellikle de Gümüş gibi madenlerin işletilmesinde önemli artışlargörüldü. Osmanlı ordusunun savaş hazırlıkları için yapılan geniş ölçüdekisatın almalar, bölge ürünlerinin değerlendirilmesi açısından olumlu etkiler yaptı.

Diğer taraftan saray, köprü,han, kervansaray, imaret, çeşme, su kemeri, sebil, cami, mescid, tekke, mektep, medrese,hamam, kaplıca, ılıca, bedesten, çarşı, dershane, hastahane, kütüphane ve saatkulesi olarak, Bulgaristan'da yapılan eserlerin sayısı, 3.500 civarındadır. Bueserler, yalnız Türklerin değil, gayri müslümlerin ihtiyaçlarına yönelik sosyalkurumlar olarak da hizmet verdi. Dini eserler bir tarafa bırakılacak olsa bile,Bulgaristan'da 273 mektep, 142 medrese, 116 han, 113 hamam, 24 köprü, 75 çeşme ve 16kervansaray yapıldığını görüyoruz.

Osmanlı Devleti, XVIII. Yüzyılboyunca, Rusya ve Avusturya ile iki cepheli olarak çeşitli savaşlar yapmak zorunda kaldı.Bulgaristan, büyük ölçüde bu savaşlara sahne oldu. Diğer taraftan FenerPatrikhanesi'nin Bulgarları asimile etmek isteyen politikası ve yere yöneticilerin çeşitliyolsuzlukları Rumeli gibi, Bulgaristan'ı da olumsuz yönde etkiledi. Bunların sonucundamerkezi otoritenin etkisini kaybetmesi üzerine, Osmanlı idaresi ile sağlanan huzur yavaşyavaş kaybolmaya başladı. 1774 Küçük Kaynarca Andlaşması'ndan sonra Bulgaristan,diğer bir adlandırma ile "Tuna Boyu" Osmanlı Dünyası'nın Avrupa serhaddinimeydana getirdi. Artık Bulgaristan Rus orduları tarafından bir geçiş güzergahıhaline gelecektir. 

Bulgaristan'da Türk Varlığı

Osmanlı gazilerinin Gelibolu yarımadasına çıkmalarıylabaşlayan Şark Meselesi önce Türklere karşı Avrupa topraklarını nasıl koruyabilmekve 1683 Viyana bozgununndan sonra Türkleri Avrupa topraklarından nasıl atabilmeksorularına cevap aramak endişesiyle yaratılmıştı. Bu süre içinde, Türkdinamizminden ürken Hristiyan dünyası Türkün çirkin bir görünümünü yaratmakistemiş, gerek edebiyat ve gerekse sanatında bu konuyu özellikle işlemişlerdi. XVIII.yüzyılın sonuna doğru yaklaşıldığında bünyesinde ekonomik, kültürel veteknolojik değişmeyi geliştirerek güçlü ülkeler arasına katılan Rusya, Fransa veİngiltere ile birlikte karşısında ortak bir sorun bulmuştu: Gerilemekte olan Osmanlıİmparatorluğu'nun geleceği. XIX. Yüzyılla birlikte sorun Türk'ü Avrupa topraklarındanatmaktı. ancak bununla yetinilmezdi. Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda 31 Ekim1918'den sonra 21 ay 11 gün boyunca uzun süren pazarlıklar Türkiye'nin paylaşılmasınıgündeme getiriyordu. Ancak, Türkün şanlı istiklal mücadelesi buna imkân vermedi. ŞarkMeselesini halletmek üzere olduklarını düşünenler, genç ve kuvvetli TürkiyeCumhuriyeti'yle karşılaştılar.

Fuad Köprülü'den bu yana artık kuruluş şartlarıpek iyi bilinen ve bir yandan eski Türk geleneğine, diğer yandan da İslâmî esaslaradayanan Osmanlı devletinin gelişme yönü, sürekli Batıya doğru olmuştur. 1345'e doğrukendisi gibi bir gazi beylik olan Karesioğullarının ilhâkı, Osmanlılara Edremid Körfeziile Kapıdağı arasındaki bölgeyi kazandırarak, onları Avrupa toprakları karşısınagetirdi. Karesi gazileri, bu önemli uç bölgesine atanan Orhan Bey'in enerjik oğlu Süleyman'ıRumeli'de fütuhata teşvik ettiler. 1346'dan 1352'ye kadar geçen süre içinde Osmanlılar,Aydınoğlu Gazi Umur Bey de haçlılarla uğraştığı için bu bölgede gazayı yürütentek kuvvet olarak Balkanlardaki Bizans'ın durumundan yararlandılar ve 1352'de adım attıklarıRumeli'de sürekli ilerlediler.

Bu ilerlemede Osmanlılarınhemen bir uç oluşturarak orayı yeni bir hayat ve faaliyet alanı olarakbelirlemelerinin büyük rolü olmuştur. Kronolojiyi kısaca hatırlarsak, 1357'de SüleymanPaşa'nın ölümü üzerine Şehzâde Murad'ın lalası Şahin ile birlikte bu bölgeyegelmesi 1361'de Edirne'nin fethi, Kuzeye doğru fütuhatı ilerletmek için oluşturulan uçkollarının faaliyetini hızlandırdı. 1366'da artık Rumeli'de yeterince kalabalıklaşmışlarve sağlam bir şekilde tutunmuşlardı. Bu göç hareketi fetihleri adeta zorlamaktaydı.XV. yüzyıl ortalarına ait paşa sancakları nüfus tahrir defterleri bu bölgelerde nüfusun% 80-90'a varan büyük çoğunluğunun daha o zamanlarda Müslüman Türklerden ibaretolduğunu göstermektedir. Bu deliller, Gregoras ve Dukas gibi Bizans kaynaklarının,"Türklerin kitle halinde yerleşmek üzere geldikleri" hakkındaki ifadelerininmübalağalı olmadıklarını göstermektedir. Esasen Osmanlılar bunun için Selçuklulartarafından da geniş ölçüde kullanılmış, eski bir kolonizasyon usulü olan ve sürgündenilen yöntemden yararlanarak Türkmen gruplarını özellikle istila yolları üzerindeve uçlarda yerleştirmişlerdi. Diğer taraftan XV. yüzyıla ait vakıflar ve tahrirdefterleri, çiftçi halkın da geniş ölçüde kolonizasyon yaptığı ve yüzlerce köyünkurulduğuna tanıklık etmektedirler.

Gelen MüslümanTürklerin genellikle Hristiyan köyleere karışmayarak müstakil köyler kurdukları görülmektedir.Fetihlerinilerlemesiyle uçlarda yeni sınırlara ulaşılmakta ve yeni ilerleme kolları düzenlenmekteydi.Edirne'nin fethinden sonra sol kolda Evranos Gazi komutasında İpsala, Gümülcine,Serez, Selanik yönünde ilerlenirken orta koldaki uç beyi idaresinde Edirne merkezolarak Filibe, Sofya yönünde; sağ kolda da Zağra, Karinabad, Dobruca, Silistre'ye doğruhedefler belirlenmişti. Uçların bu taksim şekli, eski Türk geleneğine bağlı olupileride Rumeli'deki sancaklar sağ, sol ve orta kol sancakları olarak üçe ayrılacaktır.

I. Murad'ın saltanatıdöneminde bu ilk üç istikametteki Balkanların başlıca yolları ve merkezleri, Osmanlılartarafından ele geçirilmiş bulunuyordu. Orta kolda Meriç vadisi, sağ kolda Tuncavadisi izlenerek Balkan dağları eteklerine daha 1366 yılında varılmıştı. OradanSofya'ya, 1385'lerde ulaşıldı. 1386'da Niş zaptolundu. Fetihler sürüp gitti. Osmanlılarbirbirleriyle rakip olmaları yüzünden müttefik bulmada zorluk çekmediler. Mesela1365-66'da Bulgaristan'ın kuzeyinden Macarlar ve Eflak Beyi tarafından istilaya uğraması,Bulgar Kralı Şişman'ı Osmanlılara tâbi hâle getirmişti.Diğer taraftan OsmanlılarBalkan anarşisi içinde birleştirici dinamik bir kuvvet olarak meydana çıktıktıklarızaman Bizans ve Balkanlar yalnız siyasî bakımdan değil, sosyal ve dinî bakımdan daderin bir ayrılık içindeydi. Merkezî otoritenin yokluğu, iç harpler, eyaletlerdesenyörlerin toprak ve köylü üzerinde çok sıkı ve keyfî tasarruf ve tahakkümününyerleşmesi sonucunu vermişti. Toprağa bağlı köylü, senyöre mahsul vergisinden başkabir takım angarya hizmetler de yapmak zorundaydı. Odun ve saman temini, öküzlerle senyöriçin haftada iki veya üç gün hizmet, bunların en yaygın ağırlarıydı.

Çiftçinin toprağındankaçması ve senyörler arasında köylüyü kendi toprağına çekmek için rekabet ve mücadele,bu kötü şartların doğurduğu bir sonuç idi. Osmanlı yönetimi gelince, şuprensipleri tatbik ederek Balkanlarda adeta sosyal bir inkılabın temsilcisi oldu. Önceliklebütün tarım toprakları üzerinde devletin yüksek mülkiyet haklarını tesis ettiler,başka bir deyişle toprağı sıkı şekilde devlet kontrolü altına aldılar. Mahallîsenyöriyal hakları ilga ettiler ve mahallî senyörlükleri kaldırdılar. Bunun doğalbir sonucu olarak senyörlerin ve manastırların köylü üzerindeki angarya veimtiyazlarını lağvettiler. Mesela odun, saman, taşıma, senyörün toprağında çalışmaangaryaları karşılığında 22 akça çift resmi denilen bir vergi koydular. Feodalhizmetlerin suistimallere açık uygulamalarına karşı, bu kolay ödenebilir vergi, başlıbaşına bir inkılap olmuştur.

Naldöken Türkmenleri

Bunlar, Türkmen gruplarının en önemlilerindendir.Özellikle şimdiki Bulgaristan'da hemen her yerde rastlanan Naldöken Türkmenleri, XVII.yüzyıl başlarına kadar teşkilatını ve bütünlüğünü korumuş, hatta sayılarısürekli olarak artmıştır. Mesela 1543'te yalnız 196 ocak mevcut iken altmış senesonra, 1603'te 243 ocak olmuş ve tahrir edilenlerin toplamı 8.763 kişiye yükselmiştir.Defterlere kaydedilmeyenle, herhangi bir sebeple, bu teşkilatlattan ayrılmış olanlarıda hesaba katmak şartıyla Naldöken Türkmenlerinin kadın, erkek bütün nüfusunu bu sıradayaklaşık olarak 50.000 kabul etmek mümkündür.

Bunların en fazla bulunduğu yerleride belgelerden belirleyebiliyoruz. Mesele, Eskihisar-Zağra'da 66 ocak, Filibe'de 46 ocak,Tatarpazarcık'ta 19 ocak Türkmen kaydedilmiş durumdadır. Bunların yanında İhtiman,İzladi, Tatarpazarı, Çirmen, Yanbolu, Şumnu, Varna, Pravadi, Hirsova, Tekfurgölü,Silistre, Aydos, Çernova, Tırnova, Niğbolu, Hasköy, Çırpan, Kazanlık'taki NaldökenTürkmenleri dikkate değer görülenlerdir.

Tanrıdağı Türkmenleri

Sayıları ve Rumeli'de yayıldıkları alanın genişliğiile bu alanların nüfus ve kolonizasyon hareketlerinde çok büyük ve enemmiyetli birrol oynamışlardır. Bu grup Naldökenlere nazaran daha kalabalık olduğu gibi Rumeli'dedaha geniş bir alana yayılmışlardır. Edirne, Kırkkilise, Bender, Akkerman gibi birkaç yer dışında, Naldökenlerin bulunduğu her yerde mevcut olduktan başka Rusçuk, Tırnova,Razgrad, Niğbolu gibi Kuzey Bulgaristan'da yoğun olarak Batı Trakya'da fazla sayıdaKavala, Drama, Demirhisar gibi kısmen Makedonya'da yerleşmişlerdir.

1591 yılı defterlerinde toplamolarak 3.000 ocak kaydedilmişlerdir. 1584-1591 yıllarında Tanrıdağı Türkmenlerinineşkinci ve yamakları toplamı, yani askerî ve malî yükümlülük altında bulunanlarınsayısı 16.835'tir. Bu miktar Naldöken Türkmenleri mevcudunun en fazla bulunduğuadedin yaklaşık iki mislidir. Kayıtlı olmayan serbest haymeneleri de hesaba katmak şartıylabu grubun genel nüfusunun XVI. yüzyıl sonunda XVII. yüzyıl başında yaklaşık100.000 kişi olduğunu kabul etmek herhalde yanlış olmayacaktır.

Ofçabolu Türkmenleri

Ofçabolu, bilindiği üzere Üsküp ile İştip arasıbölgeye verilen addır. Buranın adıyla anılan Türkmenler, imparatorun eski Kosova veManastır vilayetlerinde dört mahalde yoğun olarak ve Bulgaristan ve Dobruca'da değişikyerlerde görülmektedir.

Vize Türkmenleri

Bu gruplar, Dimetoka ve Hasköy dışında Rumeli'ninçeşitli yerlerinde ve Bulgaristan'da görülmektedir. Sayıca, daha öncezikrettiklerimizden azdırlar. Türkmenlerden başka bir de Tatarlar vardır ki, aynıhukukî statü içinde ve aynı mâlî yükümlülük altında Türkmenlerle birlikte veonların yazılı bulundukları defterlerde tahrir edilmiş, bunlardan her grup, yakınlığınagöre bir Türkmen subaşısına tabi kılınmış ve onun zeameti arasında anılmıştır.Bunlara da Bulgaristan'ın ve diğer Balkan topraklarının çeşitli yerlerinderastlanmaktadır.

Kocacık Türkmenleri

Kısmen Naldöken ve Tanrıdağı Türkmenlerininbulunduğu Doğu Trakya, Bulgaristan ve Doğu Rumeli'nin doğu tarafları, bütün Dobrucave Bender, Akkirman mıntıkalarında yaşayan Kocacık Türkmenleri, oldukça ehemmiyetlibir grup teşkil etmişlerdi.

Türkiye Cumhuriyeti Tapu Kadastro Genel Müdürlüğüve Türkiye Cumhuriyet Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde mevcut Anadolu ve Rumeli'yeait tahrir defterlerinde yaptığımız ve toplam nüfusu belirleme çalışmalarımızınsonucu, tahminlerimize göre bu saydığımız Türkmen gruplarının asgari 500.000 dolayındaolduklarını göstermektedir. Tarihî demografi ile uğraşanların yakından bilecekleriüzere, defterlere kayıtlı yükümlülerin sayısı, çoğu kez gerçeği en alt düzeydegöstermektedirler. Çeşitli nedenlerle defter dışında kalanların sayısı bazen çokbüyük sayılara ulaşmaktadır.

Defter dışıkalanların sayıca pek fazla olmayacağı düşünülse bile, Türkmen gruplarınınsadece Bulgaristan toplam nüfusu içinde küçümsenmeyecek bir oranda olduğu kendiliğindenanlaşılır. Oysa Balkanların demografik yapısı içinde yalnızca Türkmenlerbulunmaktadır. Tahrir defterleri, şehirlerin, köylerin de büyük ölçüde Türk-Müslümannüfusu barındırdığını göstermektedir.2. Balkanlarda Türk-Müslüman nüfusununyerleşmesinde gözlenen ikinci olgu, şehirlerin yeni yapılar etrafında oluşan Müslümanmahaleler yoluyla yeniden iskânı ve tekke ve zaviyelerin nüfus çeken odaklar olarakbelirmesidir. Bu olgunun delilleri olabilecek örnekleri, Bulgaristan tahrir defterlerindegörebiliriz.

Osmanlı Yönetimindeki Bulgarların Kültürel Faaliyetleri

Osmanlı egemenliği altına girdikten sonra Bulgarhalkının kültürel ilerlemesi durmadı. Ancak, karakterinde, biçimlerinde ve ideolojikiçeriğinde değişiklikler oldu, şöyle ki kültürel hareketler tamamıyla halka dönükve demokratik hale geldi. Artık politik gücün birleşmesine ve yok edilmiş bulunanBulgar feodal sınıfının sınıf üstünlüğüne hizmet etmiyordu. Osmanlı egemenliğialtında geçen yüzyıllar içerisinde Bulgar Kültürünün ana merkezleri manastırlardı.Bulgaristan'da yaklaşık 150 manastır vardı, bunların pek çoğu XV. Yüzyılınsonunda ve XVI. Yüzyılda yeniden inşa edildiler. Bunların en ünlüleri Rila, Baçkovo,Poğanovo, Slepçon, Etropole, Çerepiş, Kuklen ve diğerleri idi. Mt. Athos'dakiHilendar ve Zograf manastırları, Osmanlı egemenliği altındaki Bulgar Kültürel hayatındaözellikle önemli bir rol oylamışlardır.

Büyük manastırların pek çok kasaba ve köylerdeşubeleri vardı, buralara dinsel hizmetleri ve dinsel törenleri yerine getirmek ve bağıştoplamak için papazlar gönderilmişti. Manastırlarda ve şubelerinde papazların, keşişlerin,yazıcıların, ağaç oymacılarının, ressamların ve diğer meslek dallarındaki kişilerinyetiştirilmesi amacıyla okullar açılmıştı. Manastırlar Rus Ortodoks Kilisesi ilebağlarını sürdürüyorlardı. Bunun Bulgar Kültürünün gelişmesi konusunda yararlıbir etkisi vardı. Rahip sınıfından olmayan kişilerce de zanaatkar yetiştirmek amacıylaözel okullar açılmıştı. Bu kişiler işlerini terk etmeksizin çocuklara,gelecekteki işleri ve toplumsal aktiviteleri doğrultusunda okuma, yazma ve matematiköğretirlerdi. Bu okullardaki temel eğitim kaynağı kilise ve dinsel kitaplardı.

Yabancı egemenliğialtında yaşanan yüzyıllar süresince, Bulgar ulusal özelliklerinin canlı kalmasınınönemli bir nedeni, ta Orta çağdan beri devam etmekte olan edebi geleneklerin korunmuşolmasıdır. Bu arada Osmanlı idaresinin, bütün öbür tebaasının olduğu gibi,Bulgarların din, dil görenek, gelenek gibi kültür unsurlarına hiçbir şekilde müdahaleetmemesinin, onların bir millet olarak devamını sağlamış olduğunu da unutmamak lazımdır.Manastırlar aynı zamanda, ayin ve dua kitaplarının Bulgarca yazıldığı ve Hıristiyandini ve kuralları konusunda yazılmış ders notu koleksiyonlarının derlendiğiyerlerdi. Bu eserlerin yazarları genellikle kilise mensupları idi, ama bunların arasındakiliseden olmayanlar da vardı. Zaman geçtikçe, yazarların sayısı, Bulgar şehir nüfusununbüyümesine paralel olarak arttı. Belli başlı yazarlar arasında Gramer UzmanıVladislav, Peder Peyo, Matey Lambadori ve diğerleri vardı. Gregori Tsamblak, KonstantinKosteneşki ve diğer bazı yazarlar Bulgaristan dışında çalışoyorlardı. Bulgarcabasılan ilk kitap, XVI. Yüzyılın en başında Romen şehri Tırgovişte'de yayımlandı.Daha sonra Venedik'te de Bulgarca kitaplar basıldı.

Ulusal Bilinçlenme

XVIII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun bir parçasıolan Bulgar toprakları, basit maların üretiminde süratli bir gelişmenin yanı sıra,dağınık ve merkezileşmiş üreticiler ve çiftçilerdeki parayla tutulmuş işçilerşeklinde, kısıtlı bir ölçüde kapitalist bir üretim modeline sahne oldu. Ülke içiticaret ve dış dünya ile ticari ilişkiler yoğunlaştı. Yaklaşık 30 yıl süresinceOsmanlı İmparatorluğu ile Avrupa rakipleri arasında barış hüküm sürdü ve bu daOsmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlar'da sahip olduğu ülkelerin ekonomik gelişmelerinikolaylaştırdı. 17. yüzyılın sonundaki Avusturya-Osmanlı Savaşı sırasında, pekçok Bulgar Batıya, Macaristan'a, Slovakya'ya, Transilvanya'ya ve Habsburg Hanedanı'nınyönetimi altında bulunan diğer ülkelere kaçtılar. Oralarda kendi ülkeleri ileticaret yaptılar.


Yine XVIII. Yüzyılda, Sofya, Vidin, Tırnovo, Şumen,Provadia, Plovdiv, Stara, Zagora (Eski Zağra), Manastır, Üsküp vb. gibi şehirlerdekiBulgar nüfusu önemli ölçüde artarken, pek çok yeni zanaatkarın yetiştiği ticarîmerkezler olan Gabrovo, Kotel, Tryavna, Teteven, Koprivştitsa, Panagyürişte, Kızanlık,Kalofer, Karlovo, Sopot, Samokov, Dupnitsa, Gorna Djumaya (Cuma-i Bala), Nevrokop,Pirlepe, İştip ve pek çok diğer şehirde süratli bir gelişme kaydedildi. Zanaat veticaretle uğraşan Bulgarların sayısı arttı ve bunlar ekonomik ve toplumsal yaşam içerisindeyerlerini aldılar.

Toplumsal üretim tarımıda içine alacak şekilde genişledi. Tarımsal üretimin düzenli bir şekilde artan birbölümü satış için ayrıldı. Bu da tarımsal ilişkilerde değişmeler yol açtı.Askerî-feodal tarımsal üretim modeli yerini, rençberlerin toprak sahibi olma hakkındanyoksun bırakıldığı ve ücret ödenmeyen ortakçı durumuna getirildiği çiftliklersistemine bıraktı. Çiftlikler, ürünlerin pazarda kolaylıkla satılabileceğilimanlara ve önemli kentlere yakın, verimli arazilerde kurulan ve büyük çapta mal üretenarazilerdi.

Mal üretimindeki gelişmeaynı zamanda iç ve dış ticaretin gelişmesine de yol açtı. Sınaî ve tarımsal üründeğişiminde aracı rolü oynayan önemli sayıda küçük ve büyük Bulgar tüccarlarıköy ve kasabalara geldiler. Bazı Bulgarlar da devlet vergilerinin toplanmasındatahsildar, büyük kentlere ve orduya kesimlik hayvan temininde ve Türkiye'nin diğer ülkelerleolan ticaretinde aracı olarak çalıştılar. XVIII. Yüzyıl sırasında Bulgartopraklarında basit mal üretimi ve ortaya çıkan kapitalizme dayanarak yeni bir sosyalsınıf, Bulgar burjuvazisi biçimlenmeye başladı. Bu sınıfın büyük çoğunluğu küçükzanaatkarlar ve tüccarlardı. Bunlardan daha iyi durumda olanlar ise büyük tüccarlarve tefecilerdi. Bunların Yunan tüccarları ve tefeci burjuvazisi ile ilişkisi oluponlara ve İstanbul Patrikliğine bağımlı idiler.

Bu nedenledir ki Yunanlıgibi davranırlar ve Yunanlı kabul edilmek hoşlarına giderdi.
Mal üretiminin gelişmesi ve kapitalizmin ortaya çıkışı, Osmanlı İmparatorluğu'ndakiaskerî, idarî sistemin kurumlarını zayıflattı ve bunun sonucu olarak, XVIII. Yüzyılınsonlarında, sistem büyük bir krizin içine düştü. İmparatorluğun, daha önceki güçve görkemi giderek azaldı ve parçalandı. Aynı zamanda kapitalizmin belirmesi sonucuyeni sosyal güçlerin ortaya çıktığı Balkan halkı ve Osmanlı yönetimi altındakidiğer Balkan Milletleri ulusal uyanış ve kalkınma dönemine girdiler.
allarınıgeri alma çabası içindedirler.

     ANA SAYFAYA DÖN   

KONUNUN BAŞINA DÖN

 
 
Z i Y A R E T C i - D E F T E R i
orhanyildiz.tr.gg
A N A - S A Y F A Y A - G i T
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=