İletişim Adresi

   
  ARTVİNLİ ORHAN
  Atabeylikler Sayfa 2
 


ATABEYLİKLER  Sayfa - 2

Karakoyunlular

XIV. yüzyılın ikinci yarısından XV. yüzyılınson çeyreğine kadar Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Kafkasya, İran ve Irak ve bir araHerat bölgesine hakim olan Karakoyunlular, bünyesinde çeşitli Oğuz topluluklarınıbirleştirmiş büyük bir Türkmen konfederasyonudur. Başlangıçta bir Türkmen topluluğunaad olan Karakoyunlu adı, bilâhare büyük bir imparatorluğun ve bu imparatorluk bünyesindekibütün Türkmenler'in siyasî adı olmuştur.
Her neferin en yüksekmevkie çıkması mümkün olan bu Türk Memlûk Devleti, Arapça kaynaklarda daimaTürkiye Devleti (=ed-Devletü't-Türkiyye) olarak zikredilmektedir. Bu Memlûk Devletiteşkilâtında en kabiliyetli gençlerin sivrilmeleri, idare tarzının esasını teşkilettiği cihetle, ancak fevkalâde hasletlere sâhip kimseler işbaşına geçebilir. Buyüzden akranları arasında en mümtaz olanlardan seçildikleri gibi, gayet itinalı biraskerî terbiyeye tâbi tutulmak suretiyle yetişen emîrlerin, Bahriye Memlûkları'ndanayrı olarak teşkil ettikleri gruplar sayesinde, devleti merkezîleştirerek, teşkilettikleri ordular, yakın-Doğu tarihinde mühim bir rol oynamağa muvaffak olmuş,Mısır ise, her türlü tecavüzden masun kalarak iktisaden ve fikren mütemadî birsurette inkişâf etmiştir. 
Bununla beraber,başlangıçta ufak iktâlara sahip olan onlar, yüzler emirlerinin, hârici tehlikelerkarşısında birleşmelerine rağmen, birbirleri ile olan rekabetleri sebebiyle ayrıayrı hususî Memlûk grupları teşkil etmeleri, kuvvetleri gittikçe azalan BahriyeMemlûkları'nın zararına oldu. 
Bahriye Memlûkleri'ninilk sultanı olup el-Melikü's-Sâlih'in Türk asıllı dul zevcesi Şeceretü'd-Dürr ileevlenerek iş başına geçen Aybey et-Türkmânî (1250-1257), başlangıçta BahriyeMemlûkleri'nin muhâlefeti ile karşılaştı. Zira el-Melikü's-Sâlih âilesine sâdıkkalan bu grup, Aybey'in Atabey olarak kalacağını, devletin başına da Eyyûbiler'denbir melikin getirileceğini ümid ediyor idi. Oğuz-Türkmen grubu ile BahriyeMemlûkları arasında çıkan anlaşmazlık dikkate şayandır. Aybey'in yeni bir MemlûkGrubu (=el-Muizzî) teşkil etmesinin, bu muhâlefeti arttırdığı söylenebilir.Nitekim, karşı koyup şiddetle cezalandırılan Bahriyeliler'den bir kısmı,Suriye'deki feodal Eyyûbî meliklerinin yanına gittiği gibi, diğer bir kısmı daKerak, Dımaşk (Şam) ve Filistin'e yayılmış, yüzotuz Bahriyeli de Anadolu SelçukluSultanına ilticâ etmiştir. 
İşte buBahriyeliler'den Dımaşk'a sığınanlar Eyyûbîler'den el-Melikü's-Sâlih İsmail(1202-1251)'i Atabey'e karşı teşvik etmişlerdi. Fakat Oğuz-Türkmenlerin yardımınısağlayan Aybey, kendisine karşı harekete geçen Eyyûbî meliklerini Abbâse'de mağlupetmeğe muvaffak oldu. Fakat çok geçmeden, Aybey'in Kıpçak veya Harezmli kölesi,Saltanat Nâibi Kutuz, Muizzîler'le birlikte hareket ederek, Aybey'i bertaraf etti veBahriyeliler'in Mısır'a gelmelerini sağladı.
Bu suretle Bağdad'ıalıp Abbasî Hilâfetine son veren Moğollar'ın sebep oldukları siyasî buhransırasında Muizzî ve Sâlihîler'in gayretleriyle iş başına geçen Kutuz (öl. 1260),Bahriyeliler'i kendi tarafına çektiği gibi, mühim bir mânevî nüfûz kazanarak,Gürcü ve Ermeni süvarileri tarafından desteklenen Moğollar'ı Ayn Câlût'ta müthişbir hezimete uğrattı (1260). Memlûkler gibi İslâm âlemi için Ayn Câlûtsavaşının maddî ve manevî sonuçları büyük oldu.
Moğollar'ın Suriye'densonra Mısır' da elde ederek, Franklar ile işbirliği yapmaları önlendiği gibi, yerlihalkın Memlûkler'e karşı itimadı arttı; Mısır, Türkler sayesinde, İslâmiyetinve Moğollar önünden kaçan halkın yegâne melcei hâline geldi. Fakat, Kutuz'un dayeni bir Memlûk grubu kurması aleyhine oldu. Kendi soyundan Borlular'ın desteklerinisağlayan Baybars, Kutuz'u öldürüp (22 Ekim 1260) Bahriyeliler'in yeniden iş başınageçmelerini sağladı.

Kıpçak boylarından Borç-oğlu veya Borlu boyuna mensup olup Ayn Câlût'ta esas rolü oynayan Baybars et-Türkî (1233-1277), ilk iş olarak, Kutuz'un koymuş olduğu ağır vergileri kaldırdı; Bahriyeliler'e iktâlar verdi. Ayrıca ırsî reislerinin emir ve idaresi altında yaşayan Türkmen boy ve uluslarını, küçük parçalara ayırarak, ayrı ayrı sahalara iskân etti (1264).

Bütün geçitler, dar boğazlar Türkmenler (sonradan: Halep ve Şam Türkmenleri) tarafından tutulduğu gibi, sahiller de diğer Türkmen gruplarının (Lübnan'da: Kesrivan Türkmenleri) kontroluna geçti. Baybars, el-Melikü's-Sâlih gibi Memlûk Devletini merkezîleştirmeğe çalışarak, idarî, askerî ve ticarî bakımdan büyük faideler temin eden bir takım tedbirler aldı; yeni bir teşkilât kurdu; kendi ismine nisbetle ez-Zâhirî adını alan ırkdaşlarından mürekkep yeni bir Memlûk grubu meydana getirdi.

Öte yandan Moğollar'ın istilâsında bulunan yerlerden gelmiş Türkler, Memlûk Sultanlığı'na ilticâ ederek, para ve zeâmet karşılığı askerî grupları teşkil ettiler. Bu suretle belli-başlı iktâlara sahip olmak suretiyle gitgide çoğalan Memlûk grupları, çok geçmeden, kendi beylerinin emrinde, devletin mukadderatına hâkim olmakta geçikmediler.

Baybars, bilhassa, Hıristiyanlar ile Ayn Câlût'un intikamını almak hevesinde olan Moğollar'ın müşterek bir hareketlerini göz önünde tutmuş, kuzeyde Küçük Ermenistan krallığı, sahillerdeki Franklar, Kıbrıs Krallığı, nihayet tâkip ettiği sünnî siyaset yüzünden Suriye ve Mısır'daki İsmâîlîler, Nuseyrîler gibi kuvvetli şiî unsurlarla savaşmak zorunda kalmıştır.

Baybayrs'ın ölümü üzerine (1277), yerine oğlu Berke, sonra da Sülemiş geçmiş ise de, bunları bertaraf eden Kıpçaklı Kalavun (öl. 1290), Moğollar ve Franklar'la savaşmış, Kastilya Kralı Alfons ve Sicilyalı Jacob ile bir nevi tedâfüî ittifak yapmıştır. Ayrıca Şamamûm emrindeki Nubyalılar ile de savaşan Kalavun, 1290'da Akkâ'yı fethe hazırlanırken vefât etmiştir.

Kalavun ve halefleri 1382'ye kadar beş nesil boyunca hüküm süren bir nevi saltanat-hânedânı kurmağa çalışmış ve bunda da muvaffak olmuştur. Ancak hânedânını devam ettirmek gayesiyle, el-Melikü's-Sâlih'i taklid ederek, Türk Memlûk gruplarının varlığına rağmen, ayrı cinsten olan Çerkesler'den yeni bir Memlûk grubu teşkil etmesi neticesinde, hânedânı bu Memlûklere istinad ettiği cihetle, Karadeniz limanlarında kurulmuş olan büyük pazarlardan, Venedik ve Ceneviz gemileri ile Mısır esir pazarlarına sevkedilen Çerkes memlûkleri gittikçe çoğalarak zamanla Mısır'ın mukadderatını ellerine geçirdiler.

Kalavun'un on iki bin Memlûk arasında seçerek el-Mukaddem dağından derin bir hendek ile ayrılmış olan Kal'atu'l-Cebel (=dağ kalesi)'e yerleştirdiği üç bin yediyüz Âs ve Çerkes, kale burçlarına nispetle Burcîye Memlûkleri (=el-Memâlîku'l-Burcîyye) adını aldı. Hemen ilâve edelim ki, Çerkesler'in gittikçe çoğalıp diğer Memlûkler'e üstünlük sağlamaları hususu, çok geçmeden Kalavun-oğulları'nın da dikkat nazarlarını çekti.

Filvâki, hükümdarlar yeni Memlûk grupları teşkil ederek muvazene tesisine muvaffak olmuşlarsa da, gerek bu grupların, gerekse yeni unsurlarla beslenmek suretiyle teşekkül eden Türkmen gruplarının Çerkesler'le mücadelesi Berkuk'un zamanına kadar devam etti. Büyük Türk hükümdarı el-Melîku'n-Nasır Mehemmed (1293-1341) üçüncü saltanatında Çerkes Memlûkler'in çoğalmaları meselesini ele aldı.

1315 senesinde tanzim ettirdiği Kadastro (Revku'n-Nâsırî)da mevcut on beş vilâyetin Çerkesleri'ni tespit ettirerek, kimliklerini araştırdı; sayılarını azalttı. Bunun üzerine Mısır ve Suriye'nin belli başlı önemli noktalarını ellerine geçirmeğe muvaffak olan Şam ve Halep Türmenleri, Memlûk ümerâsı arasında yeniden mühim bir mevki elde etmeğe başladılar.

Nitekim, Mısır-Anadolu münasebetlerinin çok sıklaştığı bir devirde, Kosun, Şeyhûn, Altunbuğa, Aydoğmuş ve Mancak gibi Anadolulu emirler (=er-Rûmî), bu devir olaylarında önemli roller oynadıkları gibi, Türkçe de dinî ve hukukî sahalarda büyük bir önem kazandı. Mısır'a gelen bu Türk ümerânın teşkiline muvaffak oldukları Memlûk grupları, umûmiyetle, muhtelif Türk boy ve oymaklarına mensup Türkmenler'den teşekkül ediyordu; bunların Mısır'a gelmelerine de, el-Melîku'n-Nâsır Mehemmed'in Güney Anadolu beylikleri, bilhassa Karaman-oğulları ile yakın teması sebep olmuş idi.

Öte yandan el-Melîku'n-Nâsır'ın Deşt-i Kıpçak ile olan diplomatik münasebetleri, Altun-Ordu hükümdarları üzerinde müslümanlık bakımından mühim tesirler icrâ ettiğinden Kırimî, Sarâyî, Gülüstânî nisbelerini kullanan bu mıntıka halkından bir kısmı, Mısır'a gelerek, Memlûk Sultanlığı'nın hizmetine girmişlerdir. Melîku'n-Nâsır'ın batı hakkındaki bilgisi de gayet geniş idi. Nitekim, 1336'da Kahire'ye gelen Johannis de Mandeville, el-Melîku'n-Nâsır'ı görüp onunla mülâkat etmiş ve bu sultanın batı hakkındaki fikirlerini öğrenerek hayrete düşmüş idi.
 

Umûmiyetle Hanefi mezhebinde olup el-Melîku'n-Nâsır'a bağlı bulunan Suriye'nin seçkin Nâib (=Vali)leri, bu hükümdarın vefâtını müteâkip (1341), oğullarının Memlûk Sultanlığı tahtına çıkmalarında mühim roller oynadılar, fakat Halep ve Şam Türkmenleri'ne istinad etmek suretiyle 1360'da Nâsır'ın oğlu Hasan'ı bertaraf eden Nâiblerden Yulbuga el-Umerî, saltanat nâibi olarak, Memlûk Sultanlığı'nın mukadderatına hâkim oldu; Aybey, Kutuz ve Kalavun'u taklid ederek, satın aldığı kölelerden Çerkesler'in ekseriyette bulunduğu yeni bir Memlûk grubu (=Yulbugâviye) teşkil etmekle mevkiini sağlamlaştırmak istedi. Bununla beraber, Türkmenler'e mensup emirler, Kalavunoğulları'nı da elde etmek suretiyle, bu yeni Memlûk grubu ile mücadeleye giriştiler; bunlardan biri olan Taybuga et-Tavil (uzun), bütün nüfuzu elinde toplayarak Yulbuga'yı öldürttü (1367). Yulbugâviyeler Suriye'ye sürüldü.

Kahire'deki malları müsadere edildi. Fakat, Memlûk Sultanı Şâban'ın bir süre sonra, Yulbugâviler'i Mısır'a çağırması, bunların yeniden çoğalarak nüfûzlarının artmasına ve çok geçmeden kendi şefleri Berkuk'un etrafında toplanmalarına sebep oldu.

İşte Yulbugâviyeler'in tabiî şeflerinden biri olan Berkuk, efendisi Yulbuga'yı taklid etmek suretiyle, satın aldığı kendi cinsi Çerkesler'den yeni bir Memlûk grubu teşkil etmeğe muvaffak oldu. Zâhirî Memlûkları (=Memâlîkü'z-Zâhiriyye) ismini alan bu Memlûk grubu, gittikçe çoğalarak, Mısır'daki Çerkes ekseriyetinin artmasına ve hâkimiyetin bunlara geçmesine sebep oldu.

Bu suretle Çerkesleri iş başına getirmeye muvaffak olan Berkuk, kara yollarının emniyetini ve ticâret kervanlarının sâlimen Mısır'a gelmelerini temin ettiğinden el-Kârimî tüccârlarının da desteği ile 1382'de saltanata geçti. fakat Mısır'ın mukadderatını ellerinde bulunduran Türk emirleriyle çarpışmak zorunda kaldı. Yulbuga en-Nâsırî ve Mintaş gibi Türk emirleri ile yaptığı savaşları kaybederek tahttan indi ise de, bu iki Türk emirinin aralarında zuhur eden rekabet yüzünden, 1390'da yeniden saltanata geçti.

Bununla beraber, Türk potası içinde eriyen Berkuk, iyi bir diplomat olarak, Timur' karşı Bayezid, Kadı Burhaneddin Ahmed ve Altun Ordu hükümdarı Toktamış Han ile anlaştı; Celâyirli hükümdarı Sultan Ahmed'i müdafaa etti. 20 Haziran 1399'da vuku bulan ölümü ile bütün bu ittifaklar dağıldı. XIV. yüzyıl Yakın-Doğu tarihinin mühim simalarından biri olup siyasî ve iktisadî buhranların iş başına getirdiği Berkuk, rakiplerinden Timur'un kuzeyde Toktamış, Bayezid'in batıda Macarlar ve Haçlılarla meşgul olduğu bir sırada, dahilî mücâdeleler ile yıpranan Memlûk Sultanlığı'nı merkeziyetçi bir devlet haline sokmuş, Osmanlılar tarafından da bazı hususları benimsenen Memlûk teşkilâtını bir kat daha kuvvetlendirmiştir. Fakat, Türk millî şuûruna yabancı olmadığı anlaşılan Berkûk'un bütün meziyetlerine rağmen, kendi cinsi olan Çerkesler'i iş başına getirmek maksadiyle, Türk emirlerine karşı giriştiği mücâdele, Memlûk Sultanlığı'nın âtisi için faydalı olmamış, Türk ve Çerkes rekabetinin doğurduğu ayrılık ise devleti temelinden sarsmıştır.

Karakoyunlular kabilesinin adı,ongunlarının koyun olması ile alâkalı sayılıyorsa da, diğer kavimlerde olduğugibi eski Türklerde de totem olarak kabul edilen hayvanın etinin yenmesi yasak olduğundanbu ismin onlara ait sürülerin rengi ile ilgili olması da mümkündür. Moğol hâkimiyetininçöküntüye başlaması ile faaliyete geçen Doğu Türkmenlerinin en belli başlı şubelerindenbirisi olan Karakoyunlu kabilesinin 24 Oğuz boyundan hangisine mensup olduğuna dairkesin bir bilgiye sahip değiliz. Bu konuda yapılan araştırmalarda kesin olmamaklaberaber bu kabilenin Yıva veya Yazır boyuna mensup olabilecekleri üzerinde durulmaktadır.

Karakoyunlu Siyasî Teşkilâtını Meydana Getiren Türkmen Boyları

Bir boylar Konfederasyonu olan Karakoyunludevletine, Karakoyunlu kabilesi etrafında toplanan bazı Türkmen toplulukları siyasîbir hüviyet kazandırmışlardır.

Önemlerine göre bu Türkmen toplulukları şunlardır:

1. Karakoyunlu Kabilesi: Karakoyunlu hânedânınınçıktığı kabiledir.

2. Sa'dlu Kabilesi:Karakoyunlular'ın enönemli kabilelerinden birisiydi. Karakoyunlu hânedânı ile akraba idi. GüneyKafkasya'da Sürmeli Çukuru, Erîvan ve Nahçıvan bölgesinde yaşamakta idiler.

3. Duharlı Kabilesi: Erzurum ve Bayburt bölgesindeoturan bu kabile Osmanlı kaynaklarında Tokarlu olarak bilinmektedir.

4. Karamanlu Kabilesi:Bu kabile adınıKarakoyunlu hükümdârı Kara-Yusuf'un emirlerinden olan Emir Karaman'dan almıştır.Gence ve Berdaa bölgesinde yurt tutmuşlardı. Karakoyunlular'ın yıkılmasından sonraAkkoyunlular'a cephe almışlar ve Safevî hanedânının ortaya çıkmasında büyük roloynamışlardır. Safevî Hükümdarı Şâh Abbas zamanında yedi kızılbaş teşekkülündenbiri olan Ustacalu boyuna Çakırlu bağlanmışlardır. Bugün Kuzey Azerbaycan'dakiGence ve Berdaa bölgelerindeki Karaman ve Karamanlu şeklindeki yer adları bu kabileninhatıralarıdır.

5. Çakırlu (Çekirlü): Erdebil bölgesindeyurt tutmuş olan bu kabileyi Faruk Sümer Kürt menşeli göstermiş olmasına rağmen,Z. Velidî Togan'ın belirttiği üzere Kıpçak Türkleri'ndendir. Kıpçaklar, Gürcüler'inmüttefiki sıfatıyla Kafkaya'ya girmişler ve Tebriz çevresine yerleşmişlerdi. Dahasonra İslâmiyeti kabul eden Kıpçak Türkleri Şems'üd-din İl-deniz hükümdârlığındaAzerbaycan'da bir atabeylik vücuda getirmişlerdi. Kengerlü, Karabörk, Karapapah,Becenek, Koman, Komanlu, Çoruk, Çakır ve Çakırlu kabileleri işte bu Kıpçak Türkleri'ninbakiyeleriydiler.

6. Baharlu Kabilesi: Karakoyunlular'ınikinci derecede önemli kabilesiydi. Karakoyunlu kabilesi ile doğrudan akrabaydılar.Hemedân bölgesinde yurt tutmuş olan Baharlu kabilesi, Akkoyunlu hakimiyetinden sonra doğuyaçekilmiştir. Baharlu reislerinden Ali Şeker Bey'in ahfadından Bayram Han, Ekber Şah(1556-1605)'in yakın adamlarından idi. Ayrıca Dekken (Dahkân)'da Kutbşâhîlerdevletinin kurucusu olan Sultan Kulu (veya Kuli) de Karakoyunlular'dandı. Baharlu oymağındanbir grup bugün Kazvin'i batısındaki Hamse vilâyetinde yaşamaktadır.

7. Alpağut Kabilesi: Karakoyunlu oymaklarındanbirisi olup, Kara-Yusuf zamanında Hemedân bölgesi Alpağut Türkmenleri'nin elindeydi.Safavîler devrinde Azerbaycan'da Berdaa bölgesinde, Sa'd Çukuru ve Şirvan taraflarınayerleşmişlerdir.

Karakoyunlu Devleti (1365-1469)

İlhanlı hakimiyetinin iç kavgalar sonundayıkılmaya yüz tuttuğu sırada Karakoyunlular'ın Akkoyunlular ile birlikte tarihsahnesine çıktıklarını görüyoruz. İlhanlılar zamanında Doğu Anadolu, birisimerkezi Ahlat olmak üzere Van bölgesi eyâleti, diğeri merkezi Musul olmak üzereDiyarbakır, Mardin Musul bölgelerini kapsayan iki askerî bölgeye ayrılmıştı.Diyarbakır valisi Sutay (Ölm. 1332)'ın oğlu Hacı-Tugay ile diğer oğlu Barımbay'danolan torunu İbrahim-şâh, Sutay zamanında Musul'dan Erzurum'a kadar genişlemiş olaneyâleti ele geçirmek için birbirleriyle mücadeleye başladıklarında KarakoyunlularHacı-Tugay'ı, Akkoyunlular İbrahim-şâh'ı desteklemişlerdir.

Bu taht kavgasını Hacı-Tugaykaybetmiş ve 1343 yılında yeğeni tarafından öldürülmüştür. Bu mücadele sonundaKarakoyunlular, Musul, Van Gölü çevresi ve Erzurum'a, Akkoyunlular ise Diyarbakırçevresine hâkim olmuşlardır.

İbrahim-şâh'ın 1350 yılındaki ölümü ve yerine geçen yeğeni, Hacı-Tugay'ınoğlu Pîr Muhammed'in bir Türkmen emiri olan Hüseyin bey tarafından öldürülmesi ilebölgedeki Moğol hakimiyeti sona erdi. Bu tarihten itibaren başlayan Türkmenhakimiyeti, Hüseyin Bey'in 1351 tarihinde Karakoyunlu Bayram Hoca tarafındanöldürülmesiyle Karakoyunlu oymağı çevresinde şekillenmeye başladı.

Türkmenlerüzerinde Karakoyunlu oymağının hakimiyetini kuran Bayram Hoca'dan 1365 tarihine kadarkaynaklarda bilgi bulunmamaktadır. Ancak bu tarihlerde Türkmenler'in Doğu veGüneydoğu Anadolu, Musul ve çevresine tamamen hâkim oldukları daha sonraki olaylardananlaşılmaktadır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Azerbaycan'ın Türkmenleşmesi'ndebüyük rol oynayan Karakoyunlular, aynı zamanda yaptıkları başarılı mücadeleleriile de tarihe geçmişlerdir. Denilebilir ki, büyük bir cihangir olan Timur'a karşıböyle bir mukavemet gösteren başka bir topluluk çıkmamıştır.

1365-1469yılları arasında bir hakanlık haline gelen Karakoyunlular'ın belli başlıhükümdârları şunlardır:
1. Bayram Hoca (1365-1380?)
2. Kara Mehmed Bey Durmuş (1380-1389 Nisanı)
Bayram Hoca'nın oğlu veya kardeşinin oğlu olduğu konusunda bilgiler vardır. Kesinlikkazanmamıştır.
3. Kara Yusuf Bey Bahadır (Nisan 1389-13/11/1420). Kara Mehmed oğlu.
4. İskender Bey (13/11/1420-1/4/1437). Kara Yusuf oğlu.
5. Sultan Muzafferüddin Cihân Şâh (1/4/1437-11/11/1467). Kara Yusufoğlu.
6. Sultan Hasan Ali (11/11/1467-1469 Nisanı). Cihan-şâh oğlu.

Akkoyunlular 

Akkoyunlu oymağının Doğu Anadolu'ya geliş tarihihakkında güvenilir bilgiyi, Akkoyunlu hanedanının tarihi olan, Ebû Bekr-i Tihrânî'ninKitâb-ı Diyarbekriyye'sinde bulmak mümkündür. Devletin kurucusu Karayülük OsmanBey'i, Bayındır Han vâsıtasıyla 52. göbekte Oğuz Hân'a bağlayan yazar, oymağınilk önce XIII. asrın başlarında Doğu Anadolu'da göründüğünü, Moğol istilâsınakarşı koyduklarını, giderek Diyarbekir havâlisine hâkim olup, bu arada Trabzon RumDevleti'ne ve Gürcülere karşı da seferlere giriştiklerini kaydeder.

Akkoyunlu Kabilesinin Menşei ve Teşekkülü

Konar-göçer bir Türkmen topluluğu olanAkkoyunlular'ın adlarının besledikleri sürülerden verilmiş olması muhtemeldir.Çeşitli Farsça ve Arapça kaynaklar, Akkoyunlular'ın menşe'lerinden bilgivermeksizin, Selçuklu ve Artuklu beğlerinden olduklarını ifade etmelerine karşılıkyukarda zikredilen Akkoyunlu tarihi olan Kitab-ı Diyarbekriye'de Akkoyunlular Oğuz Hanneslinden gelmektedir denilmektedir.

Buna göre Oğuzlar'ın Bayındır boyunun bir oymağı olan Akkoyunlular'ın Peygamberdevrinde (VII. yüzyıl) Kıpçak ülkesine, oradan da Ârran Ovası'na geldiklerini,Selçuklular döneminde bu devletin hizmetine girdiklerini ve Diyarbakır bölgesininkendilerine ikta olarak verildiğini kaydetmektedir.

Oğuzlar'ınBayındır boyundan inen Akkoyunlular'ın tarihi 1300 yıllarından itibarenbilinmektedir. Akkoyunlular'dan bilinen ilk tarihi simâ Tur-Ali Bey'dir. Karakoyunludevletini yıkarak (1469) onun yerine büyük bir Türkmen devleti haline gelenAkkoyunlular'ın bu tarihe kadar başlarında bulunan reisleri şunlardır:

1. Tur-Ali Bey (?-1360): Babası AkkoyunluBeylerinden Pehlivan Bey'dir. Kendisine bağlı Türkmenler'le Diyarbakır'da yurttuttuğu bilinmektedir. İlhanlı Gazan Han (1248-1291)'a genç yaşta intisap ettiği veonun maiyetinde Suriye seferine katıldığı bilinmektedir.

2. Fahreddin Kutlu Bey (1360-1389):Babası Tur-Ali Bey'den sonra Akkoyunlular'ın reisliğine gelmiştir. Devri oldukçahareketli geçmiş, Sivas hakimi Kadı Burhaneddin, Trabzon Rum İmparatorluğu, MısırMemlûk Sultanlığı ve amansız rakipleri Karakoyunlular'la mücadele etmiştir. 1389yılında ölen Fahreddin Kutlu Bey'in mezarı Bayburt'un Sinor köyündedir.

3. Ahmed Bey (1389-1397): Fahreddin KutluBey'in oğludur. Babasının ölümü üzerine Akkoyunlular'ın reisliğinegetirilmiştir. Uzun süre Kadı Burhaneddin'in yüksek hakimiyetini kabul etmek zorundakalan Ahmed Bey, 1397 yılında onun tarafından öldürülmüştür.

4. Fahrüddin/Bahaüddin Kara-YülükOsman Bey (1397-1435): Akkoyunlular'ın Doğu Anadolu'da hakimiyetini perçinleyenreisleridir. Fahreddin Kutlu Bey'in oğullarındandır. Rakipleri ve ağabeyi Ahmed Bey'iöldürten Kadı Burhaneddin'i mağlûp ve katletmiş, daha sonra KarakoyunluKara-Yusuf'la Türkmenler üzerindeki hakimiyet ve Doğu-Güneydoğu Anadolu'yu elde etmekiçin amansız bir mücadeleye girmiştir.

5. Celâlüddin Ali Bey (1435-1438): Kara-Yülük Osman Bey'in veliaht tayin ettiği oğlu olup, babasının yerine Akkoyunlu reisliğine getirilmiştir.

6. Nurüddin Hamza Bey (1438-1444): Kara-Yülük Osman Bey'in diğer oğludur.

7. Cihangir Bey (15/10/1444-1453): Celâlüddin Ali Bey'in oğludur. Hakim olduğu Urfa'dan hareketle Akkoyunlu beyliğini tekrar toplamayı başarmıştı.

8. Nusretüddin Ebû-Nasr Uzun Hasan Bey (1435-6/1/1478): Akkoyunlular'ı bir devlet haline yükselten, Akkoyunlu Uzun Hasan Bey olmuştur.

Karakoyunlular'ın büyük hükümdârı Cihân-şâh'ı (1467), Türkistan hükümdârı Ebu Said'i (1469) ortadan kaldırarak bütün İran'a, Irak'a, Kafkasya'ya ve Doğu Anadolu'ya sahip oldu.

Batı Anadolu'ya doğru olan hedefi Osmanlı hükümdârı Fatih Sultan Mehmed (1451-1481) karşısında aldığı Otlukbeli (11 Ağustos 1473) yenilgisi ile neticesiz kaldı. Bu yenilgiye rağmen ayakta kalmayı başaran Uzun Hasan, Orta ve Batı Anadolu'dan tamamen elini çekmekle beraber Tebriz taht merkezi olmak üzere diğer Akkoyunlu topraklarını elinden bırakmadı.

1478 yılında vefat eden Uzun Hasan, büyük devlet adamlığı vasfı yanında memlekette uzun süreden beri ihmal edilmiş olan imâr faaliyetlerine hız verdi. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu harap eden aşiret kavgalarına, mera, otlak anlaşmazlıklarına son verebilmek için birçok kanunlar düzenledi. Bu kanunlar uzun süre bölgede "Hasan Padişah Kanunları" olarak anılagelmiştir. Osmanlılar dahi Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesini ele geçirdikleri zaman bu kanunlarda çok az değişiklikler yaparak yürürlükte bırakmışlardır.

9. Sultan Halil (6/1/1478-24/12/1490):Uzun Hasan Bey oğlu.

10. Sultan Yâkub (15/7/1478-24/12/1490): Uzun Hasan Bey'in diğer oğlu olup, son dirayetli Akkoyunlu hükümdârıdır. Ölümünden sonra devlet inkırâza yüz tutmuştur.

Sultan Yakub'dan sonra sırasıyla Sultan Baysungur (24/12/1490-1492 Mayıs), Sultan Rüstem (Mayıs 1492-1496 yılı başı), Sultan Dâmâd/Ahmed Göde/(1496 başı-1498), Sultan Mehmed (1498-1500), Sultan Elvend (1500-1504), Sultan Murad (1504-1508) hükümdârlık yapmışlardır. Akkoyunlu devletine diğer bir Türk teşekkülü olan Safevî hanedanı son vermiştir.

     ANA SAYFAYA DÖN   

KONUNUN BAŞINA DÖN

 
 
Z i Y A R E T C i - D E F T E R i
orhanyildiz.tr.gg
A N A - S A Y F A Y A - G i T
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=