İletişim Adresi

   
  ARTVİNLİ ORHAN
  Atabeylikler Sayfa 1
 


ATABEYLİKLER  Sayfa - 1

Fars Atabeyliği(Salgurlular) (1147-1284)

Selçuklular'ınbaşlangıcından beri İran'ın Fars bölgesinde hizmet gören Oğuz Salgur (Salur)boyundan Atabey Sungur'un Irak Selçuklu sultanı Mes'ud zamanında istiklâl ilân etmesiile kurulmuştur (1147). Başkent Şîrâz şehri idi.
Sungur'un ölümü(1116)'nden sonra oğlu Zengî Irak Selçuklu devletini tanımak zorunda kaldı ve budurum Selçuklu Devleti yıkılıncaya kadar (1194) devam etti. Kardeşler arası mücadeledeüstünlük sağlayan Sa'ad I. (Zengî'nin oğlu) 1203'de Salgurlu hükümdarı oldu. Ülkesiniimâr etti.
Bir ara Harezmşahlar'aesir düşen Sa'ad (ölm. 1231)'den sonra oğlu Ebû Bekir (ölm. 1260) geçti. İranlışâir Sa'dî-i Şirazî ünlü eserlerini bu atabeyin himayesinde yazmıştı. Atabeylikİlhanlı Moğollar'a tâbi oldu. Daha sonra Sa'ad II'nin kızı, Moğol hükümdarıHulagu'nun oğlu ile evlendi ve bu hâtunun 1284'te ölümü ile sülâle nihayet buldu.

Azerbaycan Atabeyliği: İl-Denizliler (1146-1225)

Aslen Kıpçak Türkleri'nden olup, Irak Selçuklusultanı Mesud zamanında bu devlette vazife alarak, kudreti sayesinde idare kademelerindederece derece yükselen Şemsüddin İl Deniz, Azerbaycan umumî vâlisi iken, Gürcü veAbhaza saldırılarına karşı koruduğu, hattâ Erivan ve Şirvân havalisini de Selçuklular'abağladığı bu bölgeyi, 1146'dan itibaren müstakilen idareye başlamış ve bir sülâlekurmuştur. Sultan Tuğrul II'nin dul kalan zevcesi ile evlenerek Selçuklu âilesinegirmiş olan İl Deniz'in merkezi Tebriz şehri idi.

Nahçıvan ve Gence de buraya bağlıidi. Sultan Arslan-şah zamanında "atabek-i a'zam" diye anılan İl Deniz'iniki oğlundan Cihân Pehlivan devletin "baş-hâcip"i, Kızıl Arslan Osman daordu bakanı olmuşlardı. İl Deniz'in ölümü (1175)'nden sonra, Cihân Pehlivan yalnızAzerbaycan'ın değil, bütün Irak Selçuklu sultanlığının en kudretli adamı hâlinegeldi. "Hâkan-ı Acem" ünvanını taşıyordu.

60-70 kadar"bende"si bütün memleketi kontrolleri altında tutuyorlardı. Daha sonra kardeşiOsman da bir aralık kendini "Irak Sultanı" ilân etmişti (1191). Bunun oğluEbû Bekir 1200'e doğru Hemedan'a, hattâ Isfahan'a kadar nüfuzunu genişletmişti.Fakat 1211'de Azerbaycan Atabeyi Özbek Harezmşahlar'a bağlanmak zorunda kaldı ve CelâleddinHarezmşah'ın Tebriz'i zapt etmesi ile (1225) atabeylik sona erdi, arkasından memleketMoğollar tarafından istilâ edildi.

Erbil Atabeylikleri: Beğ-Teginliler: (1146-1232)

Musul Atabeyi Zengî'nin Musul vâlilerinden olanZeyn'üd-din Ali Küçük, Zengî'nin ölüm tarihinde (1146), Erbil merkez olmak üzere,Şehr-i Zor, Hakkâri, Sincar ve Harran'a sahip bulunurken, ömrünün sonuna doğru, adilolması sebebiyle ülkesini Musul atabeyi Mevdûd'a bırakarak, Erbil'e çekilmişti(1167).

Oğlu Atabey Muzaffer'üd-din Kök-böri, önce Musulatabeyi Seyf'üd-din Gazi II'nin hizmetine girdi, sonra Salâh'üd-din Eyyûbî ile işbirliğiyaparak, yardımına karşılık Urfa'yı aldı (1183) ve onun kızkardeşi ile evlendi(1185).

Salâh'üd-din'in ölümü(1193) üzerine tamamen müstakil olarak, komşuları ile ve Eyyûbîler'le dostça geçinmek,birkaç Moğol akınını püskürtmek suretiyle ülkesini korudu. Kök-böri 44 sene sürenatabeyliği zamanında memleketini imâr etti. Bir ara Anadolu Selçukluları'na tâbiolan Kök-böri'nin ölümü (1232)'nden sonra, kendisinin vârisi olmadığı için,Erbil atabeyliği toprakları, vasiyeti gereğince, Abbasî halifeliğine intikal etti.

Şam Atabeyliği: Börililer: (1128-1154)

Suriye'de Selçuklu atabeyi, Haçlılar'la mücadelesindendolayı "Seyf'ül-İslâm" diye anılan, Tuğ-tegin'in öldürülmesi (1128) üzerineyerine geçen oğlu Tâcüddin Böri önce bâtinîliğin bir kolu olarak Suriye'de gelişenİsmâîlîler'le uğraştı.

Çünkü bunlarKudüs'ün Haçlı kıralı ile anlaşmış, Şam'ın Franklar'a geçmesine yardımcı birduruma girmişlerdi. Böri, 20 bin kadar İsmâîlî'yi kılıçtan geçirmek suretiyle Şam'ıkurtardı, fakat kendisi de bir İsmâîlî tarafından öldürüldü (1132).

Yerine arkaarkaya atabey olan ve memleketlerini Zengî oğullarından korumağa çalışan İsmâîl,Mahmud ve Mehmed adlarındaki üç oğlundan sonra (1139), bunlardan Mehmed'in oğluAtabey Mucîrüddin Abak da aynı siyâseti güderek varlığını muhafazaya gayret etti.Sonunda zayıf Şam atabeyliğine Nûrüddin Mahmud (Musul Atabeyi) tarafından Şam'ı işgaledilmesi ile, son verildi (1154).

Musul-Sincar-Haleb Atabeyliği: Zengîliler: (1127-1259)

Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın Haleb vâlisiAk Sungur (ölm. 1094)'un oğlu İmâdüddin Zengî, Irak Selçuklu hükümdarı Mugîs'üd-dînMahmud tarafından Musul vâlisi tâyin edilmiş (1127). Zengî Cizre kalesini,Nusaybin'i, Sincar ve Harran'ı aldıktan sonra, Haçlılara karşı müdafaa ettiğiHaleb'i de kendisine bağlayarak kuzey Irak'tan Akdeniz'e kadar uzanan bir devlet kurdu(1128-1146).

Başlıca gayesi Suriye Frank iktidarına karşı birMüslüman Türk birliği meydana getirmekti. Hama'yı (1130), Antakya Haçlı Prensliğielinden Kefertâb ve Maarrat'un- Numâniye gibi kaleleri aldı. Trablus Haçlı kontluğundakiBa'arin kalesini kuşattığı zaman, üzerine gelen Kudüs kıralı Foulque d'Anjou'yu mağlûpve esir etti (1137).

Sonra mücadeleyedevamla, Urfa'yı ele geçirerek Frank kontluğunu ortadan kaldırdı (1144) ki, bu mühimhâdise Avrupa'da kral ve imparatorlar idaresindeki II. Haçlı seferinin hazırlanmasınayol açmıştır.

Zengî'nin oğlu NûrüddinMahmud Haleb'de, öteki oğlu Seyfüddin Gazi I, Musul'da idi. Babalarının ölümü(1146)'nden sonra bunlar atabeyliği iki kısım hâlinde idareye başladılar. Halebatabeyi Mahmud, Haçlılar'ın karşısına çıkan büyük kumandanlardan biri olarak tanınmıştır.Antakya Haçlı prensi Raymond de Poitiers'yi mağlûp (1149) ve topraklarının mühimbir kısmını işgal eden Mahmûd, 1154'de Şam atabeyliğini de kendine bağlamış,sonra dikkatini vatan müdafaacısı sünni Türkler'e sırt çeviren Şiî Arap Fatimîlerelindeki Mısır'a çevirerek orada vezir Sâver'in işbirliği yaptığı Kudüs kıralıBohémond III'ü mağlûp ederek Türk hâkimiyetini tesise çalışmıştır (1164).

1167'de NûrüddinMahmud'un gönderdiği Şirkûh, Mısır'da faaliyette bulundu, bunun beraberindeki Salâhaddin(Eyyûbî) Mahmud'un temsilcisi olarak idareyi ele aldı (1171). Fâtımî devleti tarihekarıştı. Mahmud'un ölümünden (1174) sonra Şam ve Haleb atabeylikleri Eyyubî âilesineintikal etti.

Musul'a gelince, SeyfüddinGazi'den kardeşi Mevdûd'a geçen bu bölgede, Sincar Zengî II'ye verildi. Bunun kardeşiMes'ud zamanında, Musul ve Sincâr Eyyûbî tâbiiyetine girdi (1186). Nihayet bütün bölgeMoğol İlhanî devleti tarafından işgal olundu (1259).

Hârezmşâhlar

Hazar denizinin doğusunda Ceyhûn (Amû Deryâ)nehrinin aşağı mecrâsının her iki tarafında bulunan ülkeye Hârezm ismi verilmiştir.Bu ülkenin başkenti Gürgenç (veya Gürgânc-Ürgenç)'dir.

Adı geçen bölgeye hâkim olan veyaidare eden kimselere verilen unvan ise "Hârezmşâh"dır.Tarihçilere göre Hârezmşâhlar tarihi esas itibarıyla dört kısma ayrılmıştır.
Afrigîler, İslâm'dan önce mevcut olup 995 yılına kadar devam etmiştir.


Me'mûnîler (995-1017)
Altuntaş ve oğulları (1017-1041)
Hârezmşâhlar Devleti (1097-1231)

Hârezmşâhlar Devleti’nin Kuruluşu 

Sultan Alp Arslan zamanında (1063-1072) Selçuklularbu bölgeyi zabtetmişler ve saraylarında vazife gören Taşt-dârların tahsisatını Hârezm'ingelirinden vermişlerdi. Hârezmşâhların atası Anûştegin bir Türk memlûku idi.

Emîrlerden Bilge Tegin tarafındansatın alınarak Selçuklu sarayına getirilmiş kısa zamanda zekâsı ve çalışkanlığıile kendini göstermiş ve Taşt-dâr tayin edilmişti. O da saraydaki vazifesi sebebiyleHârezm'in gelirinden yararlanıyor, fakat görevini bırakamadığı için merkezden gönderdiğinâibleri vasıtasıyla bu bölgeyi idare etmişti.

Daha sonra SelçukluSultanı Berkyaruk devrinde (1094-1105) bu bölgeyi İkinci (Ekinci) b. Koçkar adındabir valinin idare ettiğini, fakat bu şahsın öldürülmesinden sonra (1097), Anûştegin'inoğlu Kutbeddîn Muhammed'in "Hârezmşâh" tayin edilmesiyle, HârezmşâhlarDevleti'nin kurulması için ilk adımın atıldığı söylenebilir.

Kutbeddîn Muhammed,ölümüne kadar Selçuklulara sadık bir şekilde Hârezm'i yönetmiş, bölgedeki nüfuzve kudretini çoğaltmağa çalışmış ve bunda da muvaffak olmuştur. KutbeddînMuhammed, Sultan Sencer'in sarayına bir yıl kendisi gider, ertesi yıl da büyük oğluAtsız'ı gönderirdi. Ayrıca bu ziyaret sırasında Hârezm'in yıllık vergisini,hediyelerle beraber, Sultan Sencer'e takdim ederek bağlılığını gösterirdi. Ölümündensonra, Sultan Sencer yerine oğlu Atsız'ı "Hârezmşâh" tayin etti (1127).

Atsız Dönemi (1127-1156) 

Atsız ilk zamanlarda Sultan Sencer'e tam bir bağlılıkiçinde hareket ederek onun bütün seferlerine katılmıştı. Ancak kendi nüfuz vekudretini yaymak için Cend ve Mangışlak gibi askerî bakımdan çok önemli merkezlerizabtetmesi, bağımsızlık emelinin bir delili kabul edilmiş, bu sebeple Sultan Sencer1138 yılında ilk Hârezm seferine çıkmıştı.

16 Kasım'da yapılan savaşta Hârezmordusu Selçuklu kuvvetleri karşısında tutunamayarak daha başlangıçta dağılmağa yüztuttu. Ordusunu toparlayamayan Atsız kaçmağı tercih etmişti.

Bu suretle bütün Hârezm'itekrar itaat altına alan Sultan Sencer, bu bölgeyi yeğeni Süleyman'ın idaresinevererek Merv'e döndü (Şubat 1139). Daha sonra geri dönen Atsız'a karşı koyamayan Süleymân,Hârezm'i terke mecbur kaldı. Fakat bu sırada Doğu Türkistan'da devlet kurmuş olanKarahıtayların ortaya çıkması, Atsız'ın tekrar Selçuklulara yakınlaşmasına,dolayısıyla Sultan Sencer'e yeniden bağlanmasına yol açmıştı.

Ancak Sultan Sencer'in1141 yılında Karahıtaylar karşısında Katvan'da ağır bir mağlûbiyete uğraması,Atsız'a istiklâlini ilân husûsunda yeni bir imkân yaratmıştı. Nitekim bu fırsattanyararlanarak Sencer'in başkenti Merv'i ve Nîşâbûr'u zabtetti (1142). Sultan Sencerise tekrar toparlanarak büyük bir ordu ile Hârezm'in merkezi Gürgenç'e kadar ilerlemiş(1143-4), bunu üçüncü bir sefer izlemişti (1147).

Her iki sefer sonundada Atsız, Sultan Sencer'e tâbi olmak zorunda kalmıştı. Neticede Atsız, Sencer karşısındabir başarı elde edememesi sebebiyle, Horasan'ı ele geçirmek teşebbüslerinden vazgeçmiş,daha çok Seyhun kıyıları ile civarındaki sahalarda nüfuzunu kuvvetlendirmeğe çalışmıştı.

Sultan Sencer'in Oğuzlaraesir düşmesi (1153-1156), Atsız'ın Horasan işlerine karışması için yeni bir fırsatyaratmıştı. O bu kez meşrû sultanın haklarını korur bir şekilde davranmağıuygun görmüştü. Bu arada Amûl (bugünkü Çârcûy) kalesini ele geçirmeğe çalışıyordu.Öte taraftan Selçuklu ordusu Sencer'in kız kardeşinin oğlu Karahanlılardan Mahmûd'usultan ilân etti.

Sultan Mahmûd Oğuzlarkarşısında başarısız kalınca, Atsız'dan yardım istemek zorunda kaldı. Oğuzlarakarşı bir ittifak meydana getirmek isteyen Atsız bunu kabûl ederek Horasan'a hareketetti. Ancak bu sırada Sultan Sencer'in Oğuzların elinden kurtulması üzerine Atsızonu tebrik etmek ve bağlılığını tekrarlamak mecburiyetinde kaldı. Bu olaydan sonraAtsız çok yaşamamış, 30 Temmuz 1156'da ölmüştür.

İl Arslan (1156-1172) 

Atsız'ın yerine oğlu İl-Arslan geçti vekendisine karşı çıkan kardeşleri ve amcalarını ortadan kaldırarak rakipsiz olarakHârezmşâhlar tahtına oturdu. Sultan Sencer'in ölümünden (1157) sonra ise, müstakilolarak hüküm sürmeğe başladı. Ancak yine de Karahıtaylara vergi vermekmecburiyetinden kurtulamamıştı.

Bu belâdan kurtulabilmek için Irak Selçuklularınınyardımını temine çalıştı ise de bunda başarılı olamadı. Nitekim yine bir vergimeselesi sebebiyle Karahıtaylar Hârezm üzerine yürüdüler.

Her ne kadar Hârezmşâhlaronların bölgeyi istilâ etmelerini su bendleri açarak engelledilerse de, öncükuvvetleri Karahıtaylar karşısında mağlûp oldu. Bu sırada hastalanan İl-Arslan öldü(19 Mart 1172).

Alâed-Dîn Tekiş (1172-1200)

İl-Arslan öldüğü zaman, büyük oğlu AlâeddînTekiş, Cend şehrinde bulunuyordu. Bu durumdan istifade eden İl-Arslan'ın eşi Terken Hâtûnkendi oğlu Sultan-şâh'ı tahta geçirmişti. Alâeddîn Tekiş bu fiilî durum kabûletmemiş, Karahıtaylara sığınarak onlardan yardım istemişti. Nitekim yardımı sağlayanAlâeddîn Hârezm'e yürüdü. Sultan-şâh ve annesi Karahıtay ordusuna mukavemetedemeyeceklerini anlayarak Hârezm'den ayrılmışlar ve Horasan hâkimi Müeyyed Ay-Aba'nınyanına gitmişlerdi. Onun yardımı ile tekrar Hârezmşâhlar tahtını ele geçirmeğidüşünüyorlardı. Tekiş ise savaş yapmadan Gürgenç'e girerek tahta oturdu (10 Ocak1173). Daha sonra Müeyyed Ay-Aba'yı mağlûp ve esir ederek öldürttü (1174).

Sultan-şâh ise önce MüeyyedAy-Aba'nın oğlunun yanına, ondan umduğunu bulamayınca da Gurlulara sığınmıştı.Tekiş, Terken Hâtûn'u ele geçirererek öldürdü. Nihayet Sultan-şâh, Tekiş'inKarahıtaylar ile arasının açılmasından yararlanarak onlara başvurmuş ve kuvvetlibir Karahıtay ordusu ile Hârezm'e yürümüştü. Öte taraftan Tekiş, Gürgenç şehrindeçok iyi savunma hazırlıkları yapmış ve her zaman olduğu gibi su bendlerini açarakaraziyi sular altında bırakmıştı.

KarahıtaylarTekiş'in duruma hâkim olduğunu gördükleri zaman askerlerin ağır şekilde kayıpvereceğini anlayarak geri çekildiler. Fakat Sultan-şâh Karahıtaylı kuvvetlerin yardımıile Merv, Serahs ve Tus şehirlerinde ve civarında küçük bir emirlik kurmağa muvaffakoldu. Bundan sonra Tekiş ile dosk kalmak istiyor ise de fırsat buldukça da Hârezm'e hâkimolmanın yollarını arıyordu. Nihayet onun 1193 yılında ölümü ile Tekiş rahat birnefes alabilmişti.

TekişHorasan'da iyice yerleştikten sonra, gözlerini batı İran'a çevirdi. Irak Selçuklularınınzayıf durumudan ve Abbâsî Halîfeleri ile olan mücadelesinden yararlanmak istiyordu.Nihayet Azerbaycan Atabeglerinden Kutluğ İnanç ile III. Tuğrul arasındaki anlaşmazlıkonun için büyük bir fırsat olmuştu. Tekiş 1192'de Rey civarına kadar ilerlemiş,ancak kardeşi Sultan-şâh'ın Gürgenç'i muhasara ettiğini haber alınca geri dönmüştü.Sultan-şâh'ın ölümü ona bu bölgede daha rahat hareket etmek imkânı tanıdı.

Nihayet Reycivarındaki savaşta Tekiş, Irak Selçuklu Sultanı III. Tuğrul'u mağlûp etmiş ve Tuğrulsavaş meydanında öldürülmüştü (1194). Bu suretle Irak Selçuklu Devleti de sonaermiş oluyordu.

Tekiş, buolaydan sonra "sultan" unvanını almaya başladı. Bu arada bir kısım bölgelerinkendisine bırakılacağını sanan Abbâsî Halîfesi el-Nâsır da Tekiş'in devamlı İranişlerine karışmasından memnun olmamış ve onunla mücadeleye girişmişti. Bu kezKutlûğ İnanç, Halîfe ile birleşmiş bir ordu hazırlamıştı. Bu Bağdad ordusuTekiş'in oğlu Yunus ile Atabeg Mayacık idaresindeki Hârezm kuvvetlerini İran'ın önemlibir kısmından geri çekilmeğe mecbur ettiler.

Daha sonra Tekiş'inkuvvetleri ile halîfenin ordusu Hemedân önünde karşılaşmışlar ve savaşı Tekişkazanmıştı (1196). Bir süre sonra Tekiş, Mayacık'ın Irak'da istiklal kazanmakmaksadıyla giriştiği hareketi önleyerek, taraftarlarını ve onu cezalandırdı(1198). Sultan Tekiş'in son yılları Bâtınîlere karşı mücadele ile geçmiş ve1200 yılında ölmüştür. O Hârezmşâhlar sülalesinin belki de en önemli şahsiyetidirve bu devletin gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

Alâeddin Muhammed (1200-1220)

Tekiş'in ölümünden sonra yerine oğlu AlâeddinMuhammed geçti. Onun önemli ilk işi, Gûr sultanları Şihâbeddîn (MuizeddînMuhammed) ve Gıyâseddîn ile mücadele etmek oldu. Taht değişikliğinin yarattığıkargaşadan yararlanan Gûrlular Merv, Tus ve Nîşâbur gibi, büyük gibi şehirlerikolaylıkla ele geçirdiler. Onlar Horasan'ı Hârezmşâhların elinden almakistiyorlardı. Sultan Alâeddin merkezde işleri yoluna koyduktan sonra 1201 yılındaGûrlulara karşı sefere çıktı, Nîşâbûr'u geri aldı, Mevr ve Serahs'ı zabtetti.

Ertesi yıl ise Herat üzerineyürüdü, ancak sultan Şihâbeddîn'in kendisine karşı harekete geçtiğini haberaldığı zaman Hârezm'e çekildi. Şihâbeddîn ise Tûs'a kadar ilerledi. Bu şehirdehalkın üzerine tahammül edilemeyecek derecede ağır vergiler koydu ve bu davranışhalk arasında kendisine karşı bir nefret uyanmasına sebep oldu. Bu sırada kardeşiGıyâseddîn'in ölüm haberini alan Şıhâbeddin Herât'a geri döndü.

Diğer taraftan SultanAlâ ed-Din Muhammed, Gıyâseddîn'in ölümünün sebep olduğu Gûrlular arasındakitaht mücadelesinden yararlanarak Herât'ı zabtetmek istedi ise de, bunda başarılıolamadı, Bâdgîs havalisini yağmaladıktan sonra Merv önüne geldi (1204).Şihâbeddin Gûrî ise büyük bir ordu ile Hârezm yönünde ilerledi (Eylül 1204).Alâeddîn Muhammed sür'atle Hârezm'e dönerek savunma hazırlıklarına başladı.Hârezmşâhların ülkeyi sular altında bırakma taktiği bu kez yararlı olmamış,Gûrlular başkent Gürgenç'i kuşatmışlardı.

Hârezmşâhları bubelâdan ancak Karahanlılardan Sultan Osman'ın ve Karahıtayların kuvvetlerikurtarabildi. Bu kuvvetlerin geldiğini haber alan Gûrlular sür'atle geri çekilmekzorunda kaldılar. Alâeddîn Muhammed çekilen Gûrluları takip etti ve Hezâreb'deonların sağ kolunu mağlûp ederek bir çok esir ve ganimetlerle Gürgenç'e döndü.Karahıtaylar ise takibi sürdürmüşler ve Andhuy yakınlarında Şihâbeddîn'inordusunu ağır bir yenilgiye uğratmışlardı. Neticede Horasan hâkimiyeti içinyapılan bu mücadele Hârezmşâhların üstünlüğü ile neticelenmiş oluyordu. Ancakbu kez kuvvet dengesi Karahıtaylar lehine bozuldu. Bu durum Alâeddîn Muhammed'ikorkutmuş olmalı ki, Şihâbeddîn ile yeniden dostluğunu canlandırmağa çalıştıve iki taraf barış yaptılar.

Şihâbeddîn'in birHindistan seferi sonra öldürülmesi (1206), Gûrlular arasında taht mücadelelerininbaşlamasına ve birbirine rakîp siyâsî teşekküllerin meydana çıkmasına sebepoldu. Bunların başında Türk kumandanlar ve Gûrlu hanedan mensupları bulunmaktaydı.Gûrlu Devleti'nin parçalanması Hârezmşâhlar ve Karahıtayların işine yaramıştı.Herât valisi Husayn Harmîl, şehri Hârezmşâhlara teslim ederek yerinde kaldı.Alâeddîn Muhammed Belh'i zabtetti ve kendisine teslim olan Tirmiz kalesiniKarahanlılardan Sultan Osman'a, dolayısıyla Karahıtaylara devretti. Ancak buKarahıtayların güneye doğru baskılarını geçici olarak önleyen bir tedbîrdi.Nihayet yeni Gûr sultanı Mahmûd da Sultan Alâeddîn Muhammed'e tâbi olmuştu.

Artık Alâeddin Muhammed için tek bir hedef kalıyordu, o da Karahıtaylar Devleti'nin ortadan kaldırılması idi. Önce Herât'da isyan çıkması, daha sonra Nîşâbûr valisi Kezlik'in ayaklanması onlar üzerine yapılacak seferi geciktirdi. Sultan bu isyanları bastırdıktan sonra 1207 yazında Buhârâ üzerine yürüyerek bu şehri ele geçirdi ve daha sonra Sultan Osman ile Karahıtaylara karşı anlaştı.

Fakat bu anlaşma Karahıtayları harekete geçirdi ve onlar Sultan Alâeddîn Muhammed'i mağlup etmeğe muvaffak oldular ve onun üzerindeki baskılarını artırdılar. Nihayet Sultan Alâeddîn Muhammed Mâverâünnehr seferine çıktı ve Seyhun nehrini geçerek Endican civarında Karahıtayları korkunç bir hezîmete uğrattı (Eylül 1210).

Bu sıralarda Karahıtayların doğu hudutlarında gelecek için tehlikeli olabilecek olaylar meydana geliyordu. Çingiz tarafından Moğolistan'dan çıkarılan Naymanlar'ın reisi Küçlük (Güçlük) Karahıtaylara iltihak etmiş, hükümdarları Gür Hân'a damad olmuş, daha sonra Karahıtayları mağlûp ve Gür Han'ı esir ederek devleti ele geçirmişti (1211). Diğer taraftan önce Hârezmşâh'a damad olan Karahanlılardan Sultan Osman tekrar Karahıtaylara yanaşınca, Alâeddîn Muhammed onu öldürerek Karahanlıların bu kolunu ortadan kaldırdı ve Mâverâünnehr bu suretle kat'î şekilde Hârezmşâhlar Devleti'nin eline geçmiş oldu.

Alâeddîn nüfuz ve kudretini doğuya doğru genişletmek imkânı elde etmişse de, güçlük karşısında pek başarılı olamamıştı. Devletin güneyinde de Gûrlular ile mücadele devam etmekteydi. Nihayet Alâeddîn Muhammed Gazne'ye girdi ve daha sonra Gûrluların önemli bir şehri olan Fîrûzkûh'a da hâkim oldu. Böylece Gûr toprakları da Sultan Alâeddîn'in itaatı altına giriyordu (1215). Daha sonra Kirmân, Sîstân ve Umûn Denizi'ne kadar olan bölgeler de Hârezmşâhlara bağlandı.

Ancak sultanın Bağdad'daki Abbâsî Halîfesi el-Nâsır ile arası iyi değildi. Onu kendi nüfuzu altına almak istemiş, fakat bunda muvaffak olamamıştı. Nihayet hilâfet makamının Hz. Ali çocuklarına âit olduğunu ilân ederek, "Alâ" Tirmizi adında bir seyyidi halîfe tayin etmişti. Daha sonra Bağdad'a gönderdiği ordu, kışın şiddetli geçmesi yüzünden büyük kayıplara uğrayarak geri döndü. Buna rağmen hutbeyi Abbâsî Halîfesi adına okutmadı.

Ancak Semerkant, Herât ve bizzat Hârezm'de hutbe Abbâsî Halîfesi adına okunmaktaydı. Bunda en büyük etken sultanın annesi Terken Hâtûn idi. Sultan annesi ile siyâsî bir nüfuz mücadelesi yapmakta, bu da devletin iç bünyesini sarsmakta idi.

Çingiz ile Münasebetler

Bu sırada yalnız Müslüman ve Türk devletlerin değil,bütün dünya tarihinin kaderi üzerinde derin izler bırakacak yeni bir devlet doğuyordu.Bu da Çingiz tarafından kuralan Moğol Devleti idi. Önce Hârezmşâh Alâeddîn, sonrada 1218'de Çingiz bir elçi heyeti göndermiş, her iki devlet arasında barış ve ticarîmünasebetler kurulmuştu. Daha sonra Otrar şehrine gelen bir Moğol ticaret kervanının,bu şehrin valisinin İnalcık tarafından öldürülerek mallarına el konulması, dünyatarihinin akışını değiştiren olayların başlamasına farsat vermişti.

Sultan Alâeddîn Muhammed'in Çingiz'inİnalcık'ın teslimi ve malların tazmin edilmesi hususundaki isteğini reddetmesi, Moğollarile Hârezmşâhlar arasında bir ölüm-kalım savaşının başlamasına yol açtı. Busavaş Türk ve İslâm dünyasında yüzbinlerce kişinin ölümüne, bir çok şehirlerinyakılıp yıkılmasına ve bir çok eserlerin yok olmasına sebep olmuştu, tabii ki,bunda Alâeddîn'in mes'ûliyeti çok büyüktü.

Çingiz uzun bir hazırlıktansonra Hârezmşâh Devleti'ne karşı harekete geçti. Onun kuvveti aşağı yukarı150-200 bin kişi ve ilk hedefi de tabiatiyle Otrar şehri idi. Sultan Alâeddîn'inkuvvetleri belki de Moğollardan fazla idi. Ancak onun bir meydan savaşına cesaretedememesi, ordusunu büyük şehir ve kalelere dağıtarak parçalaması ve kendisininHorasan'a çekilmesi büyük bir hatâ idi. Moğollar sür'atle Mâverâünnehr'deki müstahkemyerleri ele geçirdiler, bunlar arasında mukavemete çalışanları ise müthiş bir şekildetahrip ettiler.

Belh şehrinde bulananSultan Alâeddîn Muhammed önce Tus şehrine, daha sonra da Hemedân civarında 30 bin kişilikbir ordu ile bekleyen oğlu Rükneddîn Gursantçı'nın yanına kaçtı. Ferrezîn kalesiönünde konakladığı sırada âniden Moğol kuvvetlerinin hücumuna uğradı. AlâeddînMuhammed Moğolların elinden burada da kurtuldu ve onları şaşırtarak nihayet HazarDenizi'nin güneydoğu sahillerine yakın bir yerde bulunan Abeskun adalarından birine sığındıve biraz sonra hastalanarak öldü (1220). Sultan Alâeddîn zamanında HârezmşâhlarDevleti en geniş sınırlarına ulaşmış, fakat yine aynı hükümdarın hatalı davranışlarısonucu bir anda dağılıp gitmişti.

Sultan Alâeddîn Muhammed ölmeden önce yerine oğluCelâleddîn Hârezmşâh'ın geçmesini vasiyet etmişti. Celâleddîn'i iki kardeşi ilebazı emîrler öldürmek istemişler, o da Hârezm'den Horasan'a kaçmak zorunda kalmıştı.Zaten Moğollar yüzünden orada kalması imkânsızdı. Celâleddîn bundan sonra Moğollarönünden her zaman kaçmak zorunda kaldı. Önce Gazne'ye, oradan da Hindistan'a gitti.

Celâleddîn Hârezmşâh (1220-1231) 

Hindistan'da üç yılkadar ikâmet etti. Sonra Kirmân'a geçerek sırasıyla Fârs, Isfahan ve Irak-ı Acem bölgesinegitti. Receb 1225 Temmuz'unda Tebriz'i ele geçirerek karargâhını bu şehirde kurdu.Celâleddîn bundan sonraki hayatı etraftaki devletler ile mücadele içinde geçti.Azerbaycan Atabegleri, Gürcüler, Eyyûbîler, Moğollar ve Türkiye Selçukluları mücadeleettiği devletler idi. O, 1229 Ağustosu'nda Eyyûbîlerin elinde bulunan Ahlat'ı kuşatmış,14 Mayıs 1230'da ise şehri zabtetmişti. 
Bu kuşatma yüzündenAhlat harap olmuştu. Bu Türk şehrinin harap olması Celâleddîn'e prestij yönündençok şeyler kaybettirdi. Nitekim birleşik Eyyûbî-Türkiye Selçukluları orduları onuYassı-Çimen'de ağır bir yenilgi'ye uğrattılar (10 Ağustos 1230). Bundan sonra Moğollar,Sultan Celâleddîn 'i ortadan kaldırmak için harekete geçtiler. Celâleddîn TürkiyeSelçukluları ve Eyyûbilere ittifak teklif ederek, Moğol tehlikesine kendisinin engelolabileceğini söyledi ise de bu isteği kabûl edilmedi. Üst üste Moğolların baskınınauğrayarak herşeyini kaybetti. 
Nihayet Meyyâfârıkîntaraflarına kaçmak isterken dağlarda Kürtler tarafından öldürüldü (Ağustos1231). Böylece Hârezmşâhlar Devleti'nin son temsilcisi, Hârezm'den çok uzakta, hayâtınıkaybetmiş oluyordu. 
Hârezm, İslam dünyasının,Uzak-doğu, bozkırlardaki göçebeler ve kısmen Rusya ve Baltık ülkeleri arasındairtibatı sağlayan bir mevkie sahipti. Bölge'nin bu coğrafî yeri, Hârezm halkınınticarette önemli bir yer oynamasına imkân veriyordu. Hârezm, halkı büyük sulamatesisleri ile ziraatı ileri bir seviyeye ulaştırmışlardı. Ayrıca Hârezmşâhlarbozkırlarda yaşayan ve İslâm dînini henüz kabûl etmemiş olan göçebe Türkkabilelerine karşı İslâm dünyasının bir kısım hudutlarını korumak görevini deyüklenmişlerdi.

Delhi Türk Sultanlığı (1206-1413)

Bu siyâsî teşekkül, Gur hükümdarı MuizzüddinMuhammed'in 1192'de kuzey Hindistan'a vâlî tâyin ettiği Kutbüddin Aybeg tarafındankurulmuştur (1206). Daha vâli iken Aligarh'ı, Benares'i ve ünlü Bihâr kalesini elegeçirmiş olan Aybeg, Lahor ile Pencâb bölgesini de Tâcüddin Yıldız'dan aldı.1210'da atından düşerek öldüğü zaman Bedâun'da damadı İl-tutmuş, Uc'da ötekidamadı Kabaca, Bengal'de onun tâyin ettiği Kaymaz bulunuyordu.

Aybeg'in erkek çocuğu yoktu. Şemsüddinİl-tutmuş, bütün kuzey Hindistan'ı elinde toplayarak "Şemsiyye"hânedanınıkurdu (1211-1266). Devleti, Delhi başkenti olmak üzere, büyük kısmı ile Pencâb'ı,Multan'ı, Lahor'u ve kuzeyde Gazne'ye kadar uzanan bölgelere ihtiva ediyordu. CelâleddinHarezmşah'a karşı ülkesini koruyan ve Moğollar'dan kaçan kalabalık Türkkitlelerini memleketine kabûl etmek suretiyle, kuzey Hindistan'da Türk kültür hayatınındevamını sağlayan İl-tutmuş, 1235 yılına kadar Bengal, Gwalior'dan başka Uccayn'ıda kendine bağladı ve Halife kendisini "Hindistan Sultanı" olarak tanıdı(1229). Ölümünden (1236) sonra, kaabiliyetsiz oğlunun yerine kızı Raziyye Sultanoldu (1236-1239).

Fakat babasının yetiştirmişolduğu "Çihigân" diye anılan kırk kumandan karışıklık çıkardılar.Bunlar otorite tanımaz kimseler olmakla beraber yurtlarına Moğolları sokmayacak kadarvatansever idiler. Nihayet Şemsiyye âilesinden Nâsırüddin Mahmûd inzibatı sağlamakiçin 40'lardan Uluğ Han diye anılan Balaban'ı iş başına getirdi. Nâib sıfatiylefaydalı işler gören Balaban, Mahmûd'un 1266'da ölümü ile kendisi Delhi sultanıoldu.

Moğol hücumlarınıdurdurdu, Lahor'dan Moğol baskısını uzaklaştırdı, memleketi imâr etmeğe çalıştı.Yerine torunu geçti (1287-1290). Fakat kısa zamanda iktidar devletin askerî gücünümeydana getiren Kalaç Türkleri başbuğlarından Celâlüddin Fîrûz'a intikal etti.
Fîrûz, Moğol akınlarını püskürttü (1291). Yeğeni Muhammed Kalaç, Dakkan üzerinebir sefer yaptırdı. Bu ordu Deogir devleti merkezine (bugün Devlet-âbâd) girmeğemuvaffak oldu (1295). Fîrûz'un yerine geçen Muhammed Kalaç (1296-1316) bütün Malva bölgesini,Raçputana'yı, Gücerat'ı zapt etti. "Sultan-ı a'zam" diye anılıyordu. Ölümüüzerine çıkan karışıklıklar içinde Giyâsüddin Tuğluk iktidara geldi.

Asayişi sağlayan, teşkilâtınizama sokan, su kanalları açtıran Tuğluk, Bengal'e de tamamiyle hâkim oldu.Telingana'yi Delhi'ye bağladı. Başkentin adını Sultanpûr'a çevirdi. Oğlu MuhammedTuğluk (1325-1351) bir aralık devlet merkezini çok güneydeki Deogir'e nakletti. Çokmağrur bir adamdı. Çin'i zapt etmeği düşünüyordu. Huzursuzluk baş gösterdi.Bengal devletten ayrıldı (1339). Fîrûz Tuğluk zamanı (1351-1388) bir nevitoparlanmakla geçti. Kuzeyde Timur hâkimiyeti dolayısiyle Hindistan'a Türk akınıkesilmişti.

Yerli kuvvetlere dayanmakgerekiyordu. Bu sebeple koyu bir din politikası tâkip eden Fîrûz'dan sonraki on yıl içinde(1397'ye kadar) Delhi tahtına yedi kişinin çıktığı görüldü. Vilâyetler istiklâlleriniilân ettiler. Nihayet Delhi'de idare Afganlı Seyyid âilesinin eline geçti (1414).

Eyyûbîler Hanedânı (1171-1252)

Tarihte Türkler'in kurdukları hanedanlardan biriside Eyyûbîler'dir. Hanedân'ın kurucusu Selâhaddin'in babasının adından dolayıtarihte Eyyûbîler olarak bilinen bu Türk devleti, günümüzde bölgede sun'î olarakyaratılmak istenen bir millete, olmayan tarihinin yerine ikâme edilmeye çalışılmaktadır.Bunun başlıca sebebi Eyyûb'un babası Şadî'den önceki ailenin soyunun, tespitedilememiş olmasıdır.

Bu sebeple bazı tarihçiler, Selâhaddin'in hemen ölümündensonra (1193), bu hanedanı Araplaştırmaya uğraşan devrin Arap asıllı tarihçilerininetkisinde kalarak, Selahaddin Eyyûbî'nin menşeini Araplaştırmaya çalışmışlardır.Diğer yandan özellikle bölücü unsurlar ve bunların ideologları da, kendilerine yenimillî tarih yaratmak gayesiyle, bu hanedanın Türk'ten ayrı başka bir millete ait olduğunuiddia etmektedirler.

Tarihî gerçeklerebaktığımızda, bu iddiaların hiçbir geçerli tarafının olmadığını görürüz.Devletin kurulduğu coğrafî bölge Mısır ve çevresidir. Halkın büyük çoğunluğuArap olmakla beraber, ordu ve idareci zümre Türk çoğunluğun kontrolündedir. Aynı bölgededaha önce Tolunoğlu Ahmed kendi hanedanını kurmuş (875) ve bu hanedan 905 yılınakadar devam etmişti.

Daha sonra yine başkabir Türk komutanı Toğaçoğlu Muhammed Ebu Bekir, tarihte İhşidî adıyla anılanhanedanı kurmuş ve bu hanedan (935-969) yılları arasında bölgeye hakim olmuştur.Her iki Türk hanedanı, Abbasî halifeliğinin bir politikası olarak Türk komutanlarıile Türk askerlerine, orduda büyük yer vermelerinin sonucunda doğmuştur. İhşidîler'i969 yılında yıkan Şiî Fatımî devletine de Selahaddin Eyyûbî, Musul Atabek'iNureddin Mahmud Zengî'nin bir Türk komutanı olarak Mısır'a gelmiş ve son vermiştir(1171).

Bağlı bulunduğuNuraddin Mahmud'un ölümüne kadar (1174), Nureddin Mahmud'un bir valisi olarak hareketeden Selahaddin bilâhare istiklâlini ilân etmiştir. Eyyûbî Türk devletine son verenve yerine Türk Memlûk devletini kuran İzzeddin Aybeg de, Mısır'daki Türk ordusukomutanlarından birisidir. Bu tarihî gerçekler, halkın çoğunluğunun Arap olmasınakarşılık, ordunun ve hanedanın Türkler'de kaldığını, açıkça göstermektedir.

Eyyûbî hanedânı üyelerininbüyük çoğunluğunun adları, en eski Türk adlarıdır. Selahaddin'in ağabeyinin adıTuranşah'tır. Kardeşlerinin adları ise, Tuğtekin ve Böri'dir. Selâhaddin'in dayısınınadı, Şihabeddin Mahmut b. Tüküş idi. Selahaddin'in annesi ise özbeöz Türk'tür.Gene Selâhaddin'in hanımlarından birisi olan Unar Bey kızı İsmatüddin Amine Türk'tür.İki eniştesi de Türk'tür. Bunlardan birisi, Unaroğlu Sadeddin Mesut; diğeri iseMuzafferüddin Gökbörü idi.

Tarihte Türkler'in kurdukları hanedanlardan birisi de Eyyûbîler'dir. Hanedân'ın kurucusu Selâhaddin'in babasının adından dolayı tarihte Eyyûbîler olarak bilinen bu Türk devleti, günümüzde bölgede sun'î olarak yaratılmak istenen bir millete, olmayan tarihinin yerine ikâme edilmeye çalışılmaktadır. Bunun başlıca sebebi Eyyûb'un babası Şadî'den önceki ailenin soyunun, tespit edilememiş olmasıdır.

Bu sebeple bazı tarihçiler, Selâhaddin'in hemen ölümünden sonra (1193), bu hanedanı Araplaştırmaya uğraşan devrin Arap asıllı tarihçilerinin etkisinde kalarak, Selahaddin Eyyûbî'nin menşeini Araplaştırmaya çalışmışlardır. Diğer yandan özellikle bölücü unsurlar ve bunların ideologları da, kendilerine yeni millî tarih yaratmak gayesiyle, bu hanedanın Türk'ten ayrı başka bir millete ait olduğunu iddia etmektedirler.

Tarihî gerçeklere baktığımızda, bu iddiaların hiçbir geçerli tarafının olmadığını görürüz. Devletin kurulduğu coğrafî bölge Mısır ve çevresidir. Halkın büyük çoğunluğu Arap olmakla beraber, ordu ve idareci zümre Türk çoğunluğun kontrolündedir. Aynı bölgede daha önce Tolunoğlu Ahmed kendi hanedanını kurmuş (875) ve bu hanedan 905 yılına kadar devam etmişti.

Daha sonra yine başka bir Türk komutanı Toğaçoğlu Muhammed Ebu Bekir, tarihte İhşidî adıyla anılan hanedanı kurmuş ve bu hanedan (935-969) yılları arasında bölgeye hakim olmuştur. Her iki Türk hanedanı, Abbasî halifeliğinin bir politikası olarak Türk komutanları ile Türk askerlerine, orduda büyük yer vermelerinin sonucunda doğmuştur. İhşidîler'i 969 yılında yıkan Şiî Fatımî devletine de Selahaddin Eyyûbî, Musul Atabek'i Nureddin Mahmud Zengî'nin bir Türk komutanı olarak Mısır'a gelmiş ve son vermiştir (1171).

Bağlı bulunduğu Nuraddin Mahmud'un ölümüne kadar (1174), Nureddin Mahmud'un bir valisi olarak hareket eden Selahaddin bilâhare istiklâlini ilân etmiştir. Eyyûbî Türk devletine son veren ve yerine Türk Memlûk devletini kuran İzzeddin Aybeg de, Mısır'daki Türk ordusu komutanlarından birisidir. Bu tarihî gerçekler, halkın çoğunluğunun Arap olmasına karşılık, ordunun ve hanedanın Türkler'de kaldığını, açıkça göstermektedir.

Eyyûbî hanedânı üyelerinin büyük çoğunluğunun adları, en eski Türk adlarıdır. Selahaddin'in ağabeyinin adı Turanşah'tır. Kardeşlerinin adları ise, Tuğtekin ve Böri'dir. Selâhaddin'in dayısının adı, Şihabeddin Mahmut b. Tüküş idi. Selahaddin'in annesi ise özbeöz Türk'tür. Gene Selâhaddin'in hanımlarından birisi olan Unar Bey kızı İsmatüddin Amine Türk'tür. İki eniştesi de Türk'tür. Bunlardan birisi, Unaroğlu Sadeddin Mesut; diğeri ise Muzafferüddin Gökbörü idi.

Memlûkler (Türkiye Devleti) 

Bahriye Memlûkleri
Esasen, Türkler'e üstünlük temin etmiş görünen Çerkesler, Memlûk Sultanlığı'nı layıkı veçhile, temsil edememişler, kendilerine yeni bir ufuk açmak gayretiyle Türkler'in teşkilâta müstenid hayatiyetine son veren Berkûk'un ölümü ile meydana çıkan yeni siyasî ve iktisadî buhranlar karşısında da âciz kalmışlardır. Nitekim, yerine geçen oğlu Ferec (öl. 1412) zamanında Osmanlılar, Güney Anadolu şehirlerini zapta başladıkları gibi, Şam Timur'un eline düşmüştür.
Şam'da öldürülen Ferec'den sonra memleket tamamen bir keşmekeş içinde kalmıştır (1412). Ferec'den sonra tahta geçen el-Melîkü'l-müeyyed (1412-1421) ve Tatar (1421) istisna edilecek olursa Memlûk Sultanlarının en büyüklerinden biri Barsbay (1422-1438)'dır.

Barsbay, bilhassa, kendi hakkında propaganda yapan Cânî Bey es-Sûfî ile uğraştı, 1424-26 seferleriyle Kıbrıs'ı zapt ettirerek, Kral Janus'u esir etti; yeni bir ticaret politikası takip ederek, bâzı maddeleri inhisarı altına aldı; fakat bu tedbirler, ticaretin sukutuna sebep olmuştur. Nitekim, bu yüzden Mısır ve Suriye şehirleri âdeta boşaldı. 1438'de hastalıktan ölen Barsbay'dan sonra Memlûk tahtına çıkan Çakmak (öl. 1453), Aynal (1453-1461), Hoşkadem (1461-1467), Kayıtbay (1468-1495) nihayet Kansuh el-Gûrî (1501-1516), Osmanlılar'la rekabete girişmek, Dulkadır ve Ramazan-oğulları'nı himâye etmek, Kıbrıs ve Akkoyunlular'la münasebetlerde bulunmak suretiyle devirlerini tamamladılar.

Kansuh'un Osmanlılar'la ilişkisi dostane olmuştur. Fakat İran'la savaşta bulunan Yavuz Sultan Selim'e karşı Şiî Şah İsmail'i desteklemesi aleyhine oldu. Merc Dâbık'da yapılan savaşta (24 Ağustos 1516) atından yere yuvarlanarak öldü. Merc Dâbık savaşından sonra Mısır'a kaçabilen bir kısım Memlûk ümerâsının gayretiyle Tumanbay Memlûk Sultanı ilân edilmiş ise de (Kasım 1516), Ridaniye'de yapılan savaşı kaybetmiş, Memlûk ordugâhı Osmanlılar'ın eline geçmiştir (23 Ocak 1517). Tumanbay'ın ele geçirilip Kahire'nin Züveyle kapısında asılmasiyle, iki yüz altmış yedi senedir devam eden Memlûk Sultanlığı sona ermiştir (13 Nisan 1517).

Selim İstanbul'a avdetinden evvel Kahire'deki bazı hükümdar oğulları ile Halife III. el-Mütevekkil ale'llâh Muhammed ve akrabalarını, nüfûzlu âlim, şeyh ve beylerden bir kısmını, Mısır'ın sayılı mimar, mühendis, tüccâr ve sanat erbâbından bir haylisini, deniz yolu ile İstanbul'a göndermiştir. Bu arada, Memlûk Sultanlığı'nın tarihe ve teşkilâtına ait kitaplar da İstanbul'a sevkedilmiş, Kansuh el-Gûrî'nin oğlu Muhammed de payıtahta gönderilmiştir.

     ANA SAYFAYA DÖN   

KONUNUN BAŞINA DÖN

 
 
Z i Y A R E T C i - D E F T E R i
orhanyildiz.tr.gg
A N A - S A Y F A Y A - G i T
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=