İletişim Adresi

   
  ARTVİNLİ ORHAN
  Anadolu Beylikleri Sayfa 1
 


ANADOLU  BEYLİKLERİ  Sayfa - 1

Anadolu Beylikleri


OrtaAsya'da bin yıl öncesinden hareketlenen büyük Türk gurupları, X. asırdan itibarendoğudan Azerbaycan-Doğu Anadolu-Irak-İran istikametinde yürüyüşlerine devametmişlerdi.

BüyükSelçuklu Devleti'nin kuruluşu ile Malazgirt zaferi (1071) arasındaki devredeTürkmenler Anadolu hudutlarını aşarak bu ülkenin doğu ve orta kısımlarınayayıldılar. Malazgirt zaferinden sonra Bizans'ın mukavemetinin tamamen kırılmasıüzerine Anadolu'nun geri kalan kısımlarını da fethe giriştiler. Türkler içinAnadolu artık yeni bir vatan olmuştu. Sultan Alp Arslan ile beraber Malazgirtsavaşına, Artuk, Tutak, Danişmend, Satuk, Mengücük, Savtegin ve Afşin gibi büyükemir ve beyler de katılmışlardı. İşte bu beylerden bazıları Malazgirt zaferininkazanıldığı yıldan itibaren Doğu Anadolu'da Türk beyliklerini kurdular. 

1344'te İlhanlıİmparatorluğu'nun kesin çöküş tarihidir, Anadolu'da Türkmen Beylikleri hâkimvaziyettedirler. Bu Beylikler'in elinde bulunmıyan Anadolu toprakları, geniş de olsa,siyasî ve askerî ehemmiyet arzetmemektedir.

Osmanoğulları, İzmitşehrini de almışlar, Pelekanon meydan muharebesinde Bizans İmparatoru'nu bozmuşlar,Karasıoğulları'na metbûluklarını tanıtmışlar, Ankara'daki Ahi Cumhuriyeti'nitehdide başlamışlar, Karamanlılar'ın nüfuz mıntakalarına uzanmışlar, mutlaksurette Anadolu'nun en prestij sahibi hükümdarı olmuşlardır (tahtta gene OsmanoğluOrhan Bey vardır).

Karamanoğulları daEretna devleti başta olmak üzere komşularından fütuhatta bulunmuşsa da,Osmanoğulları'nın prestijine erişmeleri mümkün olamamıştır. Türkiye'nin eskibaşkenti Konya'yı ellerinde tutmaları, Osmanlılar'ın jeopolitik konuşlarınınyanında ehemmiyetsiz kalmıştır.

Kocaeli yarımadasıOsmanoğulları'na geçince, Bizans, Anadolu ile hemen hemen alâkasını kesmiştir.Osmanlılar, Karası Beyliği'ni ortadan kaldırıp Çanakkale Boğazı'na dayanmanınarifesindedirler.


Memlûk Nüfus Bölgesi

Memlûk nüfuz bölgesinde, hattâ doğrudan doğruya Memlûkidaresindeki topraklarda da bir genişleme görülmektedir. Celâyirliler, GüneydoğuAnadolu'ya, Kars'a, Artvin'e, hâkimdirler.

Kilikya Ermenibeyliği, Memlûkler'e tabî olup, Memlûk darbeleri altında son derece küçülmüş,Çukurova'ya sığınmıştır. Kaybettiği topraklar, Memlûk imparatorluğunakatılmaktadır.

Biga, İzmir, Samsun,Ereğli, Amasra gibi siteler, hâlâ Cenevizliler'in ve Rodos, Saint-JeanŞövalyeleri'nin elindedir.

Anadolu Beyliklerinin Kuvvetleri 

Arab tarih vecoğrafya âlimi İbnü Fazlillaahi'l-Ömerî, 1332 senesine ait Anadolu'nun vaziyetihakkında çok kıymetli bilgiler vermektedir. Bu tarih, İlhanlılar'ın Anadolu'daki sonhâkimiyet senelerinden biridir. Arab âlimi diyor ki: "Bu Türk Uç Beyleri, yüksekdağlar ve kalelere ve muharip unsurlara dayanırlar. Ordu ve silâhlarının çokluğusayesinde pek kuvvetlidirler.

Hulâgû neslindenolan İlhanlar'ın adına hutbe okutup sikke kestirirler. İlhanlılar'ın Anadolu'dakinaiplerine hediye verirler ve onların arkasında duran İlhanlar'dan sakınırlar. Naibinİlhan'a yazacağı nâmenin kendi lehlerine olmasına dikkat ederler".
Aynı âlim, 1332 senesinde Türkmen beylikleri'nin nüfus ve ordularına dair de pekkıymetli malûmat vermektedir.

Bu malûmattan,1332 senesinde Türkmen beylikleri'nin nüfusu şu şekilde tahmin ve istidlal edilebilir:Osmanoğulları 1.030.000, Karasıoğulları 250.000 (her ikisi: 1.280.000),Karamanoğulları 750.000, Candaroğulları 420.000, Hamîdoğulları 380.000 (İspartaşubesi: 300.000, Antalya = Teke şubesi: 80.000), Saruhanoğulları 280.000,Menteşeoğulları 170.000, İnançoğulları (Denizli Beyliği) 100.000, Eşrefoğulları(Beyşehir Beyliği) 70.000, Gazi Çelebî'nin Sinop Beyliği 70.000, yekûn: 5.020.000. 

Türkmenbeylikleri dışında İlhanlılar'a, Memlûkler'e, Trabzon ve Kilikya devletlerine,Bizans'a, Latinler'e ait Anadolu topraklarının nüfusunu da bu devirde 6-7 milyon tahminedebiliriz (İstanbul ve Trakya bu hesaba dahil değildir). Şu halde XIV. asrın ikinciçeyreğinde bugünki Türkiye topraklarının nüfusunun kaba bir tahminle 13 milyonkadar olduğu anlaşılır. Tarihî vaziyet de bunu göstermektedir.

Aynı devirde İngiltere'nin nüfusutakriben 2.5, Fransa'nınki 12,5 milyon kadardı (bugünki sınırlar). Şu halde XIV.asırda Türkiye ile Avrupa'nın mutlak surette en kalabalık ülkesi olan Fransa'nınnüfusu eşitti. Şunu da ilâve etmek lâzımdır ki, XIII. asrın ortalarında Türkiyenüfusunun daha fazla, hiç olmazsa 15-16 milyon olması icap etmektedir. Moğolidaresinde Türkiye'nin nüfusunun azaldığı muhakkaktır. Demek XIII. asırda,Avrupa'da hiç bir devletin ve hiç bir ülkenin (meselâ bugünki sınırlarıyla Fransaveya Almanya yahut Rusya'nın) nüfusu, Türkiye'nin nüfusuna yakın bile değildi.Yalnız Türkiye Hakanlığı yani Anadolu Selçukluları için de aynı şeysöylenebilir. Şüphe yoktur ki XIII. asırda Türkiye'nin nüfusu, Anadolu'nun en mamurolduğu Roma ve ilk Bizans çağının nüfusunu geçmişti.

Saltuklular (1092-1202)

Selçuklu fetihleri arasında Doğu Anadolu'da kurulan Türk devletlerinden birisi Saltuklular'dır.Anadolu'nun fethinde görev alan kumandanlardan Ebul Kasım, Erzurum dolaylarını elegeçirmiş ve Sultan Alparslan onu bu bölgenin beyliğine tayin etmişti. Ebul Kasım1102'de ölünce yerine oğlu Ali geçti ve Bey oldu. Ali'den sonra Bey olan İzzeddinSaltuk bu hanedanın en güçlü beyi oldu ve beylik onun adı ile yani "SaltukBeyliği" olarak anıldı (1072).

Bu beylikönceleri Büyük Selçuklu Devleti'ne tâbi idi, fakat bu devletin zayıflamasındansonra, bağımsızlığını kazandı. Saltuklu Beyliği Kars, Bayburt, Oltu, Trabzon,İspir ve Tercan bölgelerini ele geçirerek gücünü arttırdı. Önce Gürcülerle,sonra Bizanslılarla yaptığı savaşlarda da başarılı sonuçlar elde etti. SelçukluSultanı II. Kılıçarslan'la ittifak kurarak kız alıp vermek suretiyle akrabalıkkuruldu.

Saltuklu beyleribir çok defa Gürcülere karşı savaştılar. Nitekim bunlardan İzzeddin Saltuk busavaşların birisinde Gürcülere esir düşmüş (1153), öteki Türk beyleritarafından 10.000 dinar verilmek suretiyle kurtarılmıştır.

İzzeddinSaltuk 1174'te ölünce yerine oğlu Muhammed Kızıl Arslan geçti. Kızıl Arslan Bey,1195'te Erzurum önüne kadar gelen Gürcü kuvvetlerini mağlup etti.
İzzeddin Saltuk devrinde (1132-1168), Saltuklu Beyliği ülkesi Tercan'dan başlayarakTâhir Gediği'ne kadar uzanmakta; Erzurum, Bayburd, Avnîk, Micingird, İspir, Oltu gibişehir ve kasabaları kaplamakta idi. Nâsıreddîn Muhammed (1168-1191)'in ise, IrakSelçuklu sultanı III. Tuğrul'a ve asıl iktidarı elinde tutan Atabeg Kızıl Arslan'atâbi olduğu anlaşılıyor.
Yine onun zamanında Gürcüler Erzurum önüne geldilerse de, bir muhasaraya girişmedenaldıkları ganimetlerle yetinerek geri döndüler. Bu devrin dikkati çeken bir olayı dabu hanedandan Muzaffereddîn Melikşâh adlı Saltuklu beyinin Gürcü kraliçesi Thamaraile evlenmesidir.

XII. yüzyılınortalarından itibaren Türkiye Selçukluları ve Eyyûbî Devletleri, Doğu veGüney-doğu Anadolu'daki beyliklerin varlıklarını tehdide başlamışlardı. O sıradaUlu Hakan olan Melikşah, Anadolu'da birliği korumak için bütün beylikleri itaataltına almak istiyordu. Süleymanşah da onun politikasını takip etti ve 1202'deErzurum kalesini alarak Saltuklu Beyliği'ne son verdi (1202).

Saltuklular devrinde,Erzurum bölgesi imâr edilmiş ve zenginleşmiş bir durumda idi. Ayrıca bölgeniniktisâdî durumuna da bir canlılık getirmişlerdi. Saltuklulardan zamanımıza kadarbazı eserler de kalmıştır, bunlar Kale Mescidi, Tebsi Minare, Ulu Câmi ile bazıtürbelerdir. Ayrıca Tercan'da bulunan Mama Hâtûn kervansarayı ve türbesi de zikreşayan Saltuklu eserlerindendir 

Mengücükler (1118-1250)

(Mengü: Türkçe "ebedî" manasına gelmekte, cük iseküçültme ekidir).

Mengücük Gazî'nin Malazgirt savaşına iştirak ettiği ve bu savaştan sonra Sultan Alp Arslan'ınAnadolu'yu zabtetmek için görevlendirdiği beyler arasında bulunduğu bilinmektedir.Türkmen beylerinden Mengücük, Anadolu'nun fethi sırasında Erzincan, Kemah, Divriğive Karahisar'ı zaptetmişti. Kendisi bu çarpışmalarda şehit düştü. Oğlu İshak,1118'de bu bölgede, babasının adını taşıyan beyliği kurdu.

İshak Bey, beyliğinikorumak için Selçuklularla, Artuklu ve Danişmendli beylikleriyle mücadele etti. FakatArtuklu Belek tarafından mağlup edildi (1120). İshak Bey 1142'de ölünce beylik ikiyeayrıldı. Oğullarından Davud, Kemah ve Erzincan'da, Süleyman ise Divriği'de kendibeyliklerini ilan ettiler.

Kemah-Erzincan Kolu (1142-1128)

Erzincan Kemahkolundan Fahreddîn Behrâm-şâh (1162-1225) ülkesini iyi yönetmiş, Erzincan onunzamanında önemli bir kültür ve ticaret merkezi haline gelmişti. Bu sıradaMengücüklü Beyliği, Türkiye Selçukluları Devleti'ne tâbi olmuştu.

Davud Bey,Selçuklu II. Kılıçarslan tarafını tuttuğu için, ona düşman olan DanışmendliYağıbasan tarafından 1162'de öldürüldü. Yerine geçen Fahreddin Behramşah, II.Kılıçarslan'ın damadı idi. 63 yıl hüküm sürdü ve bu süre içinde Erzincan'ıbir ticaret ve kültür merkezi haline getirdi.

Behramşah1125'te öldüğü zaman oğlu Davudşah, Erzincan'da öteki oğlu Mehmed, Karahisar'daoturuyor ve bu şehirleri idare ediyorlardı. Bu şehirler 1128'de I.Alaeddin Keykubattarafından Selçuklu topraklarına katılınca, beyliğin Kemah-Erzincan Kolu ortadankalmış oldu.

Divriği Kolu (1142-1250)

Divriği idaresinielinde tutan İshak Bey'in oğlu Süleyman ölünce, yerine oğlu Seyfeddîn Şehinşahgeçti. Şehinşah Hıristiyanlarla mücadelede başarılı oldu. Selçuklu II.Kılıçarslan'a ve Sultan Süleymanşah'a bağlı kaldı. Fakat bu ailenin son beyi MelikSalih zamanında, Sultan I. Keykubat beyliğin topraklarını sınırlarına kattı veMengücük Beyliği sona ermiş oldu.

Divriği Kolu nunbeylerinden Seyfeddîn Şahinşah (öl.1197) Türkiye Selçuklularına tâbi idi. Onuntürbesindeki kitabeden Alp, Kutlug, Tuğrul ve Tegin gibi Türkçe unvan ve lâkablarkullandığı anlaşılıyor

Mengücükler bir çoksanat eserleri yaptırmışlar ve bunlardan özellikle Divriği'de bulunan bazılarızamanımıza kadar gelmiştir. Bu eserlerden birisi Divriği'deki Kale Câmii'dir ve1180-1'de Şâhin-şâh b. Süleymân tarafından yaptırılmıştır.

Yine aynı kasabadakimeşhur Ulu Câmii de Mengücüklerden Ahmed Şâh tarafından 1228-89 yılında inşâettirilmiştir. Bu câmiin kapıları sanat tarihi bakımından birer şaheserdir. UluCâmii'n minberini ve hisarın kapılarından birini de Ahmed-şâh yaptırmıştır.Mengücüklü eserlerinden birisi de, Behrâm Şâh'ın kızı Turan Melek tarafından UluCamii'ye bitişik olarak yaptırılan Dârüşşifâ'dır.

Danişmendliler (1092-1178)

Anadolu'da fetihlerememur edilen Gazi Ahmed Bey, Türkmenlere hocalık, öğretmenlik yaptığı için"Danişmend" lâkabı ile anılıyordu. Danişmend Gazi Ahmed Bey, Kızılırmakve Yeşilırmak dolaylarını ele geçirmişti. Emir Danişmend'in Bizanslar ile birsavaşta ölen Battal Gazî (öl. 740)'nin neslinden geldiği söylendiği gibi, onunAnadolu fâtihi Sultan Süleymân b. Kutalmış'ın dayısı olduğu da rivayetedilmektedir. 1086'da Süleymanşah ölünce gücünü arttırdı. I. Kılıçarslan'ınHaçlılarla yaptığı Savaşlara katılarak başarı gösterdi. Antakya PrensiBohemond'u esir aldı ve Malatya'yı ele geçirdi. Bu prensin serbest bırakılmasınıisteyen Kılıçarslan'la arası açıldı ve aralarında savaş çıktı. Bu savaştaGazi Ahmed Bey yenildi ve 1106'da öldü

Bu Türkmenhanedanının kuvvet merkezi aslında, Kuzey Anadolu'da Tokat, Amasya ve Sivas çevresindeidi.. Ancak Danişmend'in asıl adının Taylu olduğu ve hocalık yaptığı biliniyor.Buna göre Emîr Danişmend 1080 yılında Sivas'a gelmiş ve hiçbir mukavemetlekarşılaşmadan burada yerleşmişti.

Daha sonraYeşilırmak havzasında fetihlerde bulundu, Niksar'ı muhasara ve zabtetti (1097'denönce). Emîr Danişmend Anadolu'daki emîrler arasında mücadelelerden yararlanarakdevletinin hudutlarını genişletmiş, Haçlı Seferleri'nin başlaması ile batıdangelen bu yeni düşmana karşı çetin mücadelelere katılmıştır. Türkiye Selçuklusultanı I. Kılıç Arslan, İznik önünde doğuya çekildikten sonra, Haçlılarakarşı Emîr Danişmend ve Kapadokya Emîri Hasan ile birleştiler. Bu müttefik Türkordusu 1 Temmuz 1097'de Darylaeum (Eskişehir) civarında Haçlılara karşı savaşatutuştu, fakat Türkler ağır kayıplar vererek çekilmek zorunda kaldılar.

Haçlılarınulaşamadıkları yerlerde Danişmendliler faaliyetlerini sürdürdüler ve 1098 yılındaBayburt'u aldılar. 1101yılında muhtelif batılı prenslerin idaresindeki üç büyükHaçlı ordusu peşpeşe Anadolu'ya girdi. Emîr Danişmend, Haçlılara karşı I.Kılıç Arslan ile birleşerek onları perişan etti. Danişmend Gazî bu zaferlerdensonra derhal Malatya'nın üzerine yürüyerek orayı zabtetti (1103). Danişmend Gazî1106 yılında öldü.

Yerine oğullarındanEmîr Gazî geçti. I. Kılıç Arslan ise Danişmend'in ölümünden yararlanarakMalatya'yı ele geçirmişti (1105). Ancak Türkiye Selçuklularının bu üstün durumuI. Kılıç Arslan'ın ölümüne kadar sürdü (1107). Emîr Gazî Selçukluşehzâdelerinin taht kavgalarına karışmış ve bu şehzâdelerden damadı olanMes'ûd'u destekleyerek, onun Konya'da sultan olmasını sağlamıştır (1116). Dahasonra 1127'de Kayseri ve Ankara'yı zabtetti. Böylece Emîr Gazî, Sultan Mes'ûd'unarazisi dışında, Fırat'dan Sakarya kaynaklarına kadar uzanan Orta ve Kuzey Anadolu'yahâkim oluyor ve Danişmendliler Anadolu'daki devletlerin en kudretlisi haline gelyordu.

Emîr Gazî daha sonraÇukurova'ya girerek Ermeni Leon'u itaate mecbur ediyordu (1131). Bizanslılar, Haçlılarve Ermenilere karşı zaferleriyle Türk-İslâm dünyasında haklı bir şöhret vehürmet kazandı. Bu sebeple Bağdad Halîfesi el-Müsterşid ve Büyük Selçuklusultanı Sencer onun "melik" unvanını tasdîk etmişlerdi. Yerine geçen oğluMelik Muhammed de Haçlılar ve Ermeniler ile savaştı. Melik Muhammed'in ölümü ile(1142), Danişmend Devleti'nin temelleri taht mücadeleleriyle sarsılırken, Anadolu'daüstünlük yavaş yavaş Selçuklulara geçiyordu. Muhammed'in oğulları ile kardeşleriarasında taht mücadeleleri başladı. Kardeşi Yağı-basan Sivas'da kendisinehükümdar ilân ederken, öteki kardeşi Ayn ed-Devle, Elbistan ve Malatya'da aynı yolutakip etmişti. oğlu Zû'n-Nûn ise Kayseri'yi aldı.
Böylece bir müddet için Danişmendlilerde birbirine rakip üç şube meydana çıktı.

Danişmendlilerinüçe bölünmesi Türkiye Selçuklu sultanları için bulunmaz bir fırsattı. Budurumdan yararlananların başında II. Kılıç Arslan geliyordu. O, muhtelif zamanlardaSivas şubesinin işine karıştı. Nihayet 1169'da Kayseri ve Zamantı'yı zabtetti.Zû'n-Nûn, Suriye'de Atabeg Nûr ed-Dîn Mahmûd'un yardımı ile tekrar Anadolu'yadöndü ve Sivas şehri ile Danişmendli ülkesinde hüküm sürmeğe başladı. AncakNûr ed-Dîn Mahmûd'un ölümü II. Kılıç Arslan iyi bir fırsattı. Zû'n-Nûn'uortadan kaldırmak için önünde artık hiçbir engel kalmamıştı. Derhal hareketegeçerek Danişmendlilere ait Sivas, Tokat, Niksar ve Amasya gibi şehirleri zabtetti(1175). Zû'n-Nûn ise Bizans imparatoruna sığındı.
Malatya'da ise 1162'de ölen Zülkarneyn'in üç oğlu arasında anlaşmazlık mevcuttu.Bunlardan Nâsır ed-Dîn Muhammed, bir süre II. Kılıç Arslan'ın vassalı olarakhüküm sürdü.

Daha sonra II.Kılıç Arslan 1178'de Malatya'ya giderek, Danişmendlilerin burada hüküm süren kolunada son verdi ve böylece Anadolu'nun birliğini sağlamış oldu. Bundan sonraDanişmendli ailesine mensup emîrlerin bir kısmı Selçukluların hizmetine girdiler.
Danişmendlilerin XII. yüzyılda yaptıkları câmiler orijinal şekilleri ilezamanımıza kadar gelmemiştir. Onlara ait oldukları tespit edilen birkaç câmi,medrese ve kümbet vardır. Câmilerden; Niksar Ulu Câmii, Kayseri Ulu Câmii, KayseriKölük Câmii ve Sivas Ulu Câmii değişiklikler ve ilavelerle zamanımıza kadargelmiştir. Danişmendlilerden Yağı-basan biri 1151-2'de Tokat'da, öteki 1157-8'deNiksar'da olmak üzere iki medrese yaptırmıştır. Danişmenlilerden zamanımıza altıkümbet (türbe) kalmıştır. Bunlardan hanedanın kurucusu Emîr Danişmend'e nisbetedilen türbe Niksar'dadır ve ötedenberi bir ziyaretgâh kabul edilmektedir.

Dilmaçoğulları (1085-Akkoyunlular dönemi) 

Doğu Anadolu'dakurulmuş olan Türk beyliklerinden birisi de Bitlis ve Erzen'de hüküm sürmüş olanDilmaçoğullarıdır. Bu beyliğin kurucusu Dilmaçoğlu Mehmed (Muhammed) Bey, SultanAlp Arslan devrinde Bekçioğlu Afşın, Ahmed-şâh gibi Türkmen emîrleri ile Bizansidaresindeki Anadolu'ya akınlarda bulunuyordu.

Dilmaçoğlu MehmedBey Malazgirt savaşına da iştirak etmişti (1071). Daha sonra onu Haleb çevresindekifetihlere katıldığını görüyoruz. 1085 yılında Diyarbekir alındıktan sonraBitlis ve Ahlat da Selçuklu kuvvetleri tarafından zabtedilmişti. Bitlis ve havalisiMehmed Bey'in idaresine bırakılarak ona iktâ (kullanımı verildi) edildi. Bu suretleDilmaçoğulları Beyliği kurulmuş oldu. Önce Kılıç Arslan'a, onun ölümündensonra da Ermenşahlar'a bağlandı. Togan Arslan daha sonra Artuklulardan İlgazî'yetâbi olmuş ve bu hükümdarla beraber Haçlılara ve Gürcülere karşı savaşmıştı.

Hüsâmeddîn Kurtzamanında (1137-1143), Irak Selçuklu sultanı Mes'ûd, kardeşi Selçuk-şâh'a Ahlat,Malazgird ve Erzen bölgesini iktâ etmişti 1138 Selçuk-şâh bu bölgeyi tahrip ettiğigibi, halkına da kötü davranmıştı.
1192 yılında Ermenşâhlardan Begtimur Bitlis'i zabtetti. Bundan sonra DilmaçoğullarıBeyliği Erzen ve havalisinde XIV. yüzyılına sonların kadar hüküm sürmüş,muhtemelen Akkoyunlular devrinde tarihe karışmıştır.

İnaloğulları (1098-1183)

Büyük Selçuklutahtının varisleri Tutuş ile Berkyaruk arasındaki mücadele sırasında Diyarbekirbölgesi muhtelif emîrler arasında paylaşılmıştı. Bu sırada Sadr adında bir Türkemîri de Âmid (Diyarberik)'e hâkim oldu. Bu hakimiyet Sadr'ın yerine gelen kardeşi vebu sülâlenin kurucusu olarak kabûl edilen Türkmen emîrlerinden İnal ile (1098)devametti.
Emîr İnal da çok yaşamamış ve yerini oğlu İbrâhîm almıştı. Emîr İbrâhîm,Tutuş'un ölümünden sonra ikiye ayrılan Suriye Selçukluları Devleti'nin Dımaşkkoluna tâbi idi.

1098'de HaçlılarınAntakya'yı kurtarmak için harekete geçen Musul emiri Kürboğa idaresindeki Selçukluodusunda İnaloğulları da yer almıştı. Emîr İbrâhîm değişen şartlara göreBüyük Selçuklulara, Türkiye Selçuklularına ve Ermanşâhlara tâbi olmuştu.

İl-Aldı zamanında(1110-1142), Emîr Zengî ve Mardin Artuklu emîri, Timurtaş ile birleşerek Âmid'imuhasara ettilerse de, şehrin kuvvetli surları karşısında çekilmek zorunda kaldılar(1134). Emîr İl-Aldı'nın ölümünden sonra İnaloğulları Beyliği'nde VezîrNisanoğlu Mü'eyyeddîn ve evlâtlarının önemli bir rol oynadıkları ve yönetimehâkim olduklarını görüyoruz.

Emîr Timurtaş'ın1151 yılında Âmid'i iki kere kuşatmasından sonra İnaloğulları ve bu emîrliğibaskı altında tutan Nisanoğulları ailesi Mardin Artuklularına tâbi oldular. HısnKeyfâ Artuklularından Nûreddîn Muhammed, Salahaddîn Eyyûbî'ye bağlanmış ve onakarşı bütün vazifelerini yerine getirmişti. Ancak Nûreddîn'in bir isteği vardı,bu da Âmid şehrine sahip olmaktı. Salahaddîn, adı geçen şehri alıp, ona vermeğeva'd etti. Salahaddîn verdiği sözü yerine getirmek için beraberinde NûreddînMuhammed olduğu halde Âmid üzerine yürüdü ve şehri kuşattı. Neticede 9 Mayıs1183'de Âmid'e girerek şehri Nûreddîn Muhammed'e verdi. Böylece İnaloğullarıBeyliği sona ermiş oldu.

İnaloğulları zamanındaÂmid'i iktisadî ve kültürel bakımdan çok ilerlemiş, ayrıca şehirde mühim imârfaaliyetlerinde bulunulmuştu. Emîr İl-Aldı zamanında yanan Diyarbekir Ulu Câmii'nintekrar yapıldığını biliyoruz. Yine bu emîrin sur üzerinde de bir kitabesi vardır.İnaloğulları zamanında Âmid'de dokuma sanayî çok gelişmişti ve bu şehirde halı,kumaş ve çadır bezleri imâl ediliyordu. 1122 yılında ise Âmid'e bağlıZü'lkarneyn ve Ergani kaleleri civarında bakır madeni bulunmuş ve işletilmeğebaşlanmıştı.

Ermenşâhlar

Bu beyliğe,Ahlatşahları Beyliği, Sökmenliler Beyliği de denir. Sultan Melikşah'ın amcasınınoğlu olan Kutbeddin İsmail, 1080 yılında Azerbaycan genel valiliğine tayinedilmişti. Kutbeddin İsmail'in kumandanlarından olan Sökmen, Büyük Selçuklusultanı Melikşâh'ın amcası Yâkûtî'nin oğlu olan Kutbeddîn İsmâ'îl'in gulâmı(yardımcı-hizmetli) idi. Kısa zamanda kendini göstermiş ve süratle yükselerekkumandan olmuştur. Adâleti ve iyiliği ile şöhret kazanan Sökmen, MervânîlerdenAhlat'ta hâkim olan emîrin halka kötü davranması sonucu bu şehre davet edildi.Sökmen askerleri ile Ahlat'a gelerek, şehri teslim aldı. Burada bir hükümet yanibeylik kurdu. Aileye de bundan sonra Ahlat Şahları (Ahlatşahlar) ve Ermenşahlardenildi.

Sökmen Bey 1108'deMeryafarikin'i ele geçirdi ama onun ölümünden sonra bu şehiri Artuklular aldılar(1121). Ahlatşahlar komşu beyliklerle (Artuklu, Saltuklu, Mengücek beylikleriyle )nüfuz çekişmeleri içinde geçen sürelerde güçlerini korudular. XII. yüzyılınikinci yarısında hakimiyet sınırlarını Kars'a kadar genişlettiler. Fakat 1207yılında, İzzettin Balaban'ın beyliği sırasında, Eyyûbiler bu beyliğe hakimoldu.

Melik MuhammedTapar'ın başarılı hizmetlerinden dolayı Ahlat ve Van çevresini ona iktâ etmesiyleErmenşâhlar Devleti kurulmuş oldu (1100). Sökmen daha sonra Haçlılara karşıyapılan savaşlara iştirak etti ve Haçlılar üzerine tertip edilen bir sefersırasında öldü. Bu beylik emîrlerinden II. Sökmen 1128-1185 in çocuklukyıllarının buhranlı geçmesine rağmen, daha sonra Ermenşâhlar Devleti onunzamanında en parlak devresini yaşamıştır.
Salahaddîn Eyyûbî'nin genişleme siyâseti Doğu Anadolu devletleri için bir tehliketeşkil ediyordu. II. Sökmen komşu beylerle bu tehlikeyi önlemeğe çalıştı. Diğertaraftan Artuklu İlgazi'nin ölümü üzerine (1184), yerini küçük yaştaki oğluHüsâmeddîn Yavlak Arslan almıştı. II. Sökmen, Yavlak Arslan'ın dayısı olmasısebebiyle Artuklu ülkesinin idaresine de karışıyordu.

Eyyûbîler ise DoğuAnadolu'daki Türk devletlerini hâkimiyetleri altına almak fikrinden vazgeçmiyorlardı.Nitekim bir süre sonra II. Sökmen'in kölelerinden İzzeddîn Balaban beyliğinidaresini ele geçirmek isterken meydana çıkan karışıklıktan yararlanmak isteyenMeyyâfârıkîn hükümdarı Necmeddîn Eyyûb, Ahlat üzerine yürüdü. Balaban onakarşı Erzurum Melîki Tuğrul-şâh'dan yardım istedi. Bu iki hükümdar Necmeddîn'imağlûp ettiler. Ancak Tuğrul-şâh'ın da bu ülkede gözü vardı ve bu sebepleBalaban'ı öldürdü, fakat halk onu Ahlat'a sokmayarak Melik Evhad Necmeddîn Eyyûb'udavet etti. Bu suretle Eyyûbîlerin arzuları gerçekleşmiş ve Ermenşâhlar Devletiortadan kalkmış oluyordu.

Artuklular (1101-1409)

Kültür ve sanatıyla iz bırakmış uzun ömürlü beyliklerden biri Artuklu Beyliği'dir. Oğuzların Döverboyundan ünlü bir Türkmen Beyi olan Artuk Bey, Anadolu'nun fethi sırasında büyükhizmetler görmüştü. Fakat, Tutuş'la Süleymanşah'ın arasındaki savaşta Tutuş'tanyana olarak savaşı ona kazandırmış ve Süleymanşah'ın intiharına sebep olmuştu.Tutuş, Artuk Bey'in yardımına karşılık olarak onu Kudüs valisi yapmıştı. Ölümyılı olan 1091'e kadar bu görevde kaldı.

Artuk Bey ölünceKudüs Fatımî'lerin eline geçti.Fakat Artuk Bey'in oğulları Sökmen ve İl-Gazi,Selçuklu hükümdarı tarafından kendilerine verilen bölgelerde beylikler kurdular.
Artuk Bey'in oğulları tarafından kurulan bu beylikler üç kol halinde gelişti.

1. Hısn Keyfâ ve Âmid,
2. Mardin ve Meyyâfârıkîn,
3. Harput'da
Üç kol halinde hüküm sürmüş bir Türkmen sülâlesidir.

Artuk Bey önceSultan Alp Arslan'ın hizmetinde bulunmuş ve Malazgird savaşına da iştirak etmişti1071 Anadolu'nun Türklere açılmasında rol oynayan emîrler arasında Artuk Bey debulunuyordu. Daha sonra Artuk Bey, Sultan Melikşâh tarafından kendisine iktâ edilenHuvân'a çekildi. Ahsâ ve Bahreyn Karmatîlerini itaat altına almak görevinibaşarıyla sonuçlandırdı. Artuk Bey'in bir süre sonra Sultan Melikşâh'aküskünlüğü, Suriye Selçuklu Meliki Tutuş'un hizmetine girmesine yol açtı. Tutuşda ona Kudüs ve havalisinin valisi yaptı (1085-6).

Artuk Bey 1091yılında bu şehirde öldü. Ancak oğulları Sökmen ve İlgazî Kudüs'ü muhafazaedemediler. Emîru'l-cüyûş Efdal kumandasındaki bir Fâtımî ordusu kırk günlükbir kuşatmadan sonra şehri aldı (1098).

Mu'în ed-DînSökmen, Cezîret-i İbn Ömer sahibi Çökürmüş tarafından kuşatılan Musul hâkimMûsâ'nın yardımına koştu ve bu hizmetine karşılık 10.000 dinar ve Hısn Keyfâkalesini aldı. Böylece Sökmen, Artukluların "Hısn Keyfâ ve Sökmeniyye"denilen ilk şubesini kurmuş oldu (1102). Eyyûbî hükümdarı Melik Kâmil önceÂmid'i sonra da Hısn Keyfâ'yı zabt ederek Artukluların Hısn Keyfâ kolunu ortadankaldırmıştı (1231-2).

Necmeddîn İlgazîNisan 1105'de Bağdad şahneliğinden azledildikten sonra Mardin'e gelerek bu şehrehâkim olmuş ve burada Artukluların "Mardin veya İlgaziyye" denilen şubesinikurmuştur (1108). İlgazî yavaş yavaş bu bölgedeki Selçuklu topraklarına hâkimoldu, 1117'de Haleb'i ele geçirdi. Beraberinde Bitlis ve Erzen hâkimi Togan Arslan'ınbulunduğu 20.000 kişilik ordu ile harekete geçerek Tell Afrin savaşında Antakya persiRoger'in kumandası altındaki Haçlılara karşı büyük bir zafer kazandı (1119). BunuTell Danis'de Kral II. Baudouin'e karşı kazanılan takip etti. Selçuklu sultanıMahmûd ise İlgazî'ye Meyyâfârıkîn şehrini iktâ etmişti (1121). Daha sonra MardinArtukluları bazan Eyyûbîlere bazan da Tükriye Selçuklularına tâbi olarakvarlığını sürdürdü. Kara Arslan el-Muzaffer (1260-1292) ise, Moğollarınhâkimiyetini kabûl ederek barış yaptı.

O bu sayede hanedanındevamını sağladığı gibi Mardin şehrini de bir felaketten kurtarmıştı. Bu kolunson hükümdarı Melik el-Sâlih Mardin'i müdüfaa edemeyeceğini anlayınca bu şehriKarakoyunluların reisi Kara Yûsuf'a teslim etti (1409). Bu suretle Artuklular Devletisona erdi.

Artuklularınüçüncü kolu 1185 yılında Harput ve havalisinde kurulmuşsada fazla uzun ömürlüolmamıştı.Sultan I. Alâ ed-Dîn Keykubâd 1234 yılında Harput'u zabtederek,Artukluların bu koluna son vermişti.Artuklular büyük Türkmen kitlelerine dayanan birTürk devleti idi. Bu sebepten millî teşkilât ve ananelerini muhafaza etmişlerdi. Alp,İnanç, Kutlug gibi eski Türkçe unvanları kullanmakla da bu ananelerinikoruduklarını göstermişlerdir.
Artuklular devlet anlayışında eski Türk hukukuna göre devletin hanedanın ortak malıolduğu görüşün de uyguladılar. İlgazî ve Belek gibi kudretli şahsiyetlerinmevcudiyeti Artuklu Devleti'nin siyâsî birliğini sağlayabilmiş, aksi takdirde ayrıbeylikler halinde hükün sürmüşlerdir.

Artukluhükümdarları gerek Müslüman ve gerekse hristiyan halka adâletle hizmet etmişler,idareleri altındaki ülkelerde düzen ve emniyeti sağlamışlardı. Ayrıca ticarî veiktisadî hayatın gelişmesine büyük ölçüde yardımcı oldular. Bu maksatla bazışehirlerdeki ticarî vergileri kaldırmışlardır. Bu iktisadî gelişme mimarîeserlerden de anlaşılmaktadır.
Artuklular, bir kısmı bugüne kadar mevcudiyetlerini koruyan, birçok mimarî eserlersözgelişi; külliyeler, câmiler, medreseler, hamamlar, köprüler, sivil ve askerîyapılar yapmışlardır. Onların devrinde mimarîde görülen gelişme sebiyle bugüngüney-doğu Anadolu bölgesinde her önemli eser Artuklulara bağlanmak istenmektedir.

Artuklu ülkesindekiMeyyâfârıkîn, Âmid ve Mardin gibi şehirler birer ilim ve kültür merkezi halinegelmişti. Bu hanedana mensup hükümdarlar ilim ve sanat adamlarını himâye etmişler,bunun neticesinde de onlar adına bazı eserler yazılmıştır.

Çobanoğulları

Çobanoğulları Beyliği, Kastamonu'da Türkiye Selçuklularının uç beyi (beylerbeyi) olarak bulunan,Oğuzların Kayı boyuna mensup Hüsâmeddîn Çoban tarafından kurulmuştu.
Sultan I. Alâ ed-Dîn Keykubâd, Çoban Bey'i deniz aşırı Suğdak (Kırım) seferi ilegörevlendirilmişti (1225 veya 1227). Çoban Bey'in bu sefer sonunda kazandığıbaşarı neticesinde Kastamonu arazisinin hizmetine karşılık mükâfat olarak kendisineverilmiş ve bu tarihten itibaren beyliğin kurulmuş olması muhtemeldir. Onun ve oğluAlp yürük (yürek) hakkında bilgimiz yok denecek kadar azdır. Daha sonra tahta geçenMuzaffer ed-Din Yavlak Arslan ise Türkiye Selçuklularına ve İlhanlılara tâbi idi.Bununla beraber Selçukluların taht mücadelelerine karışmış ve Rüdneddîn KılıçArslan'ı sultan ilân ederek bağımsızlığını kazanmak istemişti.

İlhanlı Geyhâtû,Sultan Mes'ûd ve Vezîr Necmeddîn idaresinde bir Selçuklu ve Moğol ordusunu Kastamonuüzerine gönderdi. Yapılan savaşta Yavlak Arslan öldü (1292). Selçuklu sultanıMes'ûd bu savaşta kendisine yardımcı olan Şemseddîn Yaman Candâr'a Kastamonu vehavalisinin idaresini verdi. Ancak Yavlak Arslan'ın oğlu Nâsıreddîn Mahmûd bir süredaha Kastamonu'da hüküm sürdü. Nihayet Candâroğlu Süleymân Paşa bir baskınlaKastamonu'ya hâkim olmuş ve Çobanoğulları Beyliği'ne son vermişti (1309).
Çobanoğulları devrinde Kastamonu'da kültür ve imâr faaliyetleri çok ilerlemişti.Meşhur bilgin Kutbeddîn Şîrâzî "İhtiyârât el-Muzafferî" adlı eseriniMusaffereddîn Yavlak Arslan'a ithaf etmişti.

Ayrıca Hoylu Hasan b.Abdülmümin eseri "Nüzhet el-Küttâb"ı Yavlak Arslan adına ve bu eserinmuhtasarını ise Mahmûd Bey adına yazılmıştı. Çobanoğulları adına yazılmışbaşka eserlerde mevcuttur.
Çobanoğulları
1. Hüsâmeddin Çoban Bey
2. Alp-Yürek Bey
3. Muzaffereddin Yülük-Arslan Bey (1284-1292)
4. Nâsıreddin Mahmud Bey (1292-1320)

Alâiye Beyleri 

Alâiye Beyleri Alâiye(Alanya)'de önce Karamanoğullarının bir kolu olarak, daha sonra da Memlûk Devleti'ninhâkimiyeti altında hüküm sürmüşlerdi. Bu beyliğin kurucularının Selçuklusultanının kızının oğullarından geldiği şeklindeki rivâyet henüz ispatedilememiştir. Alâiye 1223 yılında Türkiye Selçuklu sultanı Alâ ed-Dîn Keykubâdtarafnıdan fethedildi. Türkiye Selçuklularının son yıllarında Alâiye,Karamanoğullarından Mecdeddîn Mahmûd'un eline geçti (1293). Bundan sonra adı geçenşehirde Karamanoğullarına bağlı beyler hüküm sürmeğebaşladılar.

Karamanoğullarının buşehir üzerindeki hâkimiyeti XIV. yüzyılın ikinci yarısında da devam etti. NitekimKıbrıs kralı Pierre 1266'da Alâiye'yi zabta teşebbüs etti ise deKaramanoğullarının yardıma gelmesi şehrin Türkler elinde kalmasını sağladı.
Karaman b. Savcı 1427 yılında Alâiye'yi beşbin altın karşılığında MemlûkDevleti'ne sattı. Bundan sonra adı geçen şehirde Memlûk Devleti'nin hâkimiyetialtında Karamaoğlu Mahmûd Bey'in torunları hüküm sürdüler. Nihayet Gedik AhmedPaşa Alâiye'yi alarak Osmanlı Devleti topraklarına kattı (1471).

Alâiye işlek bir pazar yeri idi,ticarette kereste ihracatı mühim bir yer işgâl etmekteydi. Şehirde gemi yapantezgahlar vardı ve ticaret dolayısıyla Alâiye beyleri zengin ve halkında mâlîdurumu iyi idi.

     ANA SAYFAYA DÖN   

KONUNUN BAŞINA DÖN

 
 
Z i Y A R E T C i - D E F T E R i
orhanyildiz.tr.gg
A N A - S A Y F A Y A - G i T
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=