İletişim Adresi

   
  ARTVİNLİ ORHAN
  Altinordu Devleti
 


ALTINORDU  DEVLETİ

Bulgar ve Rus Topraklarının Fethi 

Çingiz Han'ın1227'deki ölümünden sonra büyük hanlık makamını Ögedey işgal etti. Onun hâkimiyeti,Türk-Moğol Hakanlığı'nın teşkilâtlandırılması bakımından mühimdir. Bumaksatla kurultaylar toplanmış ve bazı umumî kurallar konulmuş, Çingiz'in"yasa"sı tatbik edilmekle beraber, şehirli ve köylü ahalinin ihtiyacına görebir idare kurulmuştu. 1235'te devlet işlerini alâkadar eden yeni meseleler münasebetiyletoplanan büyük kurultayda Batı Seferi, yani Doğu Avrupa'nın istilâsı kararlaştırıldı.Bu maksatla bilhassa Türkler'den olmak üzere büyük bir ordu toplandı. Mikdarıbilinmeyen bu Moğol-Türk ordusunun birkaç yüz bin kişiden ibaret olduğu muhakkaktır.Fütuhatın başlangıcı 1236 yılına rastlar.
 

Bu muazzam ordunun başındaÇingiz'in torunu, Batu (Çoçi Oğlu) bulunuyordu. Aslında Harezm, Kafkasya ve İrtiş'inbatısı büyük oğlu Cuci'ye düşmüştü (1224). Fakat Cuci, Cengiz Han'dan az önceöldü ve ona ayrılan yerler oğlu Batu Han'a verildi. Ona verilen bölgede kurulandevletin adı "Altın Ordu", asıl kurucusu da Batu Han'dır. Altın Ordu adıMoğolcada çadır demek olan "Orda" kelimesinden gelir. Hanların ordugahındahan çadırının üzeri altın kaplama olduğu için, bu çadıra "Altın Orda"deniliyordu. Zamanla bu kelime Türkçede "Altın Ordu" şeklinde yazılır. 

Hem Altın Ordulular,hem de "kral sarayı" ve "ordugah" anlamlarında kullanılır. BatuHan'a ait olan yerlere, babasının adından dolayı "Cuci Ulusu" deniyordu.Ulus, "Birleşik İller" anlamında, yani yer adı olarak kullanıyordu.Sefere,ondan başka birçok Çingiz oğulları (prensleri) de iştirâk edeceklerdi. Ön kıtalarınkumandanı olarak da en meşhur generallerden biri olan Sobutay'ı (Sübegetey, Sübetey)görüyoruz. Askerlerin büyük bir çoğunluğunu Orhon ile Yayık ve İrtiş aralarındayaşayan Türk kabileleri teşkil ediyordu. İlk darbe Bulgarlar üzerine oldu. Bu hareket1224'de Bulgarlar'ın Don boyundan dönen Moğol kıtalarına hücumların öcünü almakiçin yapılmıştı. 

Bulgarlar az bir zamaniçinde yenildiler; başta Bulgar olmak üzere şehirleri tahrip edildi. Şehirlerden ve büyükyollardan uzakta kalan halkın, bu istilâdan zarar görmediği muhakkaktır; şehirli veköylü ahaliden birçoğunun da kaçarak, ormanlarda saklandığı anlaşılmaktadır. Busuretle Moğol istilâsından sonra Orta İdil sahasındaki Bulgar unsuru ortadan kaldırılmışolmadı; yok olan şey: müstakil bir Bulgar devletiydi. Nitekim, çok geçmeden bu bölgedeBulgar beylerinin yeniden faaliyette bulunduklarını görüyoruz.
 

1237 sonunda kışmevsimi olmasına rağmen, Moğol-Türk ordusu Rus bölgesinin istilâsına başladı. Busıralarda Rus yurdu birçok knezliklere bölünmüştü. Ryurik sülâlesine mensup olmaküzere, muhtelif mıntakalarda, knezleri, müstakil birer beylik hâlinde hükümetetmekte idiler; artık Kiyef merkez olmaktan çıkmıştı; onun yerine Suzdal Rusyası(Merkezi Vladimir) yükselmişti; batıda da Haliç knezleri kuvvet bulmuşlardı.
 

İlmen gölü'nünkuzey sahilindeki Novgorod şehri de mühim bir iktisadî ve siyasî merkez vaziyetindeidi. Bu Rus knezlikleri arasında mücadeleler eksik olmadığından Rus yurdu, âdeta,daimî bir anarşi manzarası arzetmekte idi. Batu Han'ın orduları 1237'de Bulgarmemleketinden hareketle Suru (Sura) ırmağının baş kısmını geçtikten sonra Ryazanüzerine yürüdüler; bir darbe ile burayı ele geçirdiler; o sıralarda ehemmiyetsizbir kasaba olan Moskova'yı yaktılar. Vladimir, Suzdal, Rostov ve Volga kıyısındakiYaroslav şehirlerini zaptettiler; bütün bu şehirler birer kale idi. 

Türk-Moğol ordusunun,yalnız açık meydan muharebesinde değil, kaleleri kuşatmak ve zaptetmek hususunda dafevkalâde becerikli oldukları görülüyor. Kışın şiddetine rağmen Batu Hankuvvetleri 2-3 ay zarfında birçok kale ve şehirleri ele geçirdiler. 1238 baharı geldiğizaman bu ordu İlmen gölünün güneyinde, Lovat ırmağına varmış bulunuyordu; fakatmevsimin icabı olarak, daha fazla kuzeye, yani Novgorod istikametine gidilmemiş, ordularıngüneye dönmesi uygun görülmüştü.
Bu defa Oka nehrine yakınKozelsk şehrinin fazla direnmesi, ordunun hareketini biraz yavaşlatmışsa da, bu kalezapt ve ahalisi kılıçtan geçirilince, Moğol-Türk kuvvetleri 1238 ilkbaharında Donile Dneper nehirleri arasındaki sahaya gelmişlerdi. Bununla seferin ilk safhası sonaerdi. Gayet kısa bir zaman içinde, hem de kış olmasına rağmen, Batu Han "yıldırım"harbiyle Rus yurdunun en mühim kısmını zapt ve Rus knezlerinin askerî kuvvetlerinindayanak noktalarını imha etmişti. Tarihte ilk defa olmak üzere, doğudan gelen Türkistilâsı, bir darbede Rus knezlerinin siyasî varlıklarını ortadan kaldırmıştı.

Kuman Topraklarının Fethi

Bu Moğol-Türk hareketinin ikinci safhasıKumanlar'a karşı oldu. 1224'de Kalka boyundaki savaştan sonra, Kumanlar Türk-Moğol İmparatorluğunundüşmanları arasında sayılıyorlardı. 1238-39 yılındaki seferlerin neticesinde Donboyu ve bütün Kıpçak sahrasından Kumanlar koğuldu; bir kısmı kuzeydoğu'da KamaBulgarları arasına gitmiş, kalanları da Macaristan'a iltica etmişlerdi.

Bu suretle Kama boyundaki Kıpçak vegaliba Kumanlar'la birlikte olan, Yimekler'in gelmesiyle Türk unsuru artmış ve hattâBulgarlar bile Kıpçaklaşmışlardı. Bu suretle Moğol istilâsının bir neticesi deOrta İdil boyundaki Türk ahalisinin yeni şekilde karışmasını mümkün kılmasıdır;bugünkü Kazan Türkleri'nin kavmî oluşumları işte bu tarihî olaylarla izaholunmaktadır.

Batu Han, Kumanlar'ınişini bitirdikten sonra, 1240'da Kiyef şehrini, kısa süren bir muhasaradan sonrazaptetti. O sıralarda Kiyef'in zaten büyük bir ehemmiyeti kalmamıştı. Daha batıdaolan Vladimir ve Haliç şehirleri de Moğol-Türkler tarafından işgal edilerek bütünRus yurdu Batu Han'ın eline geçmiş oldu. İstilâ kuvvetlerinin büyük bir kısmı,Kumanlar'ın gittikleri, Macaristan'a yürürlerken, bir kolu da Lehistan'ın güneyeyaletleri üzerinden Silezya'ya kadar ilerlediler.

1241 ilkbaharında Liegnitzyakınında karşılarına çıkan Alman kuvvetlerini yendiler; fakat daha ileriyegidemeyerek, Macaristan'a döndüler. Moğol-Türkler'in bir kolu, hattâ Balkanlar'agirmiş ve Adriyatik sahillerine bile yaklaşmıştı. Bu suretle 1240-41 seferi tam birbaşarıyla bitmiş, Batu Han'ın ordusu bütün meydan muharebelerini kazanmış,binlerce kilometre genişliğinde Doğu Avrupa sahasını işgal ile, burada önce mevcutbütün askerî ve siyasî varlıklara son vermişti. Çingiz hayatta iken, batıdaki bütünsahanın Coçi'ye verileceği belli olmuştu; buna göre, Batu Han'ın zaptettiği yerlerCoçi ulusu olacaktı.

Saray Şehri 

Batu Han 1241 yılında İdil'in aşağı mecrasınadönmüş ve nehrin sol sahilinde "Orda"sının (Karargâh) merkezini kurmuştu:Burası Saray adını aldı ve çok geçmeden eski Bulgar ve İtil şehirlerinin yerinituttuğu gibi, onlardan farklı olarak Doğu Avrupa, Hazar denizi ve Aral denizicivarlariyle, Batı Sibir'in en mühim siyasî merkezi oluverdi.

Saray şehrinin kurulduğu yer"Cuci Ulusu"nun ortasında ve büyük ticaret yolu üstünde bulunması bakımından,cidden gayet doğru olarak tesbit edilmişti. Bu sebebtendir ki, Saray şehri az zaman içindeyükselivermişti.

Batu Han 

Çingiz oğulları arasında en değerli kumandan vedirayetli devlet adamı olarak tanınan Batu Han'ın ancak hakanlığın bütünlüğünükorumak namına Karakurum'daki hakanı tanıdığı ve zahiren ona itaat ettiği anlaşılıyor.Halbuki Batu Han kendi ulusunda istediği gibi icraatta bulunuyordu. Onun hâkimiyeti1255'de ölümüne kadar sürmüştür. İrtiş boyundan, Aral denizinin kuzey mıntakasıda dahil olmak üzere Kama ve bütün İdil havzası, Özü boyu ve Turla (Dnestr) mıntakasınakadar uzanan geniş bir sahada, fütuhatı müteakip yeni bir idare sistemi kuran vemerkezi Saray olan Moğol-Türk ordusuna da gereken nizamı veren Batu Han olduğundan, o,hakkıyle Altın Ordu Devleti'nin kurucusu sayılmaktadır.

Bu devletin teşkilâtı Çingiz yasasıve Büyük Moğol-Türk Hakanlığı'nda tatbik edilen esaslara dayanmakla beraber, mahallîbirçok hususların tanzimi ve bu memleketlerde mevcud eski geleneklerin de gözönündetutulması lâzım gelmekte idi. Eski Bulgar Hanlığı ve Rus knezliklerinde AltınOrdu'nun menfaatlarına en uygun görülen bir sistem tatbik edilmesi lazım geliyordu. Bubakımdan yeni sistemin Batu Han tarafından başarıyla uygulandığı görülmektedir.

Batu Han, Saray şehrindeoturuyor fakat hukuken, Karakurum'da oturan ve Büyük Hakan olan amcası Ögeday'a(Oktay'a) bağlı bulunuyordu. Ögeday Han'ın yerine Büyük Hakan olan Mengü 1259'da ölünce,Batu Han, Karakurum'la ilişkilerini gevşetti, ama şeklen hala oraya bağlı idi.

Batu Han, Saray şehrindehüküm sürerken, kardeşi Orda, Doğu Kıpçak yöresini idare ediyordu. İmparatorluğundoğu yöresine Ak Ordu, Batu Han'ın hakim olduğu batı bölgesine ise Gök Ordu denmiş,sonradan Gök Ordu'nun adı Altın Ordu olmuştur. Bugün Altın Ordu diye andığımızdevletin ilk adı işte bu Gök Ordu'dur. Devlet ikiye ayrılmış, fakat Ak Ordu hanlarıAltın Ordu Hanı'na bağlı kalmışlardı.

Berke Han

Batu Han'ın ölümünden sonra yerine küçük kardeşiBerke Han geçti (1257). Berke Han, kendi adına sikke bastırmak suretiyle Karakurum'leilişkisini keserek bağımsızlığını ilan etti. Ayrıca Yenisaray şehrini kurarakburasını yeni başkent yaptı.

Bu sırada Cengiz Han'ın öteki oğullarıbirbiriyle anlaşmazlığa düşmüş, Büyük Hakanlık tahtı için kendi aralarındasavaşmaya başlamışlardı. Berke Han bu durumu iyi değerlendirdi. Büyük Hakanlıksavaşında önce Artık Böke'yı tuttu. Ama bu savaştan Kubilay Han galip çıkmıştıve bu yüzden Büyük Hanlıkla ilişkisi büsbütün kesilmişti.

Cengiz İmparatorluğu'nunpaylaşılmasından Harezm bölgesinin Çağatay Han'a düştüğünü söylemiştik bu ülkeArtık Çağatay Ülkesi veya Çağatay Ulusu diye anılıyordu. Şimdi burada Algu Han hükümsürmekteydi.

Berke Han, Kafkasya'yabir sefere çıktığı sırada Algu Han sınırlarını Altın Ordu sınırlarını aşacakkadar genişletmiş bulunuyordu. Bu yüzden araları açıktı. Öte yandan İlhanlı hükümdarıHülagu Kafkasya'ya girince, onlarla savaşmak zorunda kaldı. Bu kardeş hükümdarlarınikisi de zengin Azerbaycan topraklarını ellerinde tutmak istiyorlardı. Bu yüzdenaralarında savaş çıktı. Berke Han, Hülagu'yu tam bir bozguna uğrattı.

Berke Han'ın İlhanlılarlasavaşması, Kıpçak ülkelerinden gelip Mısır'da devlet kuran Kölemenlerle arasındabir yakınlaşmaya sebep oldu.

Kölemen SultanıBaybars ile dosluk kuran Berke Han, Bizans'la da ilgilenmeye başladı. 1265 yılında, yeğeniNogay'ın komutasında 20 bin kişilik bir orduyu Tuna'nın güneyine geçirdi. Bizansordusunu yendi ve imha etti. Bu seferi ile İstanbul'da esir bulunan II. Keykavus'u dakurtararak Kırım'a götürdü.

Emir Nogay'ın Hakimiyeti

Berke Han 1266'da ölünce yerine Batu Han'ın torunuMengü Temür geçti Mengü Temür, Kölemen Sultanı ile iyi ilişkilerini devam ettirdive Ögeday ile Çağatay oğulları arasındaki savaşlarda Ögeday'ın oğullarınıdestekledi. Bu sırada Berke'nin yeğeni Emir Nogay'ın nüfuzu çok artmış, devleti o yönetmeyebaşlamıştı. Emir Nogay bu nüfuzunu tam kırk yıl korudu ve bu süre içinde AltınOrdu hakanlarını tahta çıkaran ve onları kendi otoritesi altında tutan bir kumandanolarak kaldı.

Mengü Temür'den sonra sırasıyla Tuta Mengü veTeleboğa tahta çıktılar. 1291 yılında tahta çıkan Tokta Han ise Emir Nogay'ınbaskısından kurtulmak için fırsat kolladı ve nihayet 1300 yılında onunla savaştıve galip gelerek öldürttü. Böylece devletin tek hakimi oldu. O tarihten sonra Aşağıİdil, Yayık ve Embe ırmakları boylarında yaşayan ve Emir Nogay'a bağlı kalmışolan böylere ve kavimlere "Nogaylar" denildi.

Altın Ordu Devleti İkiye Bölünüyor

Tokta Han 1312'de öldü ve yerine Özbek Han geçti.Özbek Han zamanında Altın Ordu Devleti tamamen bir Türk devleti oldu. Özbek Han, kızalıp vererek Kölemenler Devleti ile akrabalık kurdu. Artık hükümdar ailesi yalnızdil ve kültür bakımından değil, kan bakımından da Türkleşmişti. Halk zaten Türkidi, fakat artık bütün Kuzey Türklerine (Oğuzlara, Bulgarlara, Kıpçaklara veKumanlara) Tatar deniyordu ve Türk kültürü de Tatar kültürü olarak anılacaktı.

Tahta çıktığı zaman 30 yaşındaolan Özbek Han dinamik bir hükümdardı. Azerbaycan'ı zaptetti. Rus prenslerinden alınanvergi sisteminde değişiklik yaptı. Müslümanlığa da önem verdi ve Saray şehri önemlibir din merkezi oldu. Pek çok medrese ve cami yaptırdı.
1341'de ölen Özbek Han'ın yerine önce oğlu Tini Beğ, onlardan bir yıl sonra da öbüroğlu Cani Beğ, geçti. Cani Beğ Altın Ordu Devleti'nin son büyük hükümdarı sayılır.Onun zamanında devlet daha da güçlendi. İran'daki İlhanlılar Devleti dağıtıldıve Cani Beğ Tebriz'i tamamen ele geçirdi. Fakat bu devirde Altın Ordu Devleti'nin Kölemenlerleilişkisi kesildi. Çünkü, Anadolu'da kurulan yeni ve güçlü diğer bir Türk DevletiOsmanlılar, bir yandan Balkanlara geçmiş, bir yandan da güneye yönelmişlerdi.

Cani Beğ 1357 yılındaölünce karışıklıklar başladı. Cani Beğ'in oğlu tahta çıktı ve ancak iki yılyaşadı. 1360-1380 yılları arasında süren kargaşalıkta 14 han tahta çıktı. Yirmiyıl süren bu karışık dönemden sonra 1380'de tahta çıkan Toktamış Han durumahakim oldu.
1359'da ölen Berdi Beğ'den sonra Batu Han hanedanı sona ermiş bulunuyordu. ToktamışHan taht üzerinde otoriteyi kurmuştu ama bu arada birçok emir bağımsızlıklarınıve hanlıklarını ilan etmiş bulunuyorlardı. Ayrıca Litvanya ve Podolya prenslikleride bağımsızlıklarını ilan ettiler. Emir Mamay Mırza ise kendi başına hareketedecek bir güç ve nüfuza erişmişti ve Özbek Han'ın oğullarından Abdullah'ı tahtaçıkardı. Böylece Altın Ordu Devleti ikiye bölünmüş oluyordu.

İmparatorluğun Çöküşü 

Toktamış Han, Aksak Timur'dan yardım görerekbirliği yeniden kurmuştu. Ayaklanan Rusları ve Litvanyalıları da yenmişti. Bu başarılarınıTimur'un yardımlarına borçlu idi. Ama, durumunu düzeltip güçlenince, Timur'la ilişkisinikesmek istedi. Böylece başlayan aralarındaki anlaşmazlık büyüdü. Timur'la ToktamışHan arasında savaş kaçınılmaz oldu. Nihayet 1395 yılında yapılan Terek Savaşı'nda,Timur galip geldi ve Altın Ordu Devleti'ni bir daha belini doğrultamayacak bir şekildeçökertti. Altın Ordu Devleti'nin başına Kutluk Han'ı getirerek çekildi.

Toktamış, batıya kaçarakLitvanya'ya sığınmıştı. Litvanya Kralı Witold'un yardımı ile geri dönüp tahtınıele geçirmeye çalıştı ama Kutluk Han'a yenildi. Litvanya ordusu büyük bir bozguna uğratıldı.

Kutluk Han1401'de ölünce, Emir Edige Mırza onun yerine Şadi Beğ'i tahta çıkardı. Bir süresonra Ediğe Mırza ile anlaşmazlığa düşen Şadi Beğ tahtı bırakıp kaçmakzorunda kaldı. Yerine Pulat Beğ geçti. 1409'da Rusları da yenen Ediğe Mırza, bundansonra gücünü kaybetmeye başladı. 1419'da Toktamış'ın oğlu Kerim Berdi ile yaptığıbir savaşı kaybetti ve öldürüldü.

Bu sıradaLitvanya yeniden kuvvetlerini taplamış ve Altın Ordu Devleti üzerine baskısını arttırmayabaşlamıştı. Bu Altın Ordu Devleti'nin bölünmesine de yol açtı. 1437'de UluğMehmed'in hakanlığı sırasında devlet ikiye bölündü. Bu bölünme sonunda KuzeydeKazan Hanlığı kuruldu. 1441'de Hacı Giray Kırım'da hanlığını ilan etti.

Bölünmelerdevam ediyordu. 1486'da Astrahan Hanlığı da kuruldu. Bu kargaşalıktan yararlananMoskova Prensliği, 300 yıllık Türk hakimiyetinden kurtulmuş oluyordu.
1502'de Kırım Hanı Mengli Giray artık Osmanlılara tabi idi fakat serbest hareketediyordu. Gittikçe gücünü arttırarak hakimiyet alanını genişletti.

Altın Ordu'nun sonhanı Şeyh Ahmed'ın öldürülmesinden sonra bu devlet ortadan kalkmış oldu.

Altın Ordu Devleti'nin ortadan kalkmasından sonra bir çok hanlık meydana geldi. Ama bunlar BüyükAltın Ordu Devleti'nin yerini tutamadılar. Altın Ordu, hem Türk dünyasının hem de bütünDoğu Avrupa'nın en önemli devletlerinden biri olmuş, bütün bu ülkeleri siyaset,ekonomi ve kültür bakımından etkisi altına almıştı.

Moğol - Türk İdare Sistemi 

Altınordu devleti zamanında gerek Bulgar ve gerekRus yurdunda eski idarede birtakım değişiklikler yapıldı. Her iki memleket AltınOrdu'nun vassalı (tabii) olmakla, birtakım yükümlülüklere tabi tutuldular. Bubakımdan bilhassa Rus knezliklerinin vaziyeti enteresandır. Moğol-Türk kuvvetlerifazla bir kalabalık teşkil etmediklerinden bütün Rus şehirleri ve köylerini işgalaltına alıp Rus yurdunda kalmalarına maddeten imkân yoktu. Bu sebebtendir ki,kendileri için daha elverişli olan bozkır sahalarını işgal etmişlerdi.

Rus knezliklerindeki hâkimiyetleriidame ettirebilmek için de birtakım askerî ve idarî tedbirler alınmakla yetinildi.Evvelâ öteden beri mevcut olan knez idaresini olduğu gibi bıraktılar; Ryuriksülâlesine mensup olmak üzere, knezliklerin hâkimiyetlerini tanıdılar, hattâistilâdan önceki büyük ve küçük knezlikler bile muhafaza edildi; yalnız şuşartla ki, knezler makamlarını han tarafından tasdik ettirmeğe mecburdular; yanihan'ın tabii sayılıyorlardı.

İç intizam veasayiş yani polislik vazifesi knezlerin eline bırakılmıştı. Bunun dışında:Memleketin umumî asayişine, han'a karşı mükellefiyetlerin yerine getirilmesine vedüşmanca hareketlerin ortaya çıkmasına mâni olmak maksadiyle han tarafından tâyinedilen yüksek memurlar gönderilmekte idi.

Rus yurdundaki 240yıl süren bu "Tatar" hâkimiyetinin Rus tarihi ve Rus halkı üzerinde çokyönlü tesiri olduğu muhakkaktır. Batu Han'ın buraları zaptettiğinde Rus yurdu tambir siyasî anarşi içinde çalkandığından, iktisadî ve kültür refahının gereklişartlarından biri olan iç emniyet mevcut değildi. Altın Ordu tarafından tesbitedilen kuvvetli bir disiplin, evvelâ her yerde iç emniyet ve asayişin yerleşmesineneden oldu; yine bu asayişin kurulmasıyla ilgili olarak, Saray ile Rus knezliklerindekibaşkanlar ve darugalar, yahut askerî başbuğlar (tümen, bin ve yüz beğleri)arasında muntazam bir münasebet temin maksadıyla, daha Çingiz zamanında kurulan postausulü, yeni yol sistemi geliştirildi.

O zamana kadar bir tek parasistemi olmayan Rus yurdunda, aynı esaslar üzerinde sikke bastırıldı. Rusça"dengi" (dengi=para, tenke) tabiri, Türkçe tiyin sincap derisi sözündengelmiştir; gümrükler intizamlı bir hali kondu ki, Rusça "tamojnya"(gümrük) tabiri de Türkçe-Moğolca tamga-damga sözünden gelmektedir. Bunundışında rus knezlerinin, büyüklerinin ve askerlerinin Saray'a ve hattâ İçMoğolistan'a kadar gitmeleri, birçok Rus büyüklerinin Tatarlar ile düşüpkalkmaları, Ruslar'ın yaşayış, giyim tarzlarında olduğu gibi, düşünüş vegörüşlerinde de Tatarlar'ın tesiri altında kalmalarına sebep olmuştur. Aynışekilde Altın Ordu'da tatbik edilen kuvvetli bir merkeziyetçi devlet rejiminin ve hanotoritesinin, dolayısıyle Rus knezlerine bir örnek teşkil ettiğinde şüphe yoktur.

Altın Ordu'nun İslamlaşması 

Ahalisi 922'den beri müslüman olan Altın Ordu'daBatu'nun küçük biraderi Berke Han'ın (1255-1266) Müslümanlığı kabul etmesiyle, buülke, tam mânasiyle bir Türk-İslâm devleti haline gelmiştir. Zaten bu mıntıkada922'den beri İslâm kültürü yayılmıştı. Saray şehri kurulup da Türkistan'laticaret münasebetleri tekrar kuvvet bulduktan sonra, Altın Ordu'da müslüman tesirininbirdenbire başka tesirlere üstün geldiğini görüyoruz; neticede Saray hanları müslümanoldular.

Berke Han'ın hâkimiyet zamanı, Altın Ordu'nun, BüyükHakanlıktan ayrıldığı, yani istiklâlini ilan ettiği zamana tesadüf etmektedir;Berke Han kendi namına sikke bastırmakta ve tamamiyle müstakil bir hükümdar gibihareket etmekte idi. Umumiyetle onun zamanı Altın Ordu'nun en parlak devri olarak tanınmaktadır;Yeni bir "Saray" (Yeni Saray) şehrinin kuruluşu da bunu teyit etmektedir.

Özbek Han (1313-1342) zamanındaİslâm dini büsbütün kuvvetlendi. Saray şehri, diğer İslâm memleketlerinin büyükşehirleri gibi camiler, medreseler ve tekkelerle süslenmeğe başlandı; hükümdarsarayında âlimler, şeyhler, seyyitler ve hocalar itibar kazandılar; medreseler vemektepler açıldı.

Muhtelif İslâm memleketlerindenustalar çağrılmaya başlandı. Meşhur İslâm âlimlerinden Kutbettin-ür-Razî, ŞeyhSadettin Teftezî ve başkalarının Canibek Han zamanında (1340-1357) Saray şenrindekaldıkları malûmdur. Nehc'ül-feradis gibi enteresan bir kitabın ya doğrudan doğruyaSaray'da veya Saray hanlarının emriyle, yine Altın Ordu hâkimiyetinde bulunan,Harezim'de tertip edilmiş olması, yazı dilinin burada mühim gelişme kaydettiğini göstermektedir.

Sosyal ve Ekonomik Hayat

Altın Ordu'nun XIII-XIV. Yüzyıllardasiyasî, iktisadî ve kültür bakımından yalnız Şarkî Avrupa'nın değil, umumiyetleTürk dünyasının en mühim mevkilerinden biri olduğunda şüphe yoktur. Bu devletinahalisinin büyük bir kısmı -Rus yurdu müstesna- halis Türk'tü; ancak üst tabakadaMoğol unsur mevcuttu. Bu unsur da kısa bir zaman içinde tamamiyle Türkleşmişti.Devlet teşkilâtı, Çingiz'den çok önce teşekkül eden devlet sisteminden ibaretti.Gök-Türk ve Uygur teşkilâtının mühim unsurlarının Altın Ordu (ve umumiyetlebütün diğer Türk devletlerinde ) mevcut olduğu muhakkak gibidir; hele teşkilâtsözleri (ıstılahları)nde Uygarca mefhumların kullanıldığı görülmektedir; bununiçindir ki, Altın Ordu ve sonraki hanlıkların devlet, iktisat ve sosyalteşkilâtlarını öğrenmek, Moğolların kendi iç teşkilâtlarından başka dahaevvelki Türk devletleri ve hey'etlerinin vaziyetlerini bilmeğe bağlıdır.

Elde mevcut sınırlıkaynaklara göre Altın ordu'da askerlik, ziraat, ticaret, vergi ve her çeşitmükellefiyetleri tanzim eden belirli kanunlar mevcuttu. Çingiz tarafından kurulanteşkilâttan başka, siyasî ve sosyal hayatın her safhasını düzenleyen birçoknizamlar tatbik edilmekte idi. Bu itibarla da Altın Ordu Devleti'ni "yasalı"(kanunlu) bir siyasî varlık olduğu ortadadır.

Ahalinin yalnızgöçebe olmadığı, şehirlerin ve köylerin çokluğu ile derhal görülmektedir. ZatenOrta-İdil boyundaki Türkler'in çok erkenden köyler ve şehirler kurdukları malûmdur.İdil'in aşağı mecrasında bulunan Türk-Moğol unsurunun da yavaş yavaş şehir veköylere yerleştikleri görülüyor. Azerbaycan da dahil olduğu halde Altın Ordu'ya aitsahada şimdiye kadar 25 şehir tesbit edilmiştir. Bunlar: Azak, Batçin, Baku, Büler,Bulgar, Derbent, Gülistan (Saray'ın banliyösü), Kırım, Kırım-Cedit, Macar,Macar-Cedit, Mahmûd Âbad, Muhşı, Ordu, Ordu-Cedit, Ordu-Bazar, Recan, Saray,Saray-Cedit, Saraycık, Sığnak-Cedit, Tebriz, Ükek, Hacı-Tarhan (Zeci-Tarhan),Şabran, Şamaha.

Demekki, Altın Ordusadece bir "step imparatorluğu" değildi. Bu sayılan şehirlerin büyükbölümü büyük ticaret merkezleri ve "ihracat ve ithalât" iskeleleri vetransit istasyonları idi. Bilhassa Saray şehrinin büyüklüğü ve güzelliğihakkında şehri bizzat gezen seyyahların elinden çıkan kayıtlar mevcuttur. Bu cinskayıtlar yapılan hafriyat neticesinde tamamiyle tesbit edilmiştir. Saray şehrindemükemmel bir su tesisatı olduğu, bahçelere, evlere varıncaya kadar su borulariyle sugetirildiği meydana çıkmıştır; çini tezyinatı, yapıcılık ve bilhassa madenişleme hususunda mühim ilerlemeler elde edildiği, çıkan eserlerle sabittir.

Bu itibarla, Sarayşehrinin ve içinde yaşayan ahalisinin (yani yerli Türkler'in), devirlerinin diğermemleketlerinden geride durmadıkları açıktır. Meydana çıkarılan maden eritme veişletme tesisatının mükemmelliği, Altın Ordu ustalarının, hattâ bu husustabirçok millet ustalarını geride bıraktıklarını gösterir. Bu suretle Sarayşehrinde (bilhassa Saray-Berke'de) İtil ve Bulgar şehirlerinin geleneği yalnızmuhafaza edilmekle kalmamış, daha da ileriye götürülmüştür. Saray aynı zamandaTürkistan, İran, Anadolu, Bizans, Rus, Ceneviz ve Orta Avrupa'dan gelen tüccarlarınbuluştukları bir merkez olması hasebiyle de büyük bir ehemmiyete sahipti; buradaayrı milletler için ayrı mahaller kurulduğu ve herkese kendi memleketinde alışıkolduğu hayata göre yaşamak imkânı verildiğini biliyoruz.

Etnik ve Dinsel Yapı

Altın Ordu Devleti'nde resmi dil Çağatay Türkçesiidi. Önceleri Gök Tengri'ye tapıyorlardı ama kısa zamanda bütün ülke Müslümanoldu. Bir süre sonra devlet tam anlamı ile Türkleşti. Ama bu "Türkleşme"deyimi hükümdar ailesi içindir. Halkın yüzde doksanından fazlası zaten Türk idi.(Kuman, Kıpçak, Bulgar... Türkleri).

Bugün Tatar adıyla anılan Türkler de Altın OrduDevleti'nin halkıdır ve Tatar adı "Kuzey Türkleri" anlamında bir genel adolmuştur. Moğollar çok küçük bir azınlık haline düşmüştü. Askerin büyük çoğunluğuda Türk idi. Moğol azınlığı Türklerle karışmış ve eriyip gitmişlerdi. Amahanlar Moğol sülalesinden geliyordu. Bunlar da Türklerle evlendikleri için zamanla Moğoletkisi sadece idare şeklinde, teşkilatta kaldı.

İdare Sistemi

Altın Ordu'nun idare sistemi eski Türk esaslarınadayanmaktadır; bu esaslarda bilhassa bozkır an'anesi ve teşkilâtı mühim bir yertutuyordu. Ahalinin gittikçe toprağa bağlanması, ziraat, ticaret ve sanayiin gelişmesiüzerine devlet idaresinde bu esaslar da dikkate alınmıştı. Altın Ordu'nun resmi ismiaslında "Büyük Ordu"dur. Bu devlet birkaç kısma yahut "Ulus"a("ölüş, hisse" bölünürdü; Rusya bile birkaç "Ulus"tan ibaretolduğu gibi, Başkurt, Bulgar, Mokşı elleri de birer ayrı ulus teşkil etmişti;bundan başka Kafkas ve Karadeniz sahaları da ayrı uluslara bölünmüştü.

Ulus onun başında bulunan türe (büyükmemur)lerin adını alırdı. Ulus içinde de, Çingiz'in tesbit ettiği ve tamamiyleaskerî mahiyette olan bir bölüm vardı; ezcümle: Tümen (10 bin), bin, yüz ve onbeylikleri; tümen beyi, onbin kişilik kuvveti çıkaran bölgenin başbuğu, bin beyi,bin kişilik kuvvetin başı v.s. Bu bakımdan Altın Ordu gayet intizamlı bir askerî vemülkî idare teşkilatına sahipti. Halis Türk olan ulusların en yüksek idare (sivil)memuruna Daruga denilirdi, ki vali karşılığı olsa gerektir; Rus uluslarındaki en yüksekTatar valisi de Baskak adını taşırdı; baskakların idarî merkezine de"yurt" denirdi.

Baskaklar bulunduklarıyerde, Rus knezleri ve ahalisinin Altın Ordu'ya boyun eğmelerine nezarete memurdu; bumaksatla onun emrinde asker de bulunurdu. Rus ahalisinden "kafa vergisi" alındığından,ahali sayımı yapılır (ilk sayım 1257'de) ve ona göre baskaklar vergi alırlardı;mal ve mülkten ayrıca aşar (onda bir) da toplanmakta idi. Darugaların da aynı şekildeicrai faaliyette bulundukları görülmektedir; yerli Türk ahalisinin birçok mükellefiyetleretabi olduğu, yarlıklardan anlaşılıyor. Ancak "Tarhan" olan kimseler, hernevi mükellefiyetten ve vergilerden kurtuluyorlardı. Tarhanlık hakkı da han tarafındanverilir ve "Tarhanlık yarlığı" ile tastik olunurdu.

Hana devlet idaresinde"Divan" adını taşıyan bir meclis yardım ederdi. Ekseri Türk-İslâmdevletlerinde tesadüf ettiğimiz bu müessesenin Altın-Ordu'daki mahiyeti kat'î olarakbilinemiyor; bilhassa bu divanın yazıcıları (Divan bitikçi'leri) tâbiri yarlıklardasık sık zikredilmektedir. Dış memleketlere gönderilen elçilere ve yardımcılarına"elçi-keleci" denirdi. Ayrıca yol, vergi, ticaret işlerine nezaret edenmemurlar mevcut olup bunların vazifeleri birer birer tâyin ve tesbit edilmişti.TicaretinAltın Ordu'da çok inkişaf ettiğini de söylemiştik; buna bağlı olarak para sistemide gayet muntazamdı; maden para ile yanyana, kâğıt para usulü de vardı.

Siyasi Önemi

Altın Ordu'nun siyasî tarihi cihetine gelince: Buhakanlık doğu Avrupa'yı elinde bulundurmakla birçok bakımdan Hazar Hakanlığı'nıandırmaktadır. İşgal ettiği coğrafî vaziyetinin icabı olarak birçok devletlerlesiyasî, iktisadî ve kültür münasebetleri tesis etmiştir. Bizans'la, Mısır Memlûklerive Osmanlılarla münasebetleri olduğu gibi, bilhassa Litvanya-Lehistan Devleti'yle yakınbir münasebet tesis edilmişti. Altın Ordu ile İlhanîler arasında, Hazar Denizi'nin güneysahası ve Harezm yüzünden daimî bir ihtilâf ve rekabet vardı; bunun içindir ki AltınOrdu ile Mısır Memlûkleri arasında sıkı bir dostluk kuruldu; aynı vecihle sonraları,Yıldırım Bayezit ve Toktamış Han'ın her ikisinin de Timur tarafından büyük birtehlikeye maruz kalmaları üzerine Osmanlı Devleti'yle Altın Ordu arasında yakın birdostluk hâsıl oldu; her iki memleketten karşılıklı elçiler ve tüccarlar gidipgelmeğe başladılar.

Timur istilâsı Altın Ordu hanlariyle Osmanlısultanlarının, sonraları da iyi münasebetleri devam ettirmelerini sağladı. İkinciMurat ile Fatih Mehmet zamanında da bu dostluk mevcuttu. Altın Ordu hanlarından olupsonra Kazan Hanlığı'nı kuran Uluğ Muhammed'in, II. Murad'a ve sonraki hanların FatihMehmed'e gönderdikleri bitikleri bunu göstermektedir. Moskova knezliğinin tedricen yükselmesive tehlikeli olmağa başlaması üzerine, Altın Ordu ile Litvanya-Lehistan arasındaRuslar'a karşı bir cephe teşkil etmek istendi.

Birçoketkenlerin bir araya gelmesiyle, gittikçe zayıf düşen Altın Ordu, Aksak Timur'un arkaarkaya indirdiği üç darbeden sonra (bu seferler esnasında Saray şehri kâmilen yıkılmışve ahalisi katliâm edilmiştir) Altın Ordu bir daha kendine gelemedi. Hanedan âzasıarasında çıkan iç mücadele, ticaret hareketlerinin gittikçe azalması, komşularınınkuvvetlenmesi neticesinde Altın Ordu Hakanlığı gittikçe kuvvetten düştü. AltınOrdu'nun son büyük hanı Timur ve Bayezid'in çağdaşı olan Toktamış Han'dır(1376-1391).

Ondan sonra,"Taht-İli"nde (Saray'da) hanlar birbirini sık sık takip etmişler ve karşılıklışiddetli mücadeleler yapmışlardır. 1480 yılında Saray Hanı Seyyit Ahmet, Moskova büyükknezi III. İvan'ı baş eğmeğe zorlayarak Rusya üzerinde eski hâkimiyetini tekrarkurmak teşebbüsünde bulunmuşsa da, kâfi miktarda kuvvete sahip olmadığı gibi,arkada bazı tehlikeler baş gösterdiğinden, bir meydan muharebesi olmaksızın, Donboyunca çekilip gitmişti. Bundan sonra Rusya üzerindeki 240 yıldan beri devam edipgelen Altın Ordu hâkimiyeti kendiliğinden kalkmıştır. Zaten Altın Ordu'nun hayatıda sona ermiş gibiydi. 1502'de bu devlet artık tarihe karışmış bunuyordu. Bu hakanlığınharabeleri üzerinde birçok hanlıklar yükseldi; bunlar: Kırım, Kazan, Sibir, Astırhanve Nogay hanlıkları idi.

     ANA SAYFAYA DÖN   

KONUNUN BAŞINA DÖN

 
 
Z i Y A R E T C i - D E F T E R i
orhanyildiz.tr.gg
A N A - S A Y F A Y A - G i T
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=